ISID’in gelecegi ve Sykes- Picot çökerken

Musul yöresinde ISID’e karsi beklenen operasyonun basladigina dair haberler geliyor. Irak ordusu ve Pesmerge’nin baslattigi hareketin ilk gününde 13 köy ISID güçlerinden temizlenmis. Ayni zamanda Suriye hükümetine bagli askeri güçler de ülkenin dogusundaki Palmira’ya yaklasiyormus. Malum, ISID vandallari bu antik kente büyük zarar vermis, paha biçilmez tarihi anitlari tahrip etmislerdi.
Son iki yilda Kobani ve Sengal’den püskürtülmesi, ISID açisindan duraklama döneminin baslangici idi. Simdiyse, Musul hareketiyle ve Suriye içindeki operasyonlarla ISID bakimindan geri çekilme dönemi basliyor. Yakin bir zamanda Musul ve Rakka’nin düsmesi, bu örgüt bakimindan çöküs sürecini hizlandiracaktir.
Bu igrenç, acimasiz örgütü kimler yaratti ve o kimlere yaradi?
Bazi dostlar, onun Iran ve Sam rejimine yaradigina bakarak ISID’i onlarin yarattigi sonucuna variyorlar.
ISID’in Suriye ve Iran’a yaradigina süphe yok. ISID ortaya çiktiktan sonra din adina öylesine bir barbarlik sergiledi ki, ABD, Esat giderse yerine daha kötüsü gelecek deyip Suriye’de mevcut rejimi devirme projesinden vazgeçti, en azindan onu erteledi. Bu da bu ülkedeki Baas rejimine yaradi. Yine ISID’in yaptiklari, ABD ve öteki batililarin Iran rejimiyle iliskileri düzeltmelerine ve Iran’in bölgedeki etkisinin artmasina da yol açmis olabilir.
Yine de bütün bunlar ISID’i Iran’in ve Suriye’deki Baas rejiminin ortaya çikardigi sonucuna varmamiza yetmez. Siyasi ve sosyal süreçler çok daha karmasiktir. Bir olguya yol açanlarla, ya da onu yaratanlarla ondan yararlananlar farkli olabilir. Bazen evdeki hesap çarsiya uymaz. Siz bir plan kurarsiniz, ama sonucundan baskasi yararlanir. Bazen ‘kuyu kazan kendi düser.’
ISID Iran ve Suriye yönetimlerinin degil, tam tersine onlarla bir hesaplasma içinde olanlarin eseridir.
Malum, ISID El Kaide’nin bir türevidir. El Kaide ise Afganistan’da Sovyet yanlisi rejimle savasmak için ABD tarafindan ve Suudi Arabistan’in destegiyle yaratildi. El Kaide’yi onlar egitip donattilar.
Sovyetlerle birlikte Afganistan’daki rejim de çökünce, sözde Islam adina bu ‘kâfir rejime’ karsi savasmak için yaratilmis El Kaide bir bakima hedefsiz kaldi ve kendisine yeni düsmanlar aradi. Bu düsmanlarsa, Islam’i kendisi gibi yorumlamayan Islam ülkeleri dahil, inançlari ve hayat tarzlari farkli tüm dünya idi. Bu kosullanmislikla El kaide dört bir yana yayildi, eylemler koydu ve bu eylemlerin en büyükleri bizzat kendisini yaratmis olan ABD’ye yönelik oldu. (Beyrut ve Suudi Arabistan’daki elçiliklere, New York’un Ikiz Kuleleri’ne yönelik eylemler gibi.)
ISID’e gelince, o Irak ve Suriye’de Baas rejiminin yikintilari üzerinde ortaya çikti.
