Kim kimin sartini kabul etmisti, dürüst olmak zor mu?
Medyada Sayin Hatip Dicle ile yapilan bir röportaji okudum. Tamamen Kürt halkini uyutan bir yaklasim sergiledigini gördüm. Sözde devletle (!) özerklik konusunda bir anlasma saglandigini ve bunu Cumhur Baskani Erdogan’in bozdugu yönünde iddialari var. Bunun bozulmasi üzerine KCK direktifleriyle sözde KCK’dan ayri örgütlenen derin bir yapilanmanin öncülügünde ve etkisi oldugu legal alanda siyaset yapan bir partinin belediye baskanlarini da dahil ederek, Kürdistan’da tek tarafli ilan edilen ”özyönetimi” savunuyor.
Bir siyasetçinin böylesi bir akil tutulmasi içerisinde olmasi ise Kürt halkinin kimlerin arkasina takilarak uçuruma dogru yuvarlandiginin bariz örnegidir.
Bu amaçsiz siddetle Kürdistan’da sivilleri militarist anlayisin ve güçlerinin hedefi haline getirilmesi ise, tam anlamiyla bir trajedidir. Su günlerde çocuk, yasli demeden katledilerek iki tarafli ates altinda kalan sivil insanlarin içine tasinan bu kör siddetini ise bu durumun hakliligi olarak gösteriyor. Insanlarin bu siddet ortami yüzünde evlerini barklarini terk edip göç yollarina düsmesi de kendisini baglamiyor. Bu durum açikça bir akil tutulmasidir.
Bunun üzerine burada kastedilen sartin ne oldugu konusunda bir seyler yazma geregi duydum. Acaba Hatip beyin söyledigi gibi mi, yoksa baska bir sey mi, bakmakta yarar var.
Öcalan’in ile MIT arasinda varilan bir anlasmaya göre zaman zaman 36 yillik amaçsiz savasin ganimetiymis gibi “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Sarti” Kürt halkina basin yoluyla, Newroz’larda ve bazi platformlarda yedirilmeye çalisildi. Bunun hayat bulmasi için MIT ve AKP iktidari bilerek Öcalan’a yetki verdi. Çünkü TC için zaten bir kayip degildi. Bunun üzerine gerek iktidar, gerekse KCK’nin kalemsörleri ve medyasi gerek Kürt halkina ve gerekse Türk kamuoyuna bunu servis ettiler. Hatta öyle bir algi gelisti ki, statükonun bekçisi Kiliçdaroglu bile “biz bunu tartisabiliriz” dedi.
Bu sayede PKK iste biz alacagimizi TC den kopardik silahlarimizi birakiyoruz diyecekti. Diger taraf ta AKP iktidari ise PKK’nin elinden bu sayede silahi alacakti ve ortaya çikip iste ”biz Kürtlerin sorununu çözdük” diyerek, iktidarlarinin ömrünü bu sayede uzatacakti. Tabi bu plan neden hayat bulmadi derseniz, bu durumu da ayri bir yaziyla açiklik getirecegim.
Gelelim Hatip beyin Özerkligine. Bu ”Özerklik” müzakerelere konu olan ve Öcalan ile MIT’in AKP’nin üzerinde mutabakata vardigi, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Sartidir. Bu reçete zaten MIT onayli bir reçeteydi. Öyle literatüre uygun ulusal temelde bir özerklik (otonomi) degildir.
Ayrica bu sart sadece yerele ekonomik bir özerklik getiriyor. Sadece Kürdistan bölgesi için degil, tüm bölgeler için düsünülen ve tasarlanan bir demokratik yapilanmadir. TC zaten 8 çekinceli maddeyi ayirarak 1988 de bunun altina imza atmistir. Bu maddeler de ulusal temelli degildir, bilinmesinde yarar var. Bunun kanunlastirilmasi ise, meclis anayasa komisyonu ve parlamentoda alinacak bir karara baglidir. Zaten Öcalan’in da, KCK’nin da geldigi nokta budur. Ben Hatip Dicle’nin bu durumu çarpittigi kanisindayim.
Ayrica Öcalan bunun adini sonradan neden degistirip ”Öz yönetim” yapti? Sözde ”Özerklik” kelimesi ulusal nitelik tasiyor diye, Türk kamuoyunu sert gelir diye gerekçe buluyor. Tabi nasil olsa Kürtler umurunda degil, hangi ulusal statüsüz reçeteyi sunsa belirli bir etkisi oldugu kesimde kabul görecegini biliyor.
Gelelim ”özyönetime”. Acaba KCK’nin yapigi gibi mi bu sistem hayat buluyor, yoksa baska bir yolu mu var, bunu ögrenmekte yarar var. Simdilerde KCK bunu ne denli hiçlestirmeye, Türk toplumunun gözünde öcülestirmeye çalisiyor, ona da bakmakta yarar var.
”Özyönetim”, üç bes gencin roketiyle, kelesiyle, kazdiklari hendeklerle oynanacak bir savas oyunuyla ya da sivillerin hedef haline getirilip katledilmesine ortam saglayarak yapilacak bir sey de degildir. Kaldik ki bu bir demokratiklesme asamasidir ve bunun anayasal güvencesini parlamentoda gücünüzü ortaya koyarak merkezi yönetimle beraber yapabilirsiniz. Öyle bazilarinin iddia ettigi gibi ulusal statü de degildir. Bu Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Sarti”yla olgunlasacak bir yerel yönetim asamasidir.
Öz yönetim nedir? Bakmakta fayda var, yoksa bu kaos ortami anlasilamayacaktir.
”Almanya’da Öz-yönetim kelimesinin karsiligi ‘Kommunale Selbstverwaltung’tur. Alman Anayasasi (Grundgesetz) madde 28/2’de düzenlenmistir. Temel Hak ve Özgürlüklerden hemen sonraki bir maddedir.
Federal Anayasa Mahkemesi Içtihadina göre, yasam hakki, mülkiyet hakki, din ve inanç özgürlügü gibi temel hak ve özgürlüklere esdeger bir hak ve özgürlüktür. Ancak Öz-yönetim (Komunale Selbstverwaltung) konusu devlet egemenligi ve idari yapisi içinde tamamen yerel yönetimlerle (belediyelerle) ilgili bir kavramdir.
Kommunale Selbstverwaltung (Özyönetim) teorik olarak ”merkezi yönetimin ( burayi dikkatle okuyalim) hangi yetkilerini yerel yönetimlere birakacagi belediyecilik hizmetleri ile ilgili bir durumdur.”
Dünyadaki bir çok uygulamada, egitim, saglik, imar, barinma, trafik ve düzen (asayis) konularinin yerel yönetimlere (belediyelere) birakildigi görülmektedir. Bu yetki paylasimi tüm dünyada merkezi yönetimle yerel yönetimler arasinda bir anlasmayla olur. Bu anlasmada merkezi yönetim, hangi yetkilerini yerel yönetimlere birakacagini genellikle anayasalarda veya yasalarda açikça belirtilir.”
Dolayisiyla öz-yönetimin bir beldedeki halkin veya belediyenin tek tarafli bir iradeyle açiklamasinin bir anlam ifade edemeyecegi ortadadir. Konunun parlamentoda anayasal veya yasal düzeyde tartisilmasi ve düzenlenmesi gerekir.
Ilhan Çetin