Makale

Kirli savas degil, degisim ve dönüsüm

15 Mayis günü Diyarbakir’in Sur Ilçesi Sarikamis Köyü (asil ve eski adiyla Herbecin) Dürümlü Mezrasi’nda yasanan olay yürek burkucu, öfke ve nefret uyandiricidir.

Bir kamyonla köye tasidiklari 15 ton patlayiciya köylüler hakli olarak itiraz edince, PKK’liler onu köyün hemen yani basindaki yol üzerinde terk edip araçtan inerek ve uzaklasarak, uzaktan kumanda ile köylülerin ortasinda patlattilar. Patlama sesi Diyarbakir’dan ve tüm çevreden duyuldu, 30 metre genisliginde, 4 metre derinliginde bir çukur açildi.

16 köylü bu olayda yasamini yitirdi. Uzakta olan dört köylü patlamanin etkisiyle ölürken, kamyonun çevresinde bulunan 12 köylünün bedenleri paramparça oldu, taninmaz hale geldi.

PKK bu eylemi üstlendi ve olay nedeniyle köylüleri suçladi, onlari isbirlikçi olarak niteledi.

Oysa bu köylüler son seçimlerde tümüyle HDP’ye oy vermislerdi.

Bu olay ayni zamanda kirli savasin nasil akil almaz noktalara vardigini gösteriyor. Bu sözün bittigi yerdir.

Bir yandan, terörle mücadele ediyorum diye Kürt kent ve kasabalarini viraneye çeviren bir devlet, öte yandan kendi yandaslarina, sözde kurtulusu için mücadele ettigi halkina karsi bile acimasiz, pervasiz ve sorumsuz bir PKK.

Kendi payima, daha 7 Haziran 2015 seçimleri öncesi olup bitenlere bakip yazdigim çesitli yazilarda taraflari, hem devleti yönetenleri, hem PKK seflerini uyarmaya çalismistim. 7 Haziran Seçimleri sonrasinda da pek çok yazimda bunu sürdürdüm. Bunlardan biri 31 Temmuz 2015 tarihli ve ‘Kimilerine Sözün Bir Yarari Yok’ baslikli yazi idi. Eger ilgili taraflar sorumlu davranmazlarsa Türkiye’yi Suriye gibi bir batagin bekledigini dile getirmistim.

Ne yazik ki, aradan bir yil dahi geçmeden simdi o bataktayiz. Ülkeyi yönetenler de PKK de siddetin dozunu arttirarak sonuç alabileceklerini saniyorlar. Bu ise bataga daha derinine saplanmaktan baska sonuç vermez.

Bu noktaya gelinmesinde, sorunlari uygarca ve çagdas yöntemlerle, esitlik temelinde çözmeyi basaramayan devletin ve gelip geçen hükümetlerin yani sira, siddeti baslica yöntem sayan ve siddet döngüsünden kurtulamayan, fabrika ayarlari siddete göre düzenlenmis PKK’nin büyük payi var. Bunun yani sira, ana muhalefet partisi CHP ve Parlamento’da temsil edilen diger partiler de sorumluluk tasiyorlar. Çünkü, MHP’nin malum tutumu bir yana, ana muhalefet CHP’nin de Kürt sorununun çözümüne, hatta genel olarak demokratiklesmeye yönelik dise dokunur projeleri yok.

Sözde Kürtleri ve diger sol muhalif kesimleri temsil adina sahneye çikmis ve 7 Haziran seçimlerinde Parlamento’ya 80 milletvekili sokmus HDP’nin de durumu farkli degil. Öcalan’in ve Kandil’in önüne koydugu, Kürt halkinin hiçbir temel talebini içermeyen garip, degisken, oyalayici politikalarin disina çikamayan HDP, 7 Haziran Seçimleri sonrasi Kandil’in baslattigi hendek savaslarina tavir alamayarak, bu olup bittinin ardindan sürüklenerek islevsiz kaldi, kendisine oy ve destek veren çevreleri de düs kirikligina ugratti.

PKK hendek savaslariyla, ulusal bilincin en yüksek oldugu kent ve kasabalarin, çok degerli tarihsel mekanlarin yikimina, viraneye dönmesine, binlerce yeni canin yitimine, yüzbinlerin göçüne yol açarken HDP buna hayir diyemedi. Oysa bu akil almaz biçimde yanlis bir tutumdu, en basta da Kürt halkina, onun hakli özgürlük mücadelesine zarar vermekte idi.

Son Dürümlü olayinin ardindan HDP Es Baskani Demirtas, eyleme sahip çikan ve köylüleri suçlayan PKK seflerini sorumsuz davranmakla suçladi ve özür dilemeye davet etti.

Demirtas bakimindan bu kadari bile olumludur; ancak çok geç kalinmis bir tavirdir ve belki de bu olaya özgü bir çikis olarak kalacaktir. O bu tavrini sürdürebilecek mi, örgütünü etkileyebilecek mi, bu da belirsiz. Çünkü HDP yönetimindeki birçok aktörün durumu son derece ilginçtir. Bunlar Kürt halkinin hak ve özgürlügünden mi yanalar, yoksa tam tersi mi? Özellikle sol adina transfer edilmis bir bölümünün bugüne kadarki söz ve eylemlerine bakildiginda, onlardan olumlu yönde bir beklentiye girmek saflik olur.

Özetle, rejimin vakti zamaninda Kürt halkinin özgürlük mücadelesine, Kürt ulusal hareketine karsi kullanmak üzere kurup sahneye çikardigi PKK gibi, HDP’nin fabrika ayarlari da bir ulusal politika gütmeye, bu anlamda dogru politikalar izlemeye uygun degil. Bu konuda hayallere kapilmak için bir neden yok.

Kürt ulusal hareketi de, bir bütün olarak Türkiye demokrasi ve baris hareketi de ancak hem Kürt sorununun çözümüne, hem demokrasiye yönelik köklü projeleri önlerine koyarak, bu dogrultuda kararli ve ilkeli davranarak halklarimizin ihtiyaci olan tarihsel dönüsüm ve degisimleri gerçeklestirebilirler.

Bugünkü bataktan çikmanin yolu kirli savasi ve siddeti derinlestirmek degil, degisim ve dönüsümdür, buna uygun politikalardir.

Hak ve Özgürlükler Partisi, HAK-PAR, su anda parlamentoda temsil edilmese de, henüz yeterli bir kitleselligi yakalamis olmasa da böyle bir partidir ve eger mücadelesini programi ve amaçlari dogrultusunda ilkeli ve kararli olarak sürdürürse kitleleri kazanabilir ve söz konusu degisim sürecinde önemli bir rol oynayabilir.

HAK-PAR Kürt halkinin özgürlügü ve demokrasi için ciddi bir umuttur. Biz HAK-PAR’lilar bunu bilerek ve bu bilinçle çalisirsak basaririz.

17 Mayis 2016

Kemal Burkay

Back to top button