Irak’ta Saddam rejiminin çöküsüyle birlikte, bu ülkedeki Sünni Arap kesimi de yönetimi Sii çogunluga kaptirdi ve bunu sindiremedi, direnisini çesitli biçimlerde sürdürdü. Kuzey Afrika’da baslayan ‘Arap Bahari’nin Suriye ve Yemen’e ulasmasinin ardindan bu ülkelerde de çekisme, ayni zamanda bir Sünni-Sii mezhep savasina dönüstü. Bir yanda Iran rejimi, Bagdat ve Sam hükümetleri, Lübnan Hizbullahi ve Yemen’deki Hussiler’den olusan Sii aksi, diger yanda Suudi Arabistan, Birlesik Arap Emirlikleri, Katar’dan olusan Sünni aksi. Bu kesim Irak ve Suriye’deki Sünni Araplarin, Sii egemenligine karsi direnisini destekledi ve onlari egitip donatti. ABD de baslangiçta, Iran rejimini dengelemek ve Suriye’deki dost görmedigi Baas yönetimini çökertmek için söz konusu ikinci cephenin, yani Sünni kesimin yaninda yer aldi.
Bir süreden beri Islam dünyasinin liderligine soyunan Türkiye’deki AK Parti iktidari da Misir ve Suriye’deki Müslüman Kardesler’i ve diger muhalif kesimleri destekler olunca ister istemez, söz konusu Sünni aksinin bir parçasi haline geldi, Ortadogu’daki bu mezhep kavgasinda taraf oldu.
Irak-Sam Islam Devleti projesi (ISID) iste böylesi bir ortamda ortaya çikti. ISID’in kisa zamanda edindigi ekonomik ve askeri güç, üstün savas yetenegi ancak böylesi bir destekle mümkün olabildi.
Ne var ki, yukarda degindigim gibi, ISID’in kendi sapik anlayisi disindaki tüm inançlari ve yasam tarzini, yani tüm dünyayi kendisine düsman gören tutum ve davranisi nedeniyle, ona bizzat destek verenler de ürküp desteklerini çektiler; hatta, örnegin ABD ve Bati Avrupa ülkeleri, Rusya ona karsi tavir aldilar.
Böylece hem bölge, hem dünya için ciddi bir belaya dönüsen bu çagdisi örgütün bir gelecegi olmayacagi belli oldu. Onun yenilgiye ugratilip etkisizlestirilmesi artik yalnizca bir zaman meselesi idi.
Ne kadar zaman alir bilemeyiz, ama belli ki onun defterinin dürülmesi çok sürmeyecek. Bu azgin örgüt tasfiye edildikten sonra Irak ve Suriye yeniden düzenlenecek. Bir ihtimal Suriye’de de, Irak’ta oldugu gibi serbest seçimlerle yönetim belirlenecek ve Suriye’de de Kürt, Nusayri ve Sünni Arap bölgelerinden olusan federal bir yapi olasacak.
Irak’ta da Sünni bölgesinin, Güney Kürdistan gibi federal bir bölgeye dönüsmesi ihtimali büyüktür. Hatta gelismeler Irak’in üç bagimsiz devlete ayrilmasi ihtimalini de güçlendiriyor. Çünkü bu ülkede bizzat Sünni ve Sii Araplar bir arada yasamayi basaramadilar, çatisma ve ayrisma çok keskin. Sii yönetim Anayasa’yi çignedigi, örnegin Kerkük konusundaki geçici hükmü uygulamadigi, Kürtlerin petrolden payini vermedigi için Kürtler de hakli olarak bagimsizlik yönünde adim atmaya hazirlaniyorlar.
Özetle söylersek, Irak ve Suriye’deki gelismeler bu iki ülkenin yeni ve önemli düzenlemelerin esiginde oldugunu, yüz yil önceki Sykes Picot’un çöktügünü açikça gösteriyor.
Bu gelismeler tüm bölgeyi etkileyecektir. Türkiye’yi yönetenler de olup bitenlerden ders almali. Eger içerde baris ve huzur isteniyorsa sorunlar uygarca yol ve yöntemlerle çözülmeli. Kürt sorunu da Kürtleri ezerek, Kürdistan’i yakip yikarak çözülemez. Esitlige, insan haklarina dayali çagdas ve adil çözümler devreye konmali. Hem Kürtlerin, hem Türklerin ve bu ülkenin tüm insanlarinin yararina olan budur.
24 Mart 2016
Kemal Burkay