Haber

Kemal Burkay’dan Vatan Gazetesi Yazari Rusen Çakir’a Mektup (*)

Kemal Burkay

Sayin Çakir, 25 Eylül tarihli ‘Kürtler arasinda Iç Savas Ihtimali Var mi?’ baslikli yazinizda benden de söz etmis ve söyle bir cümle kullanmissiniz:

‘Örnegin Kemal Burkay’in neden devletten (ve medyadan) o kadar genis destek almasina ragmen kendi siyasi hareketini PKK’ya alternatif hale getiremedigini sorabiliriz.’

Olgunluguna deger verdigim, tanistigim, dost bildigim bir yazar olarak sizden böyle bir ifade duymak dogrusu beni oldukça sasirtti ve üzdü.

Öncelikle benim ‘siyasi hareketim’den söz ederken neyi kastediyorsunuz? Bununla kastiniz, 1975 yili basinda kurdugum ve 29 yil süreyle yönettigim Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) mi? Yoksa yurda döndükten bir süre sonra üyesi oldugum legal Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR) mi?

Ben ne PSK’nin yöneticisiyken, ne de daha sonra devletten (herhalde kast ettiginiz Türk Devleti’dir) genis veya dar böyle bir destek görmedim, beklemedim de. Tersine ben, hayatim boyunca tasidigim görüsler ve hem emekçilerden, hem Kürt halkinin hak ve özgürlüklerinden yana yürüttügüm mücadele nedeniyle devlete ters düstüm, kovusturuldum, tutuklandim ve son olarak 32 yila yakin bir süreyi sürgünde geçirdim.

Siz de biliyorsunuz ki (bir yazinizda belirtmistiniz) Öcalan daha sahnede yokken ben Türkiye’nin ve Kürdistan’in sol siyasetinde taninmis bir kisiydim. Kürdistan Sosyalist partisi de daha PKK kurulmadan önce var olan ve oldukça kitlesel bir parti idi. 1970’li yillarda Diyarbakir ve Agri belediye baskanliklarini bagimsiz adaylarla kazanmistik.

Devlet o yillarda hizla gelisen, kitlesellesen Kürt siyasi hareketini, bizi ve diger Kürt örgütlerini engellemek için sahneye PKK’yi sürdü. Bunu bizzat Öcalan kaç kez yazdi, söyledi. ‘PKK’yi kurduk, 3 yil süreyle ekmegimizi, silahimizi devlet verdi, korumamizi devlet sagladi. Bizden istedikleri diger Kürt örgütlerine karsi savasmakti ve 3 yil süreyle ne istedilerse yaptik,’ dedi.

12 Eylül darbesi ise, çok iyi bildiginiz üzere, bizi ve öteki sol, demokratik, yurtsever güçleri ezdi. Buna ragmen, bizler zindanda ve yurt disinda mültecilik kosullarinda direndik. Eger bu güne kadar ben ve temsil ettigim politik çizgi ayakta kaldiksa iste bu kararli mücadelenin ürünüdür; bizi ezmeye, yok etmeye çalisan devletin ve onun denetimindeki medyanin destegi degil.

Bu uzun dönem boyunca Türk medyasi devletten aldigi direktifle bize akil almaz bir ambargo uyguladi; bizi yok saydi, çalismalarimizi vermedi, bizi unutturmak için her seyi yapti. Benimle yapilan televizyon programlari verilmedi, benimle yapilip yayinlanan söylesiler için ünlü gazeteciler ve gazete sahipleri hakkinda davalar açildi. Bunu birçok meslektasiniz iyi bilmekte. Örnegin Ismet Berkan, Yalçin Dogan, Güneri Civaoglu, Koray Düzgören…

Böylece devletin kime destek oldugu ve kimi var gücüyle engellemeye çalistigi açik degil mi?

Türk medyasi bu uzun dönem boyunca iki kez bize yönelik ambargoyu kaldirdi: Birincisi 1993 yilinda, Kürt sorununda bir çözüm arayisinda olan Özal dönemiydi ve kisa sürdü, ikincisi ise, birkaç yil önce AK Parti’nin baslattigi açilim dönemi. Bu ikisi de Kürt tarafindaki barisçi seslerin duyulmasinin önem kazandigi dönemlerdi.

Böylece, son birkaç yilda, daha yurt disindayken ve döndükten sonra, Kürt sorununun artik her platformda yaygin biçimde tartisilabildigi bir asamada ben de yazili ve görsel medyada görüslerimi açiklama firsati buldum. 32 yil sürgünde yasamak zorunda birakilmis bir sair, yazar ve siyaset adami olarak bana bu ilgiyi, siz de bazilari gibi çok mu görüyorsunuz?

Söyleyecek sözü olan ve sözüne önem verilen insanlara gazete sayfalari ve TV ekranlari açilir. (Tabi eger bir yasak ve sansür yoksa). Deneyimli bir gazeteci olarak siz de bunu iyi bilirsiniz.

Siz buna ‘medyanin genis destegi’ mi diyorsunuz, Sayin Çakir?

Sunu da eklemeliyim: Benim ve üyesi oldugum örgütün televizyonu, günlük gazetesi yok. Buna karsilik PKK-BDP kesiminin bana karsi ikide bir karalama kampanyasi açan birkaç televizyonu, iki günlük gazetesi var. Türk medyasinin ekran ve sayfalari da onlarin onlarca sözcüsüne açik… Bu medyada onlari ‘Kürt siyasi hareketi’, ‘Kürt Özgürlük Hareketi’ sayan, kollayan, bizi ise görmezden gelen, yok sayan, bazen de onlarin agziyla hedefe koyan epeyce dostlari var…

Peki ‘genis devlet destegi” ne oluyor?’ Bu genis destege ragmen siyasi hareketimi PKK’ya alternatif haline getiremedigimi söylüyorsunuz.

