Kürt hareketinde Kemalizmin ayak sesleri – 1
Geçmis Ile Çelisen Iki Tutum
Içerisinde bulundugumuz günlerde Kürdistan ilginç, hem de çok ilginç gelismelere sahne oluyor. Mücadeleye basladigindan bu yana sürekli olarak otonomi, daha sonra ise federasyon siari ile mücadele etmis olan Güney Kürdistanlilar, su siralar gündemlerine bagimsizligi koymus bulunmaktalar. Gerçi bunun için gerekli uluslararasi destek henüz var sayilmaz, son DAIS saldirilari ve Sengal olayi, kendilerinin de böyle bir adima ne kadar hazir olduklari sorusunun sorulmasina neden oldu ama yine de bir hedef olarak gündemde yer almasi, konunun her alanda tartisiliyor olmasi, önemlidir.
Buna karsilik Bagimsiz ve Birlesik Kürdistan’i tek çözüm yolu ilan ederek yol çikan, bu görüse sahip olmayan yurtsever Kürt örgütlerini isbirlikçi ve revizyonist ilan eden hatta ihanetle suçlayan PKK, bu gün Xweseriya Demokratîk” (Demokratik Özerklik) diye adlandirdigi bir çözüm modeli’ ile sahnededir.
Demokratik Özerklik’ dedikleri model’ ise yerel yönetimlerin yetkilerinin bu günküne göre daha da genisletilmesinden öte bir sey degil. Örnegin, 25 Agustos 2014 günkü Yeni Özgür Politika gazetesinde Dönemin Eylem Çizgisi’ baslikli yazisini bu konuya ayiran Selahattin Erdem sunlari söylüyor:
Örnegin siyasal alanda demokratik öz yönetimin insasi. Yani her alanda halk meclislerinin ve komünlerin olusturulup isletilmesi. Köylerde, mahallelerde, kasabalarda, sehirlerde meclislere dayali bir yönetim sisteminin gelistirilmesi. Benzer biçimde halkin saglik sorunlarinin, yargi sorunlarinin, ekolojik sorunlarin, öz savunma sorunlarinin halkin örgütlü gücü temelinde çözülmesi ve tüm bu alanlarda görevlerin halk örgütlülügü temelinde yerine getirilmesidir.’
Görüldügü gibi sunulan modelde siyasal iktidarin ya da merkezi yönetimin sözü dahi edilmiyor. Oysa mahalli düzeyde de olsa, bahsi geçen adimlarin önemli bir bölümünün gerçeklesmesi, Türkiye’nin su anki toplumsal sisteminde önemli degisikliklerin yapilmasina baglidir. Öyle ya, merkezi devlet hazir olmadiktan ve gerekli adimlari atmadiktan sonra Halk Meclisleri nasil islerlik kazanacak, saglik, egitim, yargi ve güvenlik konularinda adi geçen öneriler dogrultusunda hangi yetki ve olanaklarla gerekli adimlar atilacak? Bütün bu konudaki çalismalar nasil finanse edilecek, örgütlenmesi nasil yapilacak? Devletin yargi sistemi disinda bir yargi mekanizmasi nasil olusturacak, devletin istihbaratini, polisini, ordusunu ve jandarmasini en azindan pratikte devre disi birakacak, hatta gerekirse ona karsi kullanilacak silahli bir güvenlik teskilati neye dayanilarak, hangi yol ve yöntemlerle kurulup yasatilacak? Bahsi geçen savunma gücü illegal olusturacaksa o zaman baris ortamina geçmekten, gerillaya silah biraktirmaktan bahsetmenin anlami ne? Merkezi yönetim, yani siyasal iktidar sizde olmadigina göre bütün bunlari yasal bir zeminde gerçeklestirebilmek için kaçinilmaz olan anayasal ve yasal degisiklikleri kim yapacak? Yoksa Türk yönetiminin böyle bir düsüncesi ve hazirligi var da biz mi bilmiyoruz?
Bilebildigimiz kadariyla Ankara yönetimi böyle bir düsüncenin kirintisina bile sahip degil. Kendisi böyle bir seyi düsünmedigi gibi, baskalari tarafindan lafinin edilmesine de hosgörü ile yaklasacagini sanmiyoruz.
