Makale

Kaçinci vukuat?

Dünya, ‘Kasikçi Cinayeti’ demekte fikir birligine vardi sanirim. Suudi Arabistan bile ‘adam öldürülmüs’ dedikten sonra varmayip da ne yapacakti?
Suudi Arabistan ‘adam megerse öldürülmüs’ diyor ama, bunun kaza sonucu böyle oldugunu da ekliyor. Cumhurbaskani Erdogan ise ‘bastan sona planlanmis bir olay’ diyor ki bu çok daha inandirici. Iki uçak, on bes kisi, Kasikçi’nin benzeri, Adli Tip yetkilisi, baska ne olur da o gün Istanbul’da zuhur eder, sonra da hep birlikte ayrilirlar? Bunun planli oldugu besbelli ya, planlanan olay, gerçekten adami oracikta öldürmek miydi? Yoksa örnegin, kaçirmak gibi bir eylem daha öncelikli olabilir miydi?
‘Kaçirma’ diye bir ihtimalden söz edince aklima baska olaylar geliyor. Örnegin, Ben Barka. Ben Barka Fasli bir siyaset adamiydi. Fas Krali 2. Hasan’la sorunu vardi. Solcuydu. Halk Güçleri UIusal Birligi’nin baskaniydi. 1963’te Fas, Cezayir’le bir savasa girdi. Ben Barka bu durumda solda duran Cezayir’de yana tavir aldigi Fas’ta duramadi ve Fransa’ya gitti.
Çok geçmeden, 1965’te Ben Barka Paris’te ortadan kayboldu. O zamandan beri de ne oldugu bilinmez. Öldürüldügü besbelli de, nasil, kim tarafindan v.b.? Meçhul! Fas’ta Kral 2. Hasan’in Içisleri Bakani, o zamanin taninmis ‘kötü adam’larindanOufkir’in kurdugu bir planla kaçirildigi, öldürüldügü ve cesedinin yok edildigi saniliyor. Ama ortada kanit yok, Fas’ta zaten idama mahkûm edilmisti. Herhalde kral, ‘Benden kaçis yok’ demek istedi. Kisa bir süre sonra Oufkir de öldü. Fransa-Fas ilisikleri dört-bes yil askiya alindi filan. Ama bu sona erdi.
2. Hasan, Hz. Muhammed’in soyundan geldigini iddia eder. Daha dogrusu bu Fas’in iddiasidir; onun için de hiçbir zaman kendilerinden baska Halife tanimamislardir. 2. Hasan 1999’da öldü, yerine oglu 6. Muhammed geçti.
Ben Barka olayi böyle de, siyasi ‘muariz’ kaçirmakta Suudi Arabistan’in sicili daha kabarik. Üç prens söz konusu. Prens Sultan bin Turki bin Abdülaziz 2003’te Isviçre’de kayboluyor. 2015’te kaybolma sirasi Prens Turki bin Bender’e geliyor. Üçüncü kaybolan da Suud bin Saif al-Nasr. Bunlarin üçünün de Suudi rejimine muhalefet etmisligi var. Üçüne de memleketlerine dönüp oradaki yetkililerle konusmalarinin önerildigi, dostça bir tavirla davet edildikleri düsünülüyor. Kasikçi’nin bunlardan habersiz olmadigi besbelli ve zaten birtakim uyarilarda bulunarak girmis konsolosluga.
‘Vukuat’ sayisi artinca ortak bir kalip sekilleniyor gibi. Sonu hayata veda etmeyi gerektiren bir yolculuk var. Ama anladigim kadariyla bu ‘veda’ islemini kurban anavatanini bir kere daha görmeden yerine getirmiyorlar. Örnegin üçüncü örnekte anlatilan hikâyeye göre, Suud, Roma’da kurulacak bir isi ortak olmaya davet ediliyor. Davet eden sirket Prens’e özel uçak gönderiyor. Ama uçak Roma’ya degil, Riyad’a iniyor!
Dolayisiyla, ben de bu isin basindan beri ‘planli’ oldugunu düsünüyorum ama sanki ‘plan’ Kasikçi’yi konsoloslukta öldürmek degil, önce Arabistan’a götürmekti. Ne olduysa bu plan aksadi ve olay bu sekli aldi. Bu da Arabistan açisindan hiç ‘hos’ degil.
Ama, bakin Trump’a. Suudilerin bu isleri kendisine karsi yapmadiklarini söylüyor. Ona karsi yapmayinca da sorun kalmiyor.
Simdi dünyanin Suudi Arabistan’a bakisini düsününce, Trump’in bu tavrinin bu kadar beter kelimelerle dile getirilmese de, çok farkli olmayacagi sonucuna varabiliriz. Dünyayi Suudilerin, ne bileyim, bale sanatina katkilari ya da astronomiye katkilari gibi seyler ilgilendirmiyor. Neyle ilgilendikleri belli. O ilgilendiklerinden bol bol var Arabistan’da. Böyle ‘kaybolan prensler’ falan da sasirtici, soke edici olmaktan çikmis. Zaten prens sayisi da bir hayli yüksek.
Yalniz, belli ki ortada bir sistem var. O sistemi yürürlüge sokan bir zihniyet var. Yetismis bir ‘personel’ de belli ki var. Bu durumda ‘Ben falancayi tanirim, o böyle seyler yapmaz’ demek de çok isabetli görünmüyor bana
————————————————————
T24-6 Ekim 2018

Murat Belge

Back to top button