Islam ve Siyaset

Çocukluk yillarimdan beri ateistim. Ellili yillarda çok rastlanan bir tavir degildi bu. Dinlerin hiçbirine yakinlik duymadim, ama ‘din tarihi’ ‘düsünce tarihi’nin çok önemli bir kismini olusturdugu için her zaman ilgilendim; okudum ve ögrendim. Bir ateist olarak dini ve metafizik inançlari siyasete sokmaya her zaman karsiydim; ama insanlarin inançlarina saygili olma ilkesini de her zaman benimsedim ve uyguladim. Varlikla ilgili benim de düsüncemi, merakimi kurcalayan sorulara kendim nihai bir cevap veremiyorum ve verilebilecegini de düsünmüyorum. Bildigim dinlerin verdigi cevaplari da inandirici bulmuyorum. Ama bu, insanlarin dini cevaplara niçin ihtiyaç duyduklarini anlamama engel degil.
Bu saydigim nedenlerle Türkiye’de ‘Islami siyaset’ yapanlara böyle yapma hakkini tanidim. Bu konuyu biraz inceleyen herkes Islam’in seküler bir yöne çekilmesinin imkansiz degilse de bir hayli zor oldugunu bilir ve anlar. Aslinda bu yalniz Islam için verilecek bir yargi da degildir.
Insan havsalasinin aldigi en yüce kavram ‘Tanri’. Öyleyse, Tanri’nin dedigini yerine getirdigine inanan kisi, onun üzerine herhangi bir irade kabul etmek istemeyecektir. Hiristiyanlik, Isa ‘Sezar’in hakki Sezar’a’ dedigi için seküler bir düzene geçmedi. Tarihi gelisme öyle getirdigi için, yani Kilise ile seküler kralliklar bir türlü birbirini alt edemedigi için oldu bu. Bunun benzeri ise Islam tarihinde görülmüs bir sey degil.
Dolayisiyla Türkiye’de ‘Siyasi Islam’ görüsünü benimseyenler için ilk adim, laikligin egemen olmaktan çikarilmasidir. Bu, baska türlü olamazdi.
Ancak, ‘Türkiye’de laiklik’ diye bir seyden söz etmek de aslinda mümkün degil, çünkü böyle bir sey olmadi. Cumhuriyet’in getirdigi düzen (Diyanet Isleri gibi bir kurum yoluyla) dini devlet otoritesi altina almakti. Sonuç verdi mi? Uzun süre bu islevi yerine getirdi ama bugün vardigimiz nokta aslinda basarili olmadigini gösteriyor. AKP’yi yalniz din motifiyle açiklayamayiz süphesiz, ama ‘AKP ideolojisi’ denecek bir sey varsa, onun içinde dinin önemli bir yer tuttugunu yoksayamayiz.
Bu isler zorla, yasaklamakla v.b. olmuyor. Nitekim olmadi. Elli yil kadar ‘Ben Islamci’yim’ diyen bir siyasi partinin kurulmasi bir sekilde engellendi. Erbakan’in baslattigi partilesme hareketi kaç ‘kapatma’ harekatindan geçti ve simdi AKP 2002’den beri iktidarda.
2002’de seçimi kazanan ve tek basina hükümet kurmayi basaran AKP bunu izleyen yillarda oyunu yükseltti. Bunu, bütün o bayrak mitingleri, muhtiralar, kapatma davalari ortaminda yapti. Bu sürecin bu toplumda herkese bir seyler göstermis olmasi gerekir ama gerçekten gösterdi mi ya da yeterince gösterdi mi, çok belli degil. AKP seçim kazanip iktidar olurken Türkiye’de onun disinda, iktidar mücadelesini de partilesmeye baglamamis bir Islamci siyaset daha vardi: Gülenci hareket. Milli Görüs’ün büyük ölçüde Naksibendi kökenden gelen kadrolariyla Nurcu hareket daha önce bir araya gelmemis, birbirlerine de pek dostane bakmamislardi. Ama 2002’den sonra bu iki hareket arasinda bir yakinlasma, adi konmamis bir ‘ittifak’ olustu. Asagi yukari on yil devam etti de.
Sonra hep birlikte izledigimiz, gözledigimiz gibi ittifak parçalandi ve iki hareket arasinda, toplumdaki bütün karsitlik ve düsmanliklari sollayan bir husumet dogdu. Bu husumet, iktidarda olan AKP’nin her türlü imkanini seferber ederek Gülenci hareketi ezmesi biçimini aldi.
***
Siyaset ortamina bugün baktigimizda, AKP’nin, 2000’lerin basinda gösterdigi güçlü görünümden uzaklastigini görüyoruz. Yerel seçim bu bakimdan anlamli sinyaller verdi.
Vurgulamak istedigim bir iki nokta var: birincisi, Cumhuriyet ideolojisi ve pratiginin egemen oldugu yillarda Islam’a bagliligini sürdüren kesimin ve varolan düzenin yasattigi hayattan mutlu olmayanlarin beklentileriyle ilgili. 1960 sonrasi serbest seçim ortamina geçisle birlikte bir ‘darbeler’ dönemine de girilen ülkede, ‘dini bütün’ bir iktidarin, topluma mutluluk getirecegi umudu yesermisti. Islam iktidara gelemedigi için bu umudun ne derece gerçekçi oldugunu ölçmenin de bir imkani yoktu.