Çözüm Perspektifleri’ Neleri Içeriyor?
Kürt halki bakimindan devlet sahibi olmanin adeta yerin dibine batirildigi yogun bir ideolojik propaganda esliginde sürdürülen Öcalan’a ait Çözüm Perspektiflerinin’ temel özelliklerini ana basliklar halinde alt alta söyle siralayabiliriz:
-PKK’nin milliyetçilikle ilgili görüsü, liberal’ Kemalistlerinkine yakin, hatta bazen aynidir. Aslinda ezen ulus milliyetçisi olan liberal Kemalistler, görünürde her türlü milliyetçilige karsi çikar ve bu baglamda da irkçi ve soven ezen ulus milliyetçiligi ile özgürlükçü karakterdeki ezilen ulus milliyetçiligini, yani yurtseverligi ayni kefeye koymaya özen gösterirler. Öcalan basta olmak üzere PKK ve türevlerini yönetenlerin de, kendileri ile ayni görüsleri paylasmayan Kürt yurtseverlerini giderek artan dozda milliyetçilikle suçlamalari dikkat çekicidir.
-PKK’nin, TC’nin sinirlarina, bayragina ve dilinin Türkçe olmasina her hangi bir itirazi yok. Yine Kemalistlerin bütün T.C. tarihi boyunca Kürt yurtseverlerine karsi kullandigi bölücülük’ suçlamasi, PKK yöneticileri tarafindan da zaman zaman kullaniliyor. Yine Bölücü Degiliz’ ya da Bölücülüge Karsiyiz’, türü sloganlari sikça duymak ta bu örgüt bakimindan olagan hale gelmeye basladi. Ayni çevrenin Kürtlerin bagimsizlik ve federal çözüm taleplerine karsi ileri sürdükleri çözüm modeli!’ ise Esit Yurttaslik’tir.
-PKK’nin ulus ve vatan kavrami da özünde Kemalistlerinkinden farkli sayilmaz. Demokratik Ulus’ ve Ortak Vatan’ sloganlari, belli rötuslar ihtiva etse de sonuçta Kemalistlerin konuya iliskin görüsleriyle çakisiyor. Demokratik Ulus Yaratma’ ve Ortak Vatan’ söylemi, tipki Kemalistlerin yaptigi gibi, T.C. devletinin topraklari üzerinde yasamakta olan farkli ulus ve ulusal azinliklari, siyasi müdahale ile tek ulus haline getirme çabasidir. Aralarindaki fark, Kemalist ulus yaraticilarinin literatüründe yer almayan demokratik’ sözcügünün kullaniliyor olmasidir.
Özetlersek adina Çözüm Perspektifleri’ denilen perspektifte:
1- Kürtler toplumsal bir grup, bir halk ya da ulus olarak ele alinmiyorlar.
2- Kürt sorunu bir ulusal sorun, Kürt halkinin mücadelesi de ulusal boyundurugun kirilmasi, öteki adiyla sömürgeci çarkin parçalanmasi olayi olarak görülmüyor. Bu perspektifte, uluslar arasi antlasmalarla da garanti altina alinmis Halklarin Kendi Kaderini Özgürce Belirleme Hakki’ ilkesi tümüyle devre disidir. Kürt halki bakimindan mücadele, Kürtlerin bireyler olarak T.C. devletinin esit yurttaslari olma mücadelesi düzeyinde kaliyor.
3- Demokratik Özerklik’ politik ve idari olarak Kürdistan’i dislayan, özerkligi iller düzeyinde ele alan bir projedir ki bu projede Ankara ile Diyarbekir ya da Kars ile Edirne arasinda her hangi bir fark bulunmamaktadir.
Öcalan bu isi o kadar ileriye götürdü ki, BDP’nin tasfiye edilmesinden sonra kurulan yeni partinin adina Bölge’ terimine bile yer verilmedi. Kürdistan’i çagristirabilecegi düsünülmüs olunmali ki Parti Demokratik Bölgeler Partisi’ adiyla kuruldu. Her önerisinde demokratik’ sözcügüne yer vermeye özen gösteren Öcalan, parti kurmak üzere toplanan bu kongreye de isim seçme hakki tanimamis, verilecek adi kendisi seçip Imrali´ya giden aracilarla göndermisti.
