JITEM
Bazi ‘kötü’ subaylar Güneydogu’da herkesten habersiz JITEM diye bir örgüt kurmuslar.
Binlerce insani sokaklarda öldürmüsler, iskence yapmislar, cesetlerini topu mezarlara gömmüsler.
Haraç toplamislar.
Mafyayla isbirligi yapmislar.
Bütün bunlari yillarca sürdürmüsler.
Ordunun bunlardan haberi olmamis.
Su anda tutuklu bulunan eski Jandarma Komutani’nin anlattigi JITEM hikâyesi bu.
Ben bu anlatimi okudugumda, JITEM’in ‘nasil’ kuruldugunu anlamadim ama ‘niye’ kuruldugunu anladim.
Eger bir ülkenin generalleri, o ülkenin insanlarinin böyle hikâyelere inanacak kadar aptal olduguna inaniyorlarsa her seyi yaparlar.
JITEM’i kurarken buna inanmislar.
Peki, o generalleri bu halkin böylesine aptal olduguna inandiran ne ya da kim?
Benim tek bir cevabim var.
Medya.
Bir toplumun aklinin ve zekâsinin dogru çalismasi için medyanin ona ‘gerçekleri’ anlatmasi gerekir.
Toplum gerçekleri ögrenemedigi zaman dogru tepkileri veremez.
Ve, halki öldürenler, soyanlar, eziyet edenler, bu sessizligi bir ‘akilsizlik’ olarak yorumlarlar.
Isledikleri günahlari islemeye fütursuzca devam ederler.
Medya, olanlari dürüstçe anlatsaydi toplum buna tepki verir, binlerce insan sokaklarda vurulmazdi.
Ordunun içinden çeteler çikmazdi.
Bakin dün Genelkurmay Baskanligi bir emir yayinladi, bundan böyle askerlerin ‘hava yoluyla’ nakledilmesine karar verdi.
Eger, Dersim’de bir otobüsün içinde PKK tarafindan öldürülen silahsiz erlerin neden böyle bir saldiri karsisinda açikça hedef durumuna getirildigi toplum tarafindan sorgulanmasaydi, ordu bu emri yayinlamazdi.
’33 asker’ faciasindan bu yana ‘karadan nakillerde’ askerlerin toplu hâlde öldürülebildigini bildikleri, tecrübeleriyle bunu ögrendikleri hâlde neden bugüne dek böyle bir tedbir almadilar?
Çünkü bugünkü kadar sert bir tepkiyle karsilasmadilar, yaptiklari hatalar böylesine keskin biçimde sorgulanmadi.
Medya, devleti sorgulamadigi zaman, devletin elindeki güç ‘yasadisina’ çikar, bu kaçinilmazdir.
Medya artik orduyu sorguluyor.
Çünkü ordunun iktidari bitti.
Ama ayni medya, siyasi iktidarin ‘savunduklarini’ sorgulamiyor.
Ordu Uludere’de 34 kisiyi öldürdü.
Hükümet orduyu savundu ve Uludere sorgulanamadi.
Sorgulayanlar islerinden atildilar.
Ordu, Suriye’ye bir uçak gönderdi, uçak düsürüldü.
O uçagi oraya kimin, niye gönderdigini hâlâ bilmiyoruz.
Sorgulanmiyor da.
Çünkü hükümet o uçak felaketini de savundu.
Simdi generaller ‘sorgulanmamak’ için hükümetin arkasina saklanmalari gerektigini ögrendiler.
Hükümet onlari savundugunda medyanin sesi çikmiyor, hükümet onlari savunmadiginda medyanin sesi çikiyor.
Hükümetin savunmadigi ‘askerlerin karadan nakli’ gibi hatalarini ve ihmallerini hemen düzeltiyorlar, açiklamalar yapiyorlar.
Ama hükümetin savundugu Uludere gibi, Suriye’de düsürülen uçak gibi olaylarda sessizliklerini sürdürüyorlar, hatalarini düzeltecek tedbirleri almiyorlar, gerçekleri toplumla paylasmiyorlar.
Bu durum, ordunun yeniden yapilandirilmasini engelliyor.
Hâlbuki bu ülkenin ordusunun bastan asagi yeniden olusturulmasi, egitiminden teçhizatina, nereye niçin harcadigi bilinmeyen paralarindan zorunlu askerlige kadar her parçasinin yeniden kurulmasi, modernlesmesi, toplumun denetimine açik bir hâle getirilmesi gerekiyor.
Sadece ’35. Madde’nin’ degistirilmesiyle yetinilecek bir durum yok ortada.
Siyasete çok fazla bulastigi, içinde ‘çetelerin olusmasina’ izin verdigi için askerlik mesleginin gereklerinden kopmus bir ordu var karsimizda.
Meselenin generallerin Basbakan’in karsisinda el pençe durmasiyla çözümlenemeyecegi Uludere’de, Suriye uçaginda, korunamayan karakollarda, hedef hâline getirilen silahsiz askerlerde ortaya çikti.
Ordu bugün siyasi iktidara saygi gösteriyor ama ‘topluma’ saygi göstermiyor.
Topluma saygi gösterseydi Uludere’de neler oldugunu toplum da bilirdi.
Siyasi iktidarla ordu elbirligiyle bu katliamin sorumlularini saklamazlardi.
Amaç, orduyu siyasi iktidarin emrine vermek degildir, amaç orduyu toplumun denetleyebilecegi, sorgulayabilecegi bir yapiya kavusturmak, her hatanin ve ihmalin hesabinin toplum önünde verilecegi bir seffafliga kavusturmaktir.
Ordunun, toplumun degil de siyasi iktidarin emrinde olmasi, ikisinin bazi olaylarda suç ortakligi yapmasi, sonu kanli darbelere kadar uzanabilecek bir fasizmin yolunu açar.
Orduyu demokrasi içinde tutmak, ancak onu parlamentonun, medyanin, toplumun denetleyip sorgulayabilecegi yasal bir yapinin içinde yeniden sekillendirmekle mümkün olabilir.
Ama hiçbir temel konuda olmadigi gibi ordu konusunda da ciddi bir reform görmüyoruz.
Temel sorunlar duruyor, sadece onlarin görüntüsü degisiyor.
O sorunlar orada durdukça, onlarin yeniden ne zaman ‘gerçek görüntülerine’ dönecegini de hiç bilemeyiz, hep tehlike altinda yasariz.
——————————-
Taraf-23 Ekim
Ahmet Altan