Makale

Kadina siddet furyasi (*)

Degerli okurlar, bu yazim 2012 yili mayis ayinda Radikal gazetesinde ve Dengê Kurdistan sitesinde yayinlanmisti. Simdi kadina karsi siddetin yeniden gündemlestigi bir zamanda onu bir kez daha sizlerle paylasmayi uygun buldum.

Siddet sonucu yilda acaba kaç kadin hayatini kaybediyor? Gazetelerde, TV’lerde kadin cinayetlerinin haber verilmedigi gün yok. Bazen bir günde iki-üç cinayet haberi birden geliyor. Sokak ortasinda dövme, biçaklama; evde çocuklarinin gözü önünde delik desik etme; pencereden, balkondan, uçurumdan atma; öldürüp gizlice gömme…

Bunlar öylesine bir anlik öfkenin yarattigi çilginligin ürünü de degil çogu zaman. Tasarlanarak, günlerce izleyip uygun an kollanarak isleniyor birçok durumda.

Adam, kendisini terk eden sevgilisini acimasizca öldürüyor. Ya da anlasamadigi, kötü davrandigi için kendisini terk eden, bosanmaya kalkan karisini… Kendisini aldatmaktan kuskulandigi esini… Bir delikanliya gönül veren veya mesaj atan kizini, kiz kardesini…

Öyle ki bu tür haberleri okuyup dinlemekten zaman zaman asabimin bozuldugunu hissediyorum. Bunca vahsetten tiksiniyorum.

Bunlar ne biçim adamlar diyorum, insan sevdigine böyle yapar mi? Varsayalim ki sen seviyorsun, ama o seni sevmiyor. Ayrilma arzusuna saygi göster, kadinin pesini birak. Onurlu biriysen sana yakisan bu. Seviyorsan, daha iyi ya, sevdiginin sensiz de mutlu olmasini iste, sevginin ölçüsü budur, onu biçakla delik desik etmek degil.

Hatta varsayalim ki kadin seni aldatti. Ayrilma diye bir sey vardir. Ayril ve kendi yoluna git. Ne onu canindan et, ne de katil olup hayatini söndür… (Erkekler, hem de çok daha sik, eslerini aldatmiyorlar mi? Bunun için onlarin canini almak mi gerekir?)

Ama ben akli basinda, vicdanli, onurlu insanlara göre konusuyorum. Oysa bunu yapan erkeklerin akli basinda, vicdanli, onurlu olduklari söylenemez. Bunlarin daha çocukluktan, aile çevresinden, okuldan, mahalleden aldiklari egitim hiç de onlari kadin-erkek iliskilerinde ve genel olarak insan iliskilerinde uygar biri olacak sekilde biçimlendirmiyor.

Binlerce yillik küflenmis gelenekler, kadini erkegin mali gibi gösteren deger yargilari, böylesine insanlar yetistiriyor. Okullardaki egitim, okuduklari kitaplar, gazeteler, seyrettikleri filmler, diziler de çocuk ve gençleri, dogayi, çevreyi, insanlari sevmeye yöneltecek türden degil. Onlar, iyi kiliç ve mizrak kullanan, bas kesen, vurup kiran kahraman atalara dair öykülerle biçimleniyorlar, siddete hayranlikla büyüyorlar.

Öte yandan, toplumdaki tek siddet furyasi kadina yönelik olan degil. Siddet bu ülkede ailede, okulda, sokakta, kislada hayatin bir parçasi. Son günlerde doktorlara, ögretmenlere yapilan saldirilar bunun bir örnegi. Genç bir adam, 85 yasindaki kanserli dedesi ölünce, bundan tedaviyi yapan doktoru sorumlu buldu, biçaklayip öldürdü. Sözde hak ve özgürlüklerimizi koruyacak olan bir milletvekili, karisi ile ilgilenmekte geç kalan doktoru dövüp yerlere atti. Baskalari, hem de üç kisi birden, yengelerine igne yapan erkek doktoru dövüp hastanelik ettiler… (Bu da kadinlari sevmenin herhalde baska türlüsü!) Bir baska genç, kendisini sinifa almayan ögretmenini biçaklayip öldürdü. Bunlar son birkaç günde cereyan eden olaylardan ilgi çekenleri.

Geçmiste hayatimizda bu kadar siddet var miydi? Vardi da biz mi farkinda degildik? Belki o zaman Televizyon ve internetle bu kadar hasir nesir degildik. Olaylarin birçogundan haberimiz olmuyordu belki. Simdi çok geliskin iletisim imkânlari ülkemizde ve dünyamizda olup bitenleri aninda bize ulastiriyor. Bunlardan etkileniyor, insan olarak aci duyuyoruz.

Ama yalnizca bu degil. Bu ülkede son yillarda siddetin katlandigini, adeta bir salgina dönüstügünü saniyorum. Çünkü ülkemiz, 1960’li yillardan bu yana yogun bir siddet ortami yasadi. Provokasyonlar, komplolar, siyasi cinayetler birbirini izledi. Hele 30 yili askin çatisma dönemi, bir tür iç savas, bu ülkeyi siddet batagina çekti. Kürt gerçegini kabul edip, Kürt halkinin mesru haklarini taniyarak sorunu çagdas bir anlayisla çözmek yerine, Kürt halkini ezip sindirmeyi, zorla asimile ve yok etmeyi hedef seçmis olan çagdisi politikalar ülkeyi bir yangin yerine çevirdi. Siddet sarmali ülkenin ekonomik, sosyal dengelerini, bunun yani sira toplum psikolojisini bozdu.

Sistem, ülkenin diger sorunlariyla ilgili olarak da benzer inkâr ve baski yöntemlerini izledi. Tüm bunlarin sonucu toplum adeta hastalandi, siddet toplum yasamini bir ag gibi sardi.

Kanimca gerek kadinlara karsi artan bu siddet furyasina, gerek toplumdaki öteki yaygin siddet olaylarina çare ararken bütün bunlar üzerinde düsünmek gerekir.

Tek renkli Kemalist bir nesil yetistirme tutkusuyla ülke ve dünya gerçeklerine sirt çeviren, topluma sovenizmi pompalayan, siddeti kutsayan ve onu tüm kapilari çözecek bir anahtar gibi gören sistem, ülkeyi iste bu duruma getirdi. Simdi bu bataktan çikmaya çabalarken yapilacak sey, ‘dindar bir gençlik yetistirecegiz’ diye ülkenin çocuklarini, gençlerini yeni bir ideolojik tornadan geçirmek degildir. Hayir, yasadigimiz sorunlar dindar olup olmama meselesi degildir. Dindar biri El kaideci veya Taliban türünden olabilir, barisçi ve adil de olabilir. Ayni sey dindar olmayan biri için de geçerlidir.

Toplumun gerek duydugu, çagdas bir egitimden geçen, isinde, mesleginde ehil, ayni zamanda özgür düsünen, baskalarina kölece biat etmeyen, insanlari seven, kadinlarina saygili, baskalarinin hak ve özgürlüklerine saygili, adil ve vicdanli nesiller yetistirmektir.

Ülkemizin gerek duydugu, ayni zamanda, basta Kürt sorunu olmak üzere, yüz yüze oldugumuz sorunlari uygar insanlara yarasir yöntemlerle çözmektir. Ülkemize baris ancak böyle gelir. Onyillardir süren siddet ortaminda psikolojisi bozulmus toplum ancak böylece rehabilite olur ve bugün yasadigimiz vahsi manzaralardan zamanla kurtuluruz.
———————————————–
Bu yazi 2 Mayis 2012 tarihli Radikal Gazetesi’nde, ‘Isçi Ölümleri ve Kadina Siddet’ basligi altinda yayinlandi. Ancak yaziyi Dengê Kurdistan için iki bölüme ayirdim. Birinci bölüme 1 Mayis’la ilgili bir yorum da ekledim ve bu bölüm ‘1 Mayis, Is Kazalari ve Isçi Haklari’ basligi altinda bir hafta önce yayinlandi. Simdi de yazinin kadina siddetle ilgili ikinci bölümünü yayinliyorum.

8 Mayis 2012

Kemal Burkay

Back to top button