Makale

Kim korkar olmasi gerekenden!

Günlük haberleri tararken, aklima Hükümet Kadin filmindeki su cümle geldi. ‘Allahim, yaratmasina yaratiyorsun da, neden takip etmiyorsun!’ Sözcükler, tam böyle miydi hatirlamiyorum ama mana, meclisteki nev-i sahsina münhasir vekillere, bazi köse yazarlari ve kendini aydin zanneden muhteremlere de uymadi degil hani!

Elbette, bunlar toplumun bir ürünü diyebiliriz de ama toplum bu ürünleri verdikten sonra yerinde durmuyor ki, onlar oldugu yerde sayarken, halk degisimi yakaliyor ve olup bitenleri onlardan daha iyi görüyor.

Televizyonda izlerken, köselerini okuyup, demeçlerini dinlerken; bir uyku bastiriyor bir uyku anlatamam. Böbürlene böbürlene, çok bildigini sanan üstten bakislari, her devre uyum saglayan ‘köçek’ kalemleri hele o kendinden pek bir emin halleri yok mu, hiç yanilma payi birakmadan noktayi koyuveriyorlar…

Hallerini yazarken bile yine uyku bastirdi! Bu yazi biter mi bilemiyorum!

***

Bir döneme girdik, özellikle dönem diyorum; ‘süreç’ sözcügünden fenalik geldi…

Her gün yazili ve sözlü basinda dönemi yaziyor, konusuyoruz. Bazi yazarlarimizdaki kaygi yogunlugu, gözlerimi yasartiyor. Konustuklari üç bes kisinin fikirlerini, Kürtlerin / Türklerin çogu, olanlari endiseyle izliyor, süpheyle bakiyor ve aktörlere güvenmiyor gibi bir genellemeyle vermeleri, olandan çok olmasini arzu ettikleri seyler gibi geliyor.

Öyle ya, sonra kalemsörlerimiz, vekillerimiz ve ‘aydin’larimiz, kimin duygularini istismar edip, efelenecekler. Ver coskuyu! Nasilsa ölen, sakat kalan, magdur olan onlardan degil.

Bakin neymis kaygilari!

Devletin amaci PKK yi pasifize etmekmis!

Aman ha! Dikkatli olun bu oyuna gelmeyin, AKP seçim yatirimi yapiyor!

Ah keske güvenebilseydik, gönül isterdi de, bal bal demekle agiz tatlanmiyormus!

Hem ne o öyle, pozitif olmayin kardesim, ayiptir!

Bak adi üstünde A-K-P ! Halbuki, falanca olacakti ki, nasil güvenirdik!

Iste caanim ( !) aydinlarimizin tüm öngörüleri bundan ibaret…

Son on yilda Kürt Hareketini AKP karsitligina indirgeyenlerin, yetmese de yapilan birçok açilima ragmen siddeti tirmandirmalari ve sanki bu siddetin amacinin bagimsizlik mücadelesi oldugunu usta illizyonist maharetiyle yutturmaya çalismalari, bazi kesimlerce kabul görmüs ya da islerine öyle gelmistir.

Konjonktürel bir gereklilik olarak yapilmasi zaruri olan seyleri simdi de silah ve siddetin bir kazanimi olarak sunmak, hem dünyayi dogru okuyamamak hem de barisçi ortamin getirecegi özgürlügün kendi alanlarini daraltma korkusu degil midir!

Baristan korkan her iki kesim de, süren çatismalarin kendi varlik nedeni oldugunu çok iyi bildiklerinden olsa gerek, görüsmeleri karsilikli olarak manipüle etmek için bir taraf Öcalan’i itibarsizlastirirken diger taraf da Erdogan’a ayni yöntemi uygulamaktadir.

En garip gelen de, Erdogan’in bunu seçim yatirimi ve baskanlik sistemi için yaptigini söylemeleri.

Umarim öyledir, demek ki Erdogan, bizden oy almak için dogru seyler yapmasi gerektigini biliyor, diger partiler gibi projesiz, çözümsüz ve hiçbir sey üretmeden sadece elestirerek ve istismar üzerine kurulu bir siyasetle gittikçe yok olacagini anlamis bulunuyordur.

Içinde bulundugumuz dönemde Hükümetin dogru söylem ve davranislarini silahlarin susmasi adina desteklemeli ancak akabinde olasi bir samimiyetsizlik ve sorunu sürüncemede birakmasiyla, karsisinda çok daha güçlü bir direnisle karsilasacagini da vurgulamaliyiz.

Muhalefetin hosnut olacagi ve böyle bir durumda sesinin çikmayacagi da ortada. Zaten, bu muhalefetle bir on yil daha AKP’nin iktidarda kalacagi, kendi yasam tarzlarini demokratlikla özdes görenleri de hayli üzdügünden olsa, köselerinde ‘aydin’ gazetecilerimiz ölü dogmus çocuga demokrat puantiyeli kumastan don biçmeye devam ediyorlar.

Zihniyet bu olunca, baris görüsmelerini ve silahlarin susmasini kalemlerinde buruk bir tatla dile getirmeleri, olumsuz bir hava yayarak, ortaligi bulandirma çabalari da gözden kaçmiyor.

Düne kadar Imrali’yi muhatap gösterenlerin de birden çark etmesi ve taraflarin esit kosullarda olmadigini öne sürerek, suyu yokusa sürme gayretleri de dikkate deger dogrusu. Oysa; su kosullarda provokasyon ihtimaline karsi en güvenli yerin Imrali oldugu görünüyor.

Neyse ki görüsmelerde belli bir asamaya gelindi ve nihayet bir yol haritasi ortaya konuldu.

Tabii ki, Öcalan’in talepleri tüm Kürtlerin talebi degil ve olamaz da. Ancak siddet ortaminda bugüne kadar hangi talep, tartismaya açilabildi sorarim!

Insanlarin birbirini öldürdügü bir ortamda, en kutsal talep yasama talebidir ve ortak zemin öncelikle can güvenligi olmali. Artik siddetle degil, akilci politik manevralar aracililigiyla yol alma dönemindeyiz.

Bu noktadan bakinca, kimi köse yazarlarimizin endiseli Diyarbakir izlenimleri ve Kandil ne der söylemleriyle, asil amaçlanan, bagci dövmek olunca, yaptiklari verimsiz topraga asma fidani dikmekten ibaret.

Kürt halkinin beklentisi, talepleri hepimizin yararina olan ve asla korkulmayacak taleplerdir. Yeter ki bunlari tartisabilecegimiz ortami yaratabilelim…

Zira; olmasi gerekenden kim korkar!

————————————————–

Kaynak: Sivil Düsünce Platformu

Güldali COSKUN

Back to top button