Devlet Sahibi Olmanin Kötülükleri’
Son yillarda her nasilsa devletin kötülüklerini ve zararlarini kesfetmeye baslamis olan PKK ve çevresi konu ile ilgili tezlerine haklilik kazandirabilmek amaciyla adeta bir kampanya yürütüyor. Bu kesimin denetimi altindaki televizyonlarda, çarpitmalarla dolu, alabildigine yanlis degerlendirmeler içeren programlar birbirini izliyor. Kuskusuz, bu konu ile ilgili olarak ileri sürülen görüsleri detaylandirmak, bu yazinin çerçevesini asiyor ama bir yine de kisaca deginmekte yarar oldugu kanisindayim.
PKK, devlet sahibi olmanin Kürt halki bakimindan bir kurtulus yolu olmadigina kitleleri inandirmaya çalisirken, israrli bir tarzda devletin demokrasi ve özgürlük getirmeyecegini söylüyor. Yani baslica gerekçesi budur. O halde konuya deginirken, bizim de bu noktadan ise baslamamiz gerekir.
Her seyden önce devlet mutlaka anti-demokratik olur diye bir kural yok. Günümüzde yer yüzünde demokratik olarak kabul edilen bir hayli devlet var ve bunlar kendi yurttaslarina her bakimdan oldukça kaliteli bir yasam sunabilmekteler. Dünyamizin en iyi sistemleri bu devletin topraklari üzerinde geçerli olanlardir.
Bu bakimdan eger her hangi bir politik kadro demokrasiye çok tutkun ve onu gerçekten istiyorsa, bunun için devlet sahibi olmaya karsi çikmasina gerek yok. Bunu yerine, devletini demokratik esaslar üzerine kurar, sorun böylece halledilmis olur.
Açiktir ki Kürtlerin devlet sahibi olmalarina karsi çikmak, Kürt halkinin ülkesini parçalamis olan sömürgeci sinirlarin mesrulugunu pesinen kabul etmektir. Çünkü bu gün dünyamizin siyasal sekillenmesi devletlere göredir. Halklarin ya da toplumlarin elinde politik ve yönetimsel olarak bundan baska basvurabilecekleri bir model yok. Zaten bu yüzden de dünyamizda her hangi bir devletin egemenligi altinda olmayan yasanabilir bir karis toprak parçasi mevcut degil.
Yani yerel yönetimlerin durumu ne olursa olsun, demokratik özerkligin’ alasina da sahip olsaniz sonuçta mutlaka bir devletin egemenligi altinda yasamak zorundasiniz. Kendi devletinizin olmasini istemediginiz zaman ise baskalarina ait devletin egemenligi altinda yasamayi pesinen kabul etmis olursunuz. O halde Kürt halki neden kendisine ait bir devlet yerine yabanci bir devletin egemenligini kabul etsin? Kurulacak bir Kürt devletinin anti-demokratik oldugunu pesinen ilan eden ve sözüm ona bu nedenle ona karsi çikanlara sormak gerekir; boyundurugu altinda yasamaya mecbur edildigimiz Türkiye, Iran, Irak ve Suriye çok mu demokratikler? Demokrasiyi ve özgürlügü sevmek, onlara sahip olmak en basta da yabanci boyundurugunu sona erdirmeye bagli degil mi?
PKK’nin söz konusu komik belirlemeleri bir yana, içerisinde bulundugumuz tarihi süreçte, toplumlar bakimindan devlet kaçinilmaz bir üst örgütlenme biçimidir ki Kürt halki bakimindan da baska türlüsünü düsünmek mümkün degil.
Günümüzde, baski altindaki halklarin özgürlesmeleri iki ayri devlet modeli ile gerçeklesebilir. Bunlardan bir tanesi, ezilen ulusun ayrilarak kendi ulusal devletine sahip olmasidir. Ikinci model, birden çok ulusun çatisi altinda birlikte yasadiklari devlet modelidir ki politik literatür de bunlar Çokuluslu Devletler’ olarak adlandirilirlar.