Simdi var. Yerel seçimin verdigini söyledigim ‘anlamli sinyaller’ de zaten bununla ilgili. Bu, öncelikle iktidarda olan partinin tavir ve uygulamalariyla ilgili. Ama ‘ilgili’, onunla ‘sinirli’ degil. Iki hareket arasindaki çatismanin ilk ‘çarpici’ simsegi, ünlü yolsuzluk belirtileri, ayakkabi kutulari, yazarkasalar v.b. yoluyla çakmisti. Gülen hareketi, bir yerlerde tuhaf isler döndügünü ‘ihbar’ ediyordu. Iyi de, kendisi bunlari yeni mi ‘haber’ almisti? Yoksa ittifak devam ederken böyle konulari gündeme getirmenin uygunsuz olacagini mi düsünmüstü? Cevap bu ikincisiyse, bu hareketin etik sorumluluk duygusuna ne kadar güven duyabilirdik?
Bu zamana kadar görülmekte olan darbe girisimi davalari burada belirleyici olan Gülenci savcilar v.b. elinde yürümüstü. Onlarin bu isleri yürütmelerinde her türlü ‘evrak tahrifati’ yapildigi söyleniyor. Bunlarin dogruluk derecesini bilmeme imkan olmadigi halde, sürecin bir asamasindan sonra isin içine baska etkenlerin karistigi izlenimini edinmis ve ilgimi kaybetmistim. Bir yandan da Kürt sorununa barisçi bir çözüm bulma çabasini Gülenci kadrolarin engellemeye çalistigi söylentileri vardi. Bunlarin üstüne de ‘darbe girisimi’ geldi.
Yani, sonuç olarak, gözümüzün önünde ‘asil aktör’ AKP ve Tayyip Erdogan olmakla birlikte,
bu kavgada ‘mazlum’ rolünü oynamak durumunda kalan tarafin da pek masum olmadigini görebiliyoruz.
Ama ‘asil aktör’ün performans düzeyine yetismeye imkan yok. Bunlari zaten her gün yaziyoruz, tekrara gerek yok. Ama, gene ‘yerel seçim’ diyecegim, toplum da bu ‘performans’ karsisindaki tepkilerini göstermeye basladi. Toplum da ‘Islamci siyasetin bu üslubu’ndan çikarilmasi gereken dersleri çikariyor olmali.
Burada bir parantez açayim: konumuz ‘Siyasi Islam’; ancak bugünün kosullarinda ‘Siyasi Islam’ dedigimizde aslinda ‘Tayyip Erdogan’ demis oluyoruz. Kurdugu ‘tek adam’ rejiminde baska türlüsünü beklemek gerçekçi degil. Bunu söyleyince, seyretmekte oldugumuz bu temsilin ‘Siyasi Islam’in zorunlu mecrasi’ olup olmadigini sormak gerekiyor. ‘Siyasi Islam’, daha daraltarak söylersek AKP, Tayyip Erdogan’da cisimlesen anlayisa uymak zorunda miydi?
Elle tutulur gerçeklik bu olduguna göre, bu anlayisin bu hareket içinde saglam temelleri oldugunu teslim etmek gerekir. Ama Erdogan’in bu noktaya epey adam harcayarak geldigini de gördük. Hatta sonunda partinin tamamini büyük ölçüde fuzuli hale getirdigini de söyleyebiliriz. Yalniz Türkiye içinde degil, Müslüman olan ve olmayan dünyada da büyük hayal kirikligi yaratan bir tavir benimsedi ve dönüsü olmayan bir yola girdi. Ancak bunlar, ‘Siyasi Islam’in sadece ve sadece Tayyip Erdogan yolundan yürümesi gerektigini göstermiyor. Hatta belki Tayyip Erdogan fenomeni bu ihtiyacin daha keskin biçimde duyulmasina katkida bulunabilir.
Bunlari düsünmeye ve tartismaya devam edecegiz. Sonuç olarak, yillarca sürmüs ‘Dini denetim altinda tutalim’ siyasetinin üretemedigi sonuçlari Tayyip Erdogan iktidarinin ürettigini düsünüyorum. Inananlarin gözünde bir büyüsü olan ‘Müslümanlar iktidarda olsa’ düsüncesinin cevabini kismen yasamis durumdayiz. Müslümanlar iktidarda oldu. Hukuk, adalet, demokrasi konularinda görecegimizi gördük. Ekonomik alanda olanlari seyrettik.
Bugünlerde belirli kesimlerde kaygilar dile getiriliyor: ‘Deizm yayiliyor Namaz kilanlarin, oruç tutanlarin sayisi azaliyor’ v.b. Muhtemelen böyle. Ve böyleyse, Tayyip Erdogan’in temsil etmekte oldugu ‘Siyasi Islam’ deneyiminin bunda ciddi bir payi olmali.
birikim
—————————————————————————
T 24- 5 Ocak 2020
Murat Belge