Makale

KÜRDÇENIN RESMI DIL OLMASI IÇIN SISTEM DEGISIKLIGI SART

Türkiye dünyada ‘dilin yasakli oldugu’ çok ender ülkelerin ilk siralarinda bulunuyor. Türkiye’nin bu tutumu Kürdleri ‘tehdit algisi’ olarak görmesinden kaynaklaniyor. Kürd dilinin yasaklanmasi süreci Cumhuriyetin ilanindan kisa bir süre sonra; kurucu iradenin ‘Tek’ ve Türk’ olan bir sistemi, yani Kemalizmi insa süreci ve ülkenin ‘Bekaasi’ni isaret eden 1924 Anayasasinin kabulü ile birlikte baslamistir.

Türk Siyaset Kurumu ‘milli suuru’ ve ‘devlet akli’ ile Kürd dilinde Egitimi ve Kürd dilinin ‘Resmi Dil’ olmasi konusunda ciddi bir bariyer olusturarak, sagi-solu ile ‘bir milli mutabakat’ direnci göstermektedir. Çünkü Kürdçenin resmi dil olmasi, egitim dili olmasi hala meriyette olan’ Tevhidi Tedrisat Kanunu’, ‘Türk Harfleri Kanunu’, ‘Medrese ve Tekkelerin kapatilmasi” özel kanunlar ile engellenmis, 1924 yilindan bu güne 77 yildir, tüm TC Anayasalarinin ilk üç maddesinde degismez bir hüküm olarak yer almis hatta ‘degistirilme teklifi’ ihtimali dahi yasaklanmistir. Çünkü Kürdçenin egitim dili olmasi ve Türkçenin yani sira Resmi Dil olarak kabul edilmesi, ayni zamanda mevcut ‘Tekçi-Türkçü’ sistemin dagilarak ‘çogulcu’ bir yapilanmayi gerektirmektedir. Türk siyaset kurumu ‘çogulcu’ bir yeniden yapilanmaya riza göstermemektedir. Hal böyle olunca Kürdlerin ‘Ana Dilinde Egitim hakki’ talebi dogal olarak diger kolektif haklar kümesinden ayri durmamakta ve hatta dil özgürlügü için mücadele politik bir mücadele halini almis bulunmaktadir.

Dünyanin birçok yerinde farkli dillerde egitim talepleri masumane, sivil ve kültürel, insani bazda gelisme gösterirken Türkiye’de durum ne yazik ki, politik mücadele gerektirmektedir. Bu nedenle Kürdlerin bu yöndeki taleplerini isterken zorunlu olarak Kürdlere bir ‘statü’ istemek ve bu ‘üniter’ yapinin dagilarak ‘çogulcu, çok sesli’ bir yapinin, yani en azindan ‘özerk’ ya da ‘federatif’ bir sistemi savunuyor olmak gerekir. Belki dünyanin kimi ender ülkesinde ‘üniter’ yapi içinde de birden çok dille egitim yapma ve çok dili ‘resmi dil’ statüsünde görme imkani vardir. Ancak bunu Türkiye’nin yerlesik resmi algilari ve tekçi zihniyete olan tutku ve bagliligi ortadan kalkmadan ‘üniter’ yapi korunarak gerçeklestirmek çok zordur, hatta belki de mümkün degildir.

Son zamanlarda Kürdçenin resmi dil olmasi ve egitim dili olmasi konusunda bazi farkli inisiyatifler gelisti. Bunlar ‘Kürt Dil Platformu’, ‘ Kürt Dili ve Kültürü Agi’ ile ‘HEZKURD’ adli platformlar olarak kamuoyuna yansidi.

‘Kürt Dil Platformu’, ‘ Kürt Dili ve Kültürü Agi’ 22 Subat’ta Kürdçenin resmi ve egitim dili olmasi için imza kampanyasini baslatti. Platformda, Halklarin Demokrasi Partisi (HDP), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Özgürlük ve Sosyalizm Partisi (ÖSP), Kürdistan Demokrat Partisi-Bakur (KDP-B), Kürdistan Demokrat Partisi-Türkiye (KDP-T), Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Insan ve Özgürlük Partisi ile Azadî çevresi bulunuyor.