Siyasi hareketimle eger PSK’yi kast ediyorsaniz. Ondan yukarda söz ettim. PSK’nin yönetiminden ayrilali on yil oldu. Yani onu alternatif haline getirmek artik benim isim degil. Kaldi ki çoktan beridir illegalitenin geregine inanmiyorum.

Eger bundan HAK-PAR’i kast ediyorsaniz, onun da üyesi olali daha birkaç aydir. Bu birkaç ayda yöneticisi bile olmadigim bir legal partiyi illegal ve silahli PKK’ya alternatif haline getirmek de nasil bir sey?

Eger önemli bir kitle destegine, bir parlamento grubuna ve yüze yakin belediyeye sahip BDP’ye alternatif yaratmayi kast ediyorsaniz, bu dahi su birkaç ay içinde akla yakin bir beklenti degil. Hele ben HAK-PAR’da bir görev alayim, hele biraz zaman geçsin… PKK ve BDP bu duruma birkaç ayda gelmediler. Güç dengeleri de, olaganüstü durumlar, örnegin devrimler disinda birkaç ayda degismez.

Ben yurda geldigimde, Kürt sorununun barisçi çözümüne ve Türkiye’nin demokratiklesmesine katki sunmak için geldigimi, ama elimde sihirli bir degnek olmadigini, gerçekçi oldugumu söyledim.

Öyleyse bu nasil bir yorum?

Bir kez daha su ‘genis devlet destegi’ne gelelim. Bu neyin nesi? HAK-PAR hazineden yardim almayan küçük bir parti. Parlamentoda iyi maasli bir grubu, binlerce yönetici ve taraftarina is verip profesyonel çalistirabilecegi belediyeleri yok. Ben zengin biri degilim. Gelisimde otel masraflarimi bile, arkadaslarim kendi aralarinda topladiklari paralarla ödediler. Ne ben ne de HAK-PAR devletten veya AK-Parti’den herhangi bir yardim görmüs degiliz. Zaten böyle bir seyi bekleyecek ve kabul edecek tiynette de degiliz.

Özgürlük mücadelesi veren bir halkin siyasi hareketinde seçenek halkin destegi ile yaratilir, devletin destegi ile degil.

Bir Kürt siyasetçi devletten destek aldi mi zaten isi bitmis demektir, Kürt halkinin ona destek vermesini kim bekleyebilir?

Ben Kürt halkinin özgürlük mücadelesine ömrünü adamis, onurlu bir insanim. Dönüsümde arkadas, dost ve sevenlerimin gösterdigi ilgi ve destegin nedeni de iste budur.

Ama geldigimde hükümet mensuplarinca da iyi karsilandim, hava alaninda Istanbul Vali Muavini bana Kürtçe ‘hos geldiniz’ dedi, sayin bakanlar Egemen Bagis ve Ertugrul Günay benimle görüsmek istediler ve görüsmemiz sirasinda Mem û Zin’in ve Kürtçe Kuran’in devletçe yapilmis baskisini hediye ettiler. Bu Kürt sorununda degisen tutumun bir göstergesi idi. Bu nedenle malum çevreler beni pesin olarak AK Parti’nin ve devletin adami ilan ettiler ve bana yönelik bir linç kampanyasi baslattilar.

Yoksa siz de, Sayin Çakir, devlet destegi diye bunu mu kast ediyorsunuz? Böyle yapmakla söz konusu acimasiz kampanyaya malzeme sagladiginizin farkinda misiniz?

Oysa siz, gelisimin ardindan bana yöneltilen bu linç kampanyasina ve tehditlere karsi çikma tavrini gösteren saygin yazarlardan biriydiniz.

Bu haksiz suçlamalar, bu itibarsizlastirma çabalari hâlâ devam ediyor. Isin garibi siz de son yazinizda ‘genis devlet destegi’ iddianizla istemeyerek de olsa bu cephenin degirmenine su tasidiniz.

Sayin Çakir, deneyimli bildigim, deger verdigim bir yazar olarak sizden bu savruk, önü arkasi düsünülmeden edilmis ifadeyi beklemezdim. Tek kelime ile ayip ettiniz ve beni de bunca is güç arasinda böylesi uzunca, tatsiz bir mektup kaleme almaya mecbur biraktiniz.

Selamlarimla…

26 Eylül 2012

—————————————————————

(*) Vatan Gazetesi yazari Rusen Çakir’in 25 Eylül 2012 tarihli köse yazisinda kullandigi bir ifade nedeniyle kendisine bu mektubu yazdim.Yazisinda benimle ilgili bir cümle kullanmisti, ama beni zan altinda birakabilecek agir bir cümleydi. Mecburen uzun ve açiklayici bir mektupla o ifadeyi tartistim. Sayin Çakir, gazetedeki kösesini 27 Eylül tarihinde benim mektubuma ayirdi ve zorunlu olarak,onun tamamini degil, ancak belli bölümlerini verebildi.’Kemal Burkay’dan Mektup’ baslikli bu yazi su anda ‘basindan’ kösemizde yer aliyor. Mektubumun tamamini ise ayrica yayinlamayi yararli gördüm.

Dengê Kurdistan

Back to top button