Haber

Kemal Burkay: Baris ve çözüm için dün yapilamayani simdi yapmak lazim

Söylesi: Özlem Güvemli

Asagidaki söylesi Cumhuriyet Gazetesi‘nden Özlem Güvemli ile yapildi ve biraz kisaltilmis olarak gezetenin 1 Eylül 2012 tarihli sayisinda verildi. Söylesinin tamamini asagida okurlarimiza sunuyoruz. (Dengê Kurdistan)

– Sürgün yillarinda da Türkiye’deki gelismeleri çok yakindan takip ettiginizi biliyoruz. Geri döndükten sonra disaridan baktiginiz, gördügünüz gibi miydi her sey? Türkiye ile ilgili düsüncelerinizde bakis açinizda degisiklik oldu mu?

Haklisiniz, yurt disinda ülkeyi yakindan izledim; radyo, televizyon, yazili basin ve internet yoluyla. Gelen giden de çoktu, çünkü Bati Avrupa ülkelerinde güçlü bir Kürt-Türk kolonisi var. Bu nedenle bazen Stokholm’de vaya Köln’de iken de Türkiye’de herhangi bir kentte imis gibi ülkede olup bitenden haberdardim. Bu bakimdan dönüste görüp yasadiklarim sasirtici olmadi. Yine de ülkede olmak, burada havayi dogrudan solumak, sorunlarin, tartismalarin ortasinda yasamak elbet baska bir sey.

Geldikten sonra Türkiye ile ilgili düsüncelerimin degistigini söyleyemem. Elbet her sey biraktigim gibi degil, ekonomik ve sosyal yasamda çok sey degismis. Kentler çok büyümüs, köylerin bile görüntüleri degismis. Eski sosyal, sinifsal yarilmalara yenileri eklenmis. Sag-sol çatismasi 12 Eylül öncesi gibi keskin degil. Buna karsilik Kürt sorununun besledigi yarilma bugün daha derin ve daha belirgin. Alevi sorunu geçmise göre daha da önem kazanmis. Kabaca ‘Laik-dindar’ diye nitelenebilecek bir yarilma ise öne çikmis. Toplumda bu yarilmalara denk düsen kamplasmalar var. Eskiden ‘sag-sol’ ya da ‘demokrat-tutucu’ olarak karsit kamplarda olan bazi kesimler ise simdi sasirtici biçimde ayni kampta bir araya gelmisler. Yani hemen her kesimde ilginç bir bölünme ve yeniden dizilmeler var…

– Türkler ile Kürtler arasindaki resmi iliskilere Osmanli’dan beri süre gelen bir düsmanlik havasi hakim. Sizce iki taraf arasindaki baris nasil saglanir? Bu durum yüzlerce yil daha böyle sürüp gider mi? Türk-Kürt çatismasinin sonu ne olur?

Osmanli devletinin tüm dönemlerinde Kürtler ile Türkler arasindaki iliskiler kötü degildi. Biliyorsunuz, Kürdistan’in bir bölümü, bati kesimi, Yavuz döneminde Osmanli himayesine girdi. O zaman Kürt beyleri Osmanli padisahi Yavuz Selim’le, Çaldiran Savasi’nin ertesinde bir tür sözlesme yaptilar. Kendi iç islerinde özerktiler. Ayni sey Iran’in egemenligindeki Dogu Kürdistan’da, Kürt beylikleri ile Sahlik yönetimi arasinda da vardi. Ama 19. yüzyil baslarindan itibaren durum degisti; hem Osmanli’da, hem Iran’da merkezilesme hareketi basladi, bu da Kürt beyliklerini merkezi devlet ile karsi karsiya getirdi. Kürt beylikleri Osmanli ve Iran’la savastilar ve sonunda kaybettiler. Bunu Kürt seyhlerinin ve din adamlarinin önderligindeki direnisler izledi; ama onlar da yenildiler. ‘Kürt sorunu’ dedigimiz sey iste bu dönemde ortaya çikti ve Cumhuriyet döneminde keskinleserek devam etti, bugüne kadar geldi.

Sorunun çözümü, ülkeye baris gelmesi, Kürt halkinin mesru taleplerinin karsilanmasina, hak ve özgürlüklerinin taninmasina bagli. Cumhuriyetin kuruculari da ne yazik ki basta söz verdikleri, örnegin ‘Kürt illerine özerklik taniyacaklarini’ belirttikleri halde bunu gerçeklestirmediler. Tek etnik gruba dayali bir ulus insasina giristiler. Kürtleri yok saydilar ve bir asimilasyon süreci baslattilar. Ama bu politika sonunda gelip tikandi. Baris ve çözüm için, dün yapilamayani simdi yapmak lazim. Kürtler esitlik temelinde bir çözüm istiyorlar. Kürtler bu ülkede nüfusun üçte biri, yasadiklari cografya da ülkenin üçte biri. Öyle olunca hem Kürtlerin kimligi anayasal olarak taninmali, Kürtçe de Kürtler için egitim dili ve Türkçenin yani sira resmi dil olmali, hem de Kürtler çogunlukta olduklari kendi cografyalari üstünde kendi kendilerini yönetmeli. Bu da bana göre federatif çözümdür. Yani yeni bir yapilanmaya gerek var ve yeni anayasa bunun zeminini yaratmali. Çogulcu, demokratik, federatif bir yapida her iki halk, Kürtler ve Türkler, baris içinde bir arada yasayabilir. Ülke en büyük sorunundan kurtulur -diger sorunlarin çözümü de kolaylasir- ve her alanda hizla gelisir. Kanimca bunun zamani gelmistir ve çok sürmeden varacagimiz yer budur.

– AKP’nin Kürt politikasini nasil degerlendiriyorsunuz? Bu sorunu çözebilir mi?

Tarihi kosullar dayattiklari zaman AK Parti veya baska bir parti, eger degisim geregini kavrar ve gerekli adimlari cesaretle atabilirse, sorunu çözebilir. AK Parti 2002’de seçimleri kazanip iktidara geldigi zaman bu sorunu çözebilecegi konusunda hayalci degildim; ama çözemeyecek diye önyargili da degildim. O zaman özet olarak sunu söyledim ve yazdim: AK Parti’nin bu konuda bir birikimi yok, projeleri de yok. Ama degisim geregi Türkiye’nin esigine dayanmis. Kürt sorununun adil çözümü de bunun basinda gelir. Diger partiler gerekli degisimi basaramadiklari, sorunlari çözemedikleri için halk tarafindan barajin altina itildiler, silindiler. Tarih bazen degisim firsatini bir liderin, bir partinin ayagina getirir. Onlar eger bunu yapabilirlerse tarihe izler birakirlar, yoksa silinip giderler. Simdi bu firsat AK Parti’nin önünde, dedim. Cezayir sorununu çözen De Gaulle’i ve Güney Afrika sorununu çözen De Klerk’i buna örnek verdim.

AK Parti süreç içinde, Kürt sorunuyla ilgili olarak da küçümsenmeyecek olumlu adimlar atti. ‘Kürt açilimi’ni baslatmak, TRT-Ses vb… Ama ne yazik ki son dönemde durdu, hatta geriledi. PKK’nin siddet eylemlerini gerekçe göstererek güvenlik eksenli politikalara agirlik verir oldu. Bu da eski kisir döngüye dönülmesine yol açti.

Oysa Kürt sorununu PKK’ye endekslememek gerekir. PKK olsun ya da olmasin, Kürt halki var ve onun hakli talepleri var. Bu haklar tanindigi, adil bir çözüm ortaya kondugu zaman PKK gibi silahli bir örgütün varlik nedeni de kalmaz ve istese bile barisa ve çözüme engel olamaz.

– Ayni sekilde BDP’nin Kürt politikasini nasil degerlendiriyorsunuz? Taraflar arasinda barisin saglanmasinda etkin bir rol oynuyor mu? Sik sik çözümün muhatabi olmadiklarini söyleyip adres olarak Abdullah Öcalan’i gösteriyorlar. Öcalan’in barisin saglanmasinda bir rolü olabilir mi?

Belli kosullarda olumlu katkisi olabilir. Ama Öcalan, kendisini lider olarak gören kesim üzerindeki etkinligi ne olursa olsun, uzun zamandir bir tutukludur. Içinde bulundugu kosullar nedeniyle yeterince saglikli degerlendirmeler yapamaz. Ayrica bir halkin, hatta partinin kaderini, iradesini tek kisiye baglamasi, bu çagda olacak sey degil. BDP’nin, bir legal ve kitlesel parti olarak her seyden önce kendisine güvenmesi, kararlarini Imrali veya Kandil’in, PKK’nin ipotegine sokmadan, kendi organlari vasitasiyla almasi gerekir.

Ama ne yazik ki BDP ve öncülleri bunu yapamadilar; bu nedenle de, baristan çok söz etmelerine ragmen, gerçekte kitlelerin ve barisin sözcüsü olamadilar.

Ayrica PKK ve BDP’nin Öcalan’i esi bulunmaz lider, ‘günes’, ‘irademiz’ olarak göstermek için açtiklari onca kampanyaya ragmen bu iste samimi olmadiklari görüldü. Öcalan, 2011 Haziran seçimlerinden sonra ‘artik savasa gerek yok, ben devletle anlastim,’ dedigi zaman, PKK onu duymazdan gelip zincirleme silahli eylemleri baslatti, BDP de buna karsi tavir koymadi. Böylece diyalog süreci kesildi ve bugünkü kanli kaos ortamina gelindi.

– Gaziantep’te sivillere yönelik saldiri, Semdinli’deki durum, Hüseyin Aygün’ün kaçirilmasi, BDP’lilerin PKK’lilerle bulusmasi gibi son dönemde ardi ardina meydana gelen olaylar toplumsal barisi nasil etkiler? Bu olaylarin ardi ardina meydana gelmesi tesadüf mü? Bu olaylar dizisini nasil okumaliyiz?

Gaziantep’teki, sivil ve masum halka yönelik bir katliam olan acimasizca bombalama eylemi de, Hüseyin Aygün’ün ve öteki sivil masum insanlarin kaçirilmasi da Kürt halkinin hakli davasina ve hiçbir olumlu amaca hizmet etmez. Bunlar kaos yaratmaya yönelik kör siddet eylemleridir, terördür.

Geçen yil seçimlerden hemen sonra, Temmuz ayinda PKK’nin, Öcalan’i da baypas ederek baslattigi siddet eylemleri bir rastlanti degildi. Bu, mevcut diyalog ortamina karsi olan, baris ve çözüm istemeyen, mevcut durumdan siyasi-ekonomik rant saglayan iç ve dis odaklarin ürünüdür. Içerde bugün de, 1990’li yillarda oldugu gibi Kürt sorununu yok sayan, Kürtlere hak taninmasina karsi olan, Kürt sorununu bir terör olayi ve ‘vatanin ve milletin bölünme çabasi’ olarak gören militarist çevreler ve odaklar var. Disarida ise son dönemde Türkiye ile karsi karsiya gelen Suriye, Iran ve daha baskalari Kürt sorununu bir kart olarak kullanabilirler. Bunlar geçmiste de kullandilar. Dertleri elbette Kürtlerin özgürlesmesi degildir; Çünkü Iran ve Suriye’nin de birer Kürt sorunlari var ve zaman zaman Kürtlere karsi savasiyorlar.

– Suriye-Türkiye iliskilerini nasil görüyorsunuz? Sizce iki ülke arasinda savas olasiligi var mi? Bu süreç nasil sonuçlanir? Türkiye’nin takindigi tutumu nasil degerlendiriyorsunuz?

Suriye ile Türkiye’nin iliskileri geçmiste de bir dönem hiç iyi degildi. Hatay sorunu ve Sam’in Öcalan’a ev sahipligi yapmasi nedeniyle. Öcalan Suriye’den çikarildiktan sonra bir ara düzeldi; ama son dönemde, Suriye iç savasi nedeniyle Türkiye-Suriye iliskileri yeniden bozuldu ve çok gerildi. Sanki iki taraf arasinda adi konmamis bir savas var.

Türkiye’nin, bir komsu olarak Suriye’deki durumla ilgilenmesi dogaldir. Baslangiçta Esat rejimini reform yapmaya tesvik etti. Ama rejim bunu yapacagina kitle hareketini ordu ve istihbaratin gücünü kullanarak acimasizca ezmeye çalisti. Bu kez Türk yönetimi tavrini direnen halktan yana koydu. Bence dogrusu da buydu.

Öte yandan, sorun sadece Esat’in gitmesi ve Baas rejiminin yikilmasi degildir, yerine ne gelecegi de önemlidir. Bence ne Suriye’nin komsulari ne de büyük devletler Suriye’de yasanan bu trajedi karsisinda seyirci kalamazlar. BM eliyle uluslararasi bir müdahale gerekiyor. Suriye’de savasin durmasi ve tüm taraflarin üzerinde uzlasabilecegi bir çözüm için ortak bir plana ihtiyaç var. Tüm olup bitenlerden sonra ne Baas rejimi, ne de Esat yönetimi sürebilir. Ama Özgür Suriye Ordusu olarak nitelenen muhalif kesimin de tek basina iktidar oldugu zaman ne yapacagi belirsizdir. Nusayrilere ve rejim yanlilarina karsi kanli bir öç alma dalgasi baslatabilir. Kürtlerin ve Dürzilerin haklarina sirtini dönebilir. Hiristiyanlar ezilebilir.

Bu nedenle, bu durumun devam etmemesi ve benzerinin ilerde tekrarlanmamasi için, Suriye’de uluslararasi güçler ve BM gözetimi ve garantisinde yeni bir yapilanmaya ihtiyaç var. Bu da kanimca, tüm çatisan taraflarin ve etnik gruplarin haklarini güvenceye alacak çogulcu, demokratik ve federatif bir biçimdir.

Kemal Burkay
29 Agustos 2012

Dengê Kurdistan

Back to top button