Makale

Kendisi olamayanlarin drami

Insanin ortalama 70 yil yasadigini varsayarsak, bu toplam 613.200 saat eder. Bunun 204.400 saati, ortalama günlük sekiz saat olarak hesaplarsak, üçte biri uyuyarak geçiyor. 61.320 saat, yedi yasina kadar çocukluk evresi. 15.840 saat, zorunlu egitim. Üç yillik meslek egitimini de içine katar ve simdiki zamani baz alirsak, ortalama 40 yilin çalisma süresi, ise gidis ‘ gelis süreleriyle birlikte onar saatten 70.400 eder. Günlük, beser dakika tuvalet ihtiyacini giderme zamani, istisnalar hariç 2.129 saat. Libidonun pesinden kosma enerjisini ve zamanini hesaplamazsak, sevismeye harcanan ortalama saat 117.

Ne kaldi geriye? Geriye kaldi 258.994 saat. Bu zamanda insanin neyle mesgul olunduguna bakmak lazim. Insanin kendisi olmasina imkan var mi veya kaç insan bunun üstesinden gelebiliyor? Asil soru burada!

Insanin kendisi olmasi, aslanin agzinda da degil, ta midesindeki ekmek!

Yasamin ilk evresi olan çoçukluk döneminde, gözlerimizi içlerinde dünyaya açtigimiz ailelerin ve toplumlarin, bizi ilk günden itibaren alisilagelmis, birçok yanlisi da içinde barindiran adet, töre ve inançsal rituellerle kendilerine benzetme çabalari baslar. Ta ki içinde bulundugumuz sistemin egitim kapilarini açana kadar. Bu evrede de sistemin üstyapisal bütün mekanizmalari devreye girer. Aile ve sistem arasinda sikisip kaliriz. Egitimin çerçevesi, egemen üstyapiya uyumludur, aykirilar sistem disina itilerek ötekilestirilir.

Insanin kendisi olmasi, ona göre yasamasi, dogasi geregidir. Çoçukken de, gençken de ve yetiskinken de aykiri olanlarin hepsi de, yasamlarinin her evresinde çevresi ile kavgali olmuslardir. Iste yasami, böyleleri yenileyebilmis ve insana yarasir kilmislardir.

Bilgili bireylerin çogalmadigi, bölüsümlü ortak yasam tarzlarindan yoksun olanlarin yasami, ona buna benzemekle, yüz yillar gerilere gitmekle, bugünü binlerce yil öncekiler gibi olmaya çalismakla, çirpinmakla geçer. Yasam, bir özentiler silsilesi olarak tüketilir.

Düsündügünü yasayamanlarda veya çagina göre yasamayanlarda önyargilar, suçlamalar, ötekilestirmeler, eziklikler, kendini bir yerlerde saymalar, ilkler, enler, …istler, …culer, …ciler, ‘ben kimim’ler…. Bitmez tükenmez dramalar.

Toplumsal yapi içindeki azinliklarda, bu haller biraz daha belirgin oluyor.

Yazinin basinda verilendirdigim arta kalan 258.994 saatlik sürede, biörnek alinan biri olmaya, tapilan bir yere, körü körüne itaate harcanir. Kimisi cennete gitme hayali, kimisi cehenneme atilma korkusuyla geçirir bu zamani. Kimisi dikili bir tasi olan mezara, kimileri de ayni zamanda ansiklopedilere (sorun ansiklopedilere girebilenlerin azliginda) girer.

Temel egitimi bitirebilen ve bitirilmesi istenilenlerin akademik yolu açildigindan da, siyasi ve inançsal akimlarin etkisinde böldürülerek yine yönlendirmelere gidilir.

Ekonomik mecburiyetten dolayi, insanlarin ezici çogunlugunun sevmedigi islerde çalismak kolay mi? Degil elbette!

Irkcilik, dini ve idolojik bagnazlik, sinif ayrimciligi ve kadina siddet, insanin kendisine yabancilasmasiyla basliyor. Rotasi olayanlarin hayat drami fazla olur. Yaranmak için her yol denenir, içten istemedigi seyleri istiyormus gibi görünür. ‘Desinler’ diye yasamanin dayanilmaz rollerini günlük hayatta, hep birlikte izliyoruz.

Aslinda, bu yazinin basligini ‘rotasizlik’ olarak yazacaktim. Fakat, son dönemlerde katildigim birkaç toplantida ve son birkaç ayda Avusturya’da, Türkiye’de ve Kürdistan’da olan güncel olaylar isiginda, kendimi de içine katarak böyle bir yazi ortaya çikardim.

Amacim, pek de basarili olmadigim matematik oynunu kurcalamak!

metin.can@gmx.at

Metin Can

Balkêş e ?
Close
Back to top button