Çokuluslu devletlerin topraklari üzerinde yasayan uluslar arasinda esitligi saglamak ise ancak politik iktidardan baslayarak devletin bastan sona kadar farkli halklarin esitligini temel alan bir tarzda yapilandirilmasi ile mümkün olabilir. Uluslarin demokratik, kültürel ve siyasal esitligine dayanmayan bir yapilanma için elbette demokratik ve esitlikçidir’ denilmez. Çokuluslu devletlerde ulusal sorunun çözümü modelleri duruma göre konfederal ya da federal yapilanma ile saglanir. Bölgesel özerklik, belli kosullarda basvurulan bir diger modeldir.
Demek oluyor ki PKK çevresinin ideal bir model diye sundugu ve savundugu Demokratik Özerklik’in esitlikçi bir model olmakla ilgisi yok ve Kürt sorunu da bu yolla adil ve demokratik bir çözüme kavusmus olmaz. Yerel yönetimler düzeyinde elde edilecek haklar elbet önemlidir, bunlari küçümseyip bir kenara atamayiz ama politik ve idari düzeyde, diger bir deyisle devlete sahip olma ve onu yönetme anlaminda esit haklara sahip degilseniz, esitlikten bahsetmeniz bir anlam ifade etmez.
Beri taraftan devletin demokratikligi sadece ulus durumundaki ögelerin esitligi ile de saglanamaz. Demokrasi;
1. Farkli dil, kültür ve dini inanç mensuplarinin,
2. Farkli sinif ve tabakalardan olanlarin,
3. Farkli cinsiyetten insanlarin esitligini esas alan bir sistemin adidir. Bütün bu alanlardaki özgürlükleri kapsamayan bir sistemin demokratik oldugu tabi ki ileri sürülemez.
Sonuç olarak Kürt sorunu çözümü, baski altindaki bir ulusun sömürgeciligi tasfiye ederek özgürlesmesi olayidir ki bunun gerçeklesmesi de iktidari elde etmeye baglidir. Bu, ayni zamanda, uluslararasi anlasma ve sözlesmelerle de halklara taninmis olan Kaderini Özgürce Belirleme Hakki’ ilkesinin hayata geçirilmesidir. Kürdistan’in farkli parçalarinda yasamakta olan halkimiz, bu hakkini pratikte, halklarin hak esitligine dayali Federal bir Türkiye, Iran, Irak ve Suriye’de yasayarak ya da ayrilip kendi bagimsiz devletini kurma yoluna giderek hayata geçirebilir. Bahsini ettigimiz bu iki modelden hangisini benimseyecegi de disaridan her hangi bir müdahale olmaksizin onun kendi özgür iradesi ile belirlenir.
Farkli parçalarin birlesmesi konusuna gelince; bu, ancak Kürtlerin en az iki parçada kendi devletlerini kurmalari halinde gündeme gelebilir. Bu çerçevede ele alindiginda ise Kürdistan’in siyasal statüsü bakimindan gelecekte 3 ihtimalin gerçeklesmesi söz konusu olabilir:
a) Birden çok federe Kürdistan,
b) Birden çok bagimsiz Kürdistan,
c) Bagimsiz ve birlesik bir Kürdistan.
Elbet biz bu satirlarda, ilkesel olarak olmasi gereken ve olabilecek ihtimaller üzerinde duruyoruz. Pratikte Kürt örgütleri farkli modeller öne sürebilirler; örnegin bölgesel özerklik ya da otonomi gibi..
PKK’nin bu konudaki büyük yanlisi, daha dogrusu yapmamasi gereken sey, mahalli idareler düzeyinde ileri sürdügü belirsizliklerle dolu önerilerini, Kürt halkinin özgürlük mücadelesi bakimindan tek ve mükemmel özgürlesme modeli olarak sunmasi, bunu yaparken de uluslararasi hukukla garanti edilmis temel haklari bile devre disi birakmasi, söylediklerini ipe-sapa gelmez ideolojik türetme ve kavramlarla kamufle etmeye çalismasidir.
Bu bakimdan, çözüm perspektifleri’nin iskeletini olusturan Demