Makale

Kanli bayrak, çizmeli Devlet, MIT’lesen Disisleri

Kanla boyanan bayrak ile çizmeli Bahçeli’nin ve MIT’lestirilen disislerinin birbiriyle ne alâkasi var?

On bes yil önceydi. Hakkâri Daglica’da sehit edilen on üç askerin acisinin taze oldugu günlerdi. Kirsehir Anadolu Ögretmen Lisesi’nden bir grup ögrencinin kanlariyla boyadiklari bayragi dönemin Genelkurmay Baskani Yasar Büyükanit’a teslim ettikleri haberi gazetelerde, televizyonlarda genis yer bulurken, kanli bayrak kutsaniyor, Büyükanit’in ögrencileri öven, teröristleri lanetleyen konusmasi mansetlere çikariliyordu. Bir yil sonra, Haziran 2009’da Gaziantep Üniversitesi Bilisim grubu kanlariyla kizila boyadiklari bayragi Genelkurmay Baskani Ilker Basbug’a iletilmek üzere istihbarat sorumlusu Albay Dursun Çiçek’e teslim ettiler.

https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2023/08/1692733287285-oya-baydar-yazi.jpgYasar Büyükanit’a hediye edilen “kanli bayrak”

2002’de Meclis çogunlugunu kazanarak iktidara gelmis olan AKP’ye karsi komuta kademesinin direndigi, darbe söylentilerinin ayyuka çiktigi, vesayetçi egemenlerin darbe planlari yaptiklarinin sir olmadigi kritik bir dönemdi. 27 Nisan 2007’de gece yarisi, Abdullah Gül’ün cumhurbaskanligi adayligina karsi internet ortaminda yayimlanan Genelkurmay muhtirasi (sonralari e-muhtira olarak anilacaktir) Büyük Millet Meclisi’nden ve demokratik kamuoyundan büyük tepkiyle karsilasmis, nefesler tutulmustu. e-muhtira’ya karsi Meclis açiklamasinda, genelkurmay baskaninin basbakana bagli oldugu hatirlatiliyor, muhtira sert bir sekilde elestiriliyordu. Özetle; darbe tehdidine karsi ilk kez basbakan ve bakanlar sapkalarini alip gitmemisler, direnmislerdi. O günlerde dönemin demokratlarinin imzalariyla (500 imza) yayinladigimiz bildiriyle darbe tehditlerine karsi demokrasiyi ve Meclis’i savundugumuzu hatirliyorum.

Böyle bir ortamda, geri adim atmak zorunda kalan vesayetçilerin ayakta kalabilmek, güçlerini korumak ve onarmak için, teröre karsi mücadelenin bayraktarligini yaptiklarini göstermeleri gerekiyordu. Kamuoyunun tepki ve heyecanini körüklemenin en etkili yolu “sehitler”di. PKK’nin Ekim 2007 Daglica baskini ve bir dizi benzer olay bu kozu ellerin verirken soven Türk milliyetçiligi alabildigine körükleniyordu. Kanlariyla bayrak yapan gençler bu atmosferin kendilerini kahraman sanan kurbanlariydi.

Bunlari, Zafer Partisi’nin iki hafta süren “Rengini asil kanimdan alan bayragimiz” kampanyasinin haberini izlerken hatirladim. Ümit Özdag’in partisinin kurdugu stantlara beyaz bezler gerilmis, önceden bilgilendirilen ve davet edilen vatandaslar beyaz bezi kanlariyla boyamislar, son damla kani da Ümit Özdag vermis. Öyle kendiliginden gelismis bir eylem degil, epeyce örgütlü bir is; saglik kurallari, hastalik kontrolu, ön talep, vb.

https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2023/08/1692732509818-umit-ozdag-zafer-partisi.jpeg

Insanlarin açlikla mücadele ettigi, korkunç deprem afetinin acilarinin taptaze oldugu, milyonlarca insanin evinden yurdundan ayrilmak zorunda kaldigi, sorunlarin diz boyunu asip bogaz hizasina geldigi bir ülkede, “Bunlarin ugrastiklari ise bakin hele!” diyecegim ama bu çok basit bir yorum olur. Mesele çok daha derin ve vahim. Bu “asil kan” meselesi irkçi fasizmin basat unsurudur. Asil Türk kani karsisinda bütün kanlar kirlidir, asagiliktir, kuskuludur.

Türk devletinin irkçi kanadinin 90 yil önceki temsilcilerinden zamanin Adalet Vekili Mahmut Esat Bozkurt’un, “Bu memleketin efendileri Türklerdir. Saf Türk irkindan (kanindan olarak da okuyabilirsiniz) olmayanlarin Türk vataninda tek bir haklari vardir: Türklere hizmetçi, köle olma hakki” sözleri bu zihniyetin en açik ifadesidir. 21. Yüzyil Türkiye’sinde “asil” kanlariyla bayrak boyayanlari görseydi, yabanci düsmanliginin, Rum, Ermeni, hele de Kürt düsmanliginin nasil yayginlastirildigini bilseydi hazretin ruhu sâd olurdu.

Muhtesem bir sov: Çizmeli Devlet Bahçeli

Birlesmis Milletler Baris Gücü’nün, Kuzey Kibris Türk yönetiminin yesil hat üzerindeki karma köy (Türk ve Rumlar) Pile’ye açmak istedigi yol insaatini engellemesi üzerine yasanan küçük çapli çatisma sonrasinda sosyal medyada çok eglenceli bir video dolasti. Ayagina binici çizmeleri geçirmis bir adam odanin içinde, halinin üzerinde efe yürüyüsüyle geziniyordu. Önce bir anlam veremedim. Sonra yakindan dikkatlice baktim, ne göreyim: Sayin Devlet Bahçeli! Gerçekten inanamadim; kendisinden ve temsil ettigi ideolojiden çok uzak oldugum halde, böyle bir “fake”i, teknik olanaklardan yararlanarak yapildigini sandigim bu videoyu siyasî etige, sözde saka anlayisina sigdiramadim.

MHP’den, anli sanli baskanlarini hicveden bu videoyu yalanlamalarini ve yapanlarin tespit edilip cezalandirilacagini bildirmelerini beklerken, anlasildi ki görüntüler gerçekmis. Sayin Bahçeli, çizmeleri çekmis Kibris’ta Türk’ün önünü kesen BM’ye, “Haddinizi bilin, gelirsek fena yapariz” mesaji veriyormus. Mâlum, çizme giymek bizim askerî kültürde savasa hazirlik demektir. Ayrica da 1938’de Hatay krizi sirasinda Atatürk’ün bir jestine de gönderme var bu sovda.

Bahçeli’nin, 14 Mayis seçimleri arifesinde seçim propagandasi olarak “Iki keklik” türküsünü söylemesine de pek sasmistim. (Üstelik kötü söylüyordu.) Ama Kibris Rum kesimini ve Birlesmis Milletler gücünü korkutma sovu “Iki keklik” performansini kat be kat asiyordu. Bir de Zeki Müren fon müzigi aklimi iyice karistirdi.

Kanli bayrak îmalatiyla Sayin Bahçeli’nin çizmeli performansi arasinda ne iliski var derseniz, ikisi de ayni zihniyetin yansimalari. Ve bir de, “kimlerin eline kaldik” hayiflanmasi, ülkemizin nereye sürüklendigi kaygisi.

En önemlisi Disisleri’nin MIT’lesmesi

Disisleri Bakanligi’na MIT müstesari Hakan Fidan’in getirilmesi daha sogukkanli, gerçekçi politikalara yönelme ihtimali olarak kimi muhalif çevrelerde bile olumlu karsilanmisti. Fidan, Irak ve Suriye politikalarinin mimari olmasa da uygulayici olarak bölgeyi en iyi bilen kisilerden biriydi. Bati ile iliskilerde de kali kiyafeti, durusu, ciddiyetiyle daha ilimli bir imaja sahipti.

Cumhurbaskani Erdogan’in, “Disisleri Bakanligi’ni Türkiye yüzyili vizyonumuzun gerektirdigi zihnî kodlara kavusturacagiz,” sözleri, MIT Baskani’nin Disisleri Bakanligi’na atanmasindaki asil amacin dispolitikayi devletin Özdag-Bahçeli zihniyetlerine yakin güvenlikçi kanadi dogrultusunda tahkim etmek oldugunu gösteriyor. Bunun da ötesinde, Erdogan’in gelecegin Türkiye’si vizyonunun zihnî kodlari üzerinde kara kara düsünmeye sevk ediyor.

https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2023/08/1692732803950-hakan-fidan-mit.jpg

Dünyanin son derece belirsiz, çalkantili, çatismali, tehditkâr bir geçis döneminde bulundugu düsünülürse bu zihnî kodlardan ürkmemiz için pek çok neden var. Disisleri Bakani Fidan, Türkiye’nin son on yilinin iç ve dis siyasetinin önde gelen sorumlularindan biri. Baska bir deyisle, MIT zaten uzun süredir iç ve dis siyasetin göbegindeydi. “Gereginde attiririz birkaç bomba” anlayisi üzerine kurulu maceraci-istihbaratçi bir dis politikanin ülkeyi vardirdigi nokta ortada. Bugün basari gibi görülen/gösterilen; güç gösterisine, yayilmaci emellere, vazgeçilmezlik böbürlenmelerine dayali ilkesiz dis politikanin yarin hüsrana, yikima, yalnizliga yol açacagini söylemek müneccimlik olmaz.

Kanla boyanan bayrak ile çizmeli Bahçeli’nin ve MIT’lestirilen disislerinin birbiriyle ne alâkasi var? diye soracak olursaniz, cevap: Hepsi ayni zihniyetin ürünü. En kötüsü de bu zihniyetin deger bunalimina düsmüs topluma dört bir yandan zehir gibi zerkedilmesi.

Oya Baydar

Balkêş e ?
Close
Back to top button