Daha çok siyasi partilerin öncülügünde ilerleyen ‘Kürt Dil Platformu’ bu nedenle ‘politik’ bir platform görüntüsü vermekle birlikte, bilesenleri arasinda bulunan kimi siyasi parti ve kurumlarin Kürdler için ”hiçbir statü’ öngörmedigi ve ‘anadilinde egitimin’ hangi kosullarda ve nasil yapilmasi gerektigi konusunda tutarli bir programlarinin olmadigi bilinmektedir. Örnegin kampanyaya ilk imzayi atan kisi HDP Genel Baskani Mithat Sancar oldugu halde HDP’nin ‘ortak vatan, dil,bayrak vs.’ daha da önemlisi ‘üniter’ yapiya bagli ‘Türkiyelilesme’ sevdasinda oldugu, programlarinda Kürdlere yönelik hiçbir talebin bulunmamis olmasina ragmen bu kampanyada basi çekmesi manidardir. Daha da önemli olan bu platformdaki farkliliktir. ‘Statü isteyenler’ ve istemeyenler kervan olup yola dizilmisler. Statü isteyenlerin kimileri ‘bagimsizlikçi’ oldugu halde ‘Türkiye’yi böldürmemek için kuruldugunu’ her seferinde dile getiren HDP ve türevleri ile is birligi içinde. Demek ki bu isin arka bahçesinde baska bir sey var ve dil gibi ‘masum’ ve ‘duygusal duyarlilik’ gösterilen bir konu baska amaçlar ugruna yurtsever kamuoyuna gerçek amaç gizlenerek servis edilmektedir.

HDP 110 belediye ve 80 parlamenter ile güçlü bir biçimde Kürdlerin destegini aldigi halde hiçbir zaman Kürdçenin resmi dil olmasi ve egitim dili olmasi konusunda bir girisimde bulunmadi. Bugün hizla güç kaybeden ve gözden çikarilmis olan; bu nedenle de kapatilma sürecine girmis olan bu partinin meclise ‘tüm halklarin dilinde egitim hakki’ önergesi vermesi, ardindan da sözde 9 partiyi de arkasina takarak Kürdçe dili için kampanyalara aktif olarak katilmaya bugünlerde karar vermis olmasi manidar ve bir o kadar da samimiyetsiz bir girisimdir. Kaldi ki HDP’nin Kürd dili için degil ‘tüm anadilleri’ için verdigi ve ‘egitimi’ konu edinerek ‘resmi dil’ olmayi talep etmeyen önergesi Meclis’te aninda reddedildi. (Red edenlerin bir kismi HDP’nin baglasiklaridir.) Bu gelisme bile yukarida yaptigimiz tespiti dogrulamaktadir.

Özcesi, buradan bakildiginda ‘Kürt Dil Platformu’ sanildigi gibi masum bir sivil girisimden ziyade siyasal bir platformdur. Bu platformun bilesenleri olan siyaset kurumlari belli ki siyaset üretmek konusunda bir beceri gelistiremedikleri için sivil alani denetim altina almaya yönelmislerdir. Bu kesimler sivil ve masum olan bir talebi kendi siyasetlerine nefes aldirma, bu yolla toplumun begenisini yeniden elde etme ve sivil alanlari siyasetlerinin arka bahçesi yapma egilimindeler. Bu girisim siyaset üretmekten yoksun güçlerin sivil alani da tüketme girisiminden baska bir sey degildir.

Bu nedenle diyoruz ki, bu ‘siyasetçilerin öncülük ettigi bu çalisma sorunlu ve tartismalidir. Çeliskilerle doludur. Bu Kürd dilinin masumiyeti üzerinden siyaset devsirme girisimidir, kendi siyasetlerine alan açmaktir ve içtenlikten uzaktir. Bu kampanyanin bugün baslatilmis olmasi da ayrica anlamlidir. Bize göre bu kampanya ‘zevahiri kurtarma’ kampanyasidir. Yurtsever Kürd kamuoyu bu konuda duyarli olmalidir.

