IRAK KÜRT FEDERE DEVLETI YILLAR SÜRMÜS BIR MÜCADELENIN ÜRÜNÜDÜR-1-

1. BÖLÜM
GIRIS
Irak devleti kuruldugunda, Kürtler Seyh Mahmud Berzenci’nin liderliginde ulusal demokratik haklari için direnis halindeydiler. Bu durum Kürtlere haklarinin verilecegi sözü ile, son buldu ve Kürtler yeni Irakin ‘kurucu unsuru’ olarak devlete katildilar. Geçmisten bu güne dek güneyde Kürt haklari taninmadigi ya da verilen sözlere sadik kalinmadigi, gerek 1958 ve gerekse 2005 te yapilan anayasalari bizzat Irak merkezi yönetimleri uygulamadiklari için Kürtler direndi ve mücadele etmeye basladi. Kürtlerin bu mücadelesi mesru bir mücadele, dahasi anayasal haklarin uygulanmasi için de hakli bir mücadeledir.
1958’de Irak genelinde Kürtlerle Araplarin ayni haklara sahip oldugunu öngören anayasa yürürlüge girdi. Kisa bir süre kismen demokratik bir düzen olusmaya baslamisti. . Ancak bu anayasaya uyulmadi ve 1961’de Eylül Direnisi basladi. Irkçi Baas rejimi bu direnisi yok etmek için 20 yildan fazla didindi. Bu süre içinde Kürtlere akilamaz soykirim ve baskilar uygulandi. Merkezi yönetim ve Kürtler 1970 Mart ayinda tekrar müzakerelere basladi ve 11 maddelik bir ‘otonomi’ üzerinde anlasma saglandi. Bu uzlasmayi bozan yine Irak Baas yönetimi oldu. 1989 yilinda Saddam ‘ Enfal ‘operasyonlari baslatti. ‘Enfal’ operasyonlarinda 180 binden fazla Kürt öldürüldü. Köyler yikildi, on binlerce Kürt göçe zorlandi. Halepçeye kimyasal bombalar atildi. Bu tam bir insanlik dramiydi. Insanlik bayraginin yerde süründügü bir andi. Bir tek Israil devleti tarihe ‘Halepçe Katliami’ olarak geçen bu katliama tepki gösterdi. Dünya sessiz, BM takatsiz olarak olayi izledi. Barzani ailesine mensup 8000 kisi Basra çölünde diri diri topraga gömüldü. Tüm bunlar karsisinda TC, Iran ve Suriye yönetimleri bir tepki göstermedi. Islam dünyasi bu jenoside seyirci kaldi. Bunca Kürt müslümana uygulanan bu insanlik disi barbarlik karsisinda ‘Islam’ dünyasi, Türk Islami, Arap Islami, Fars Islami sessiz kaldi. Çünkü, onlar için önce ‘milliyet’ çikarlari vardi, Islamliklarini da bu temel üzerinde insa etmislerdi.
Kürtler ulusal ve anayasal haklarindan vaz geçmediler. Nihayet 1991 yilinda 36’nci paralelde çekiç gücün olusmasi ile birlikte Kürdistan fiilen Iraktan ayrilmis oldu. . Kürdistan resmen taninmayan ancak defacto olarak hüküm süren bir devlet konumuna geldi.
TÜRK IRKÇILARIN KERKÜK ÖFKESI
17 Temmuz 1958’de A. Kerim Qasim Irak’ta yönetim ele geçirdi. Bunun üzerine sürgündeki Kürtlerin efsanevi lideri Mela Mistefa BARZANI 6 Eylül 1958 yilinda SSCB’den Iraka geri geldi. Barzani Bagdat Hava Alani’na indiginde on binlerce kisinin sevgi gösterisi ve coskusu ile karsilandi. A . Qasim yönetimi yeni kurulmustu. Bu yüzden ülkenin önemli iki gücü olan komünistler ve Kürtlerle iyi geçinme yollarini tercih etti. BARZANI ve öteki sürgün ve tutuklu Kürtlere özgürlük verilmisti, KDP’nin yasal olarak örgütlenmesine izin verilmisti. Barzani himayesindeki pesmerge gücü bu gün oldugu gibi merkezi Irak yönetiminin yasal askeri gücü durumundaydi.
Kürtlerin merkezi yönetimle anlastigi bir dönemde Kerkükte bir takim provakasyonlar tezgahlandi. Kerkük ve civarinda yeni yönetime karsi baskaldiran ger Türkmenler ve bazi ‘karsi devrim’ güçleri, bir takim siddet eylemlerine baslamisti. Merkezi hükümet tarafindan Kürdistan’in Musul eyaletinden sorumlu olarak ilan edilmis olan Barzani kendi yönetimi altindaki bölgede Irak hükümetinin talimatlari dogrultusunda siddet olaylarini ve baskaldirilari bastirmak için harekete geçti. Isyan güçleri Barzani ve pesmerge tarafindan dagitildi ve isyan kisa zamanda bastirildi.
Bu olay Irak yönetiminin bir tezgahiydi. Irak Yönetimi, böylece bir tasla iki kus vurmayi basarmisti: Türkmenleri Kürtlere vurdurarak ayni toprak ve iklimde yasayan iki kardes halk arasina kin duygularini ekmek ve kendi yönetimini saglamlastirmak, baskaldiriyi etkisiz duruma getirmek. Irak bu amacinda da basarili oldu ve Kürtler bir kez daha hayal kirikligina ugradi.
Bu olay sonucunda, T. C. yetkilileri ve parlamentosu bir kez daha Kürtlere karsi öç alma duygusu ile soven bir çalkanti yasamistir. Asim Eren mecliste bu olayi tartisirken ‘Mukabeleyi bil misil’ cümlesini kullanarak Irak’ta öldürülen her Türkmen için on tane Kürdü Türkiye’de öldürmek gerektigini hararetle savunmustur. Ve tarihte 49’lar olayi olarak bilinen olay, iste böylesi bir öç alma duygusu ile baslamistir. T. C. resmi devlet siyaseti, Kürtlere olan kinini o gün bugün tasiyip gelmekte ve Kürtleri asla içine sindirmeye yanasmamaktadir.
Oysa ki bu gün Kerkükte tüm vatandaslar birbirleri ile barisik yasamaktadir. Türkmenler hayatin her alaninda kendilerini özgürce ifade edebilmektedirler. Türkmenler kendilerini Kürdistanli kabul etmektedirler. Kimse Türkmenleri zorla ‘Kürtlestirme’ çabasinda degil. Tersine Türkmenler de Kürtlerele esit haklara sahiptirler. Partileri, dernekleri, gazeteleri, radyo ve televizyonlari var, Kürdistan parlamentosunda partileri var. Bu partilere mensup bakanlari var. Kent meclisinde temsilcileri var. Yerel anlamda güvenlik güçleri içinde Türkmen askerler ve emniyet mensuplari var. Ana dilde egitim haklari üniverisite bitimine dek güvence altindadir.
Kafasina kuma gömmüs Türk irkçilar Kerküke dair senaryolar yazmaya devam ediyor. Kerküklü Türkmenlerin ulusal, sosyal ve etnik sorunlari tümden çözüldügü halde, hala orada Kürt-Türkmen düsmanligini körüklemektedirler. Dahasi Türkiyede de Kerkük üzerinden Kürtlere kin ve nefret püskürtmektedirler. Bu düsmanca tutum Türkiyeye zarar vermektedir. Hükümet bu türden irkçi tutumlara zemin vermemelidir.
Latif Epözdemir