Bu alandaki bir diger çalisma gurubu ise HEZKURD. Kendisini sivil bir platform olarak tanimlayan Kürd Dil Hareketi (Komeleya Tevgera Zimanê Kurdî ) HEZKURD, Fevzi Bulgan Koordinatörlügünde, Azadi çevresinden bir grup yurtsever tarafindan kuruldu. Ancak HEZKURD, kurulus bildirgesinden kisa bir süre sonra, kendi içinde bir ayrisma yasadi. Istanbul’da, Av. S.Özgen öncülügünde ‘Kürt Dil Hareketi Dernegi’ (Komeleya Tevgera Zimanê Kurdî) adi ile bir dernek kuruldu. Simdiye dek her iki kesim de ayni adi ve amblemi kullaniyor ancak farkli yerlerde farkli etkinlikler yapiyor. Aralarindaki bu sorun henüz çözülmüs degil. Örnegin ‘Tevgera Zimanê Kurdi’ inisiyatifi adi ile imza kampanyasi,10 Ekim 2020’de baslatti. Ayrica HEZKURD inisiyatifi UNESCO’ya konu ile ilgili bir mektup da göndermis bulunuyor. Komela adli HESZKURD ise daha çok toplantilar ve alan çalismalari ile göze çarpiyor.

Bu konuda uzman görüsleri degerlidir. Prof. Aziz Yagan’in bu konudaki görüslerini de degerli buluyor ve su görüslerine katiliyoruz: ”Siyasisi partilerin, sivil girisimlerin taleplerini desteklemesi ve etrafina tavsiye etmesi baskadir, siyasi partilerin merkezde yer almasi baskadir. Siyasal zihni, siyasal refleksi, siyasal beklentisi olanlar sivil çalismalar yapamaz. Anadili sivil bir alandir. Siyasal bir platform yerine sivil bir dernek ya da vakif, kampanyayi baslatabilir ve bu siyasi partiler destek verebilirdi ya da HEZKURD’un baslattigi ve sürdürdügü kampanyaya katilabilir ya da destek verebilirlerdi. Elbette böyle olmasi onlarin kararidir…’

Elbette ki biz HAK-PAR olarak Kürd dilinin egitim dili olmasi, Türk dilinin yani sira resmi dil olmasi konusunu programimizin önemli bir amaci halinde deklere etmisiz ve bu konudaki anlayisimiz da devam etmektedir. Bunu yaparken de Kürdlere federal bir statü talebini ileri sürmüsüz. HAK-PAR dil konusundaki sivil girisimlere öncülük yapmayi veya bu egilimde olan siyasetçilerle ayni yerde olmayi uygun görmez. Ancak biz parti olarak sivil inisiyatifleri destekleriz. Örnegin HEZKURD inisiyatiflerini önemsiyor ve destekliyoruz. Parti olarak sivil inisiyatiflere destek vermeye haziriz ancak onlari yönetmeyi, kontrol etmeyi dogru bulmuyoruz. HAK-PAR, kapsayici ve evrensel degerler tasiyan sivil alanin, toplumun tüm kesimlerini güvenle bir araya getirmesini, farkli kesimlerin hak arayislarina toplumun odaklanmasini saglayacak olan bu çalismalari desteklemenin daha dogru olduguna inaniyoruz. Biz sivil toplum kuruluslarimizin ve sivil bireylerimizin bu alandaki çalismalarini takdirle karsiliyoruz. Onlarin amaç ve hedefleri olanakli kilan her türlü girisimlerini destekliyoruz.

Son olarak belirtmek isterim ki bu yazi ayni zamanda Kürt Dil Platformu sözcüsü Sayin Serefxan Ciziri’ye de bir cevap niteligindedir. Sayin Ciziri’ye sözümüz sudur: HAK-PAR’in neden sizin inisiyatifinizde olmadiginin açik nedenleri yukarida sayilmistir. Baskaca da size verecegimiz bir yanit yoktur. Size basarilar dileriz, kampanyanizin parçasi olmayi dogru görmüyoruz ama engel de olmuyoruz.

Latif Epözdemir
HAK-PAR Genel Baskani

Latif Epözdemir

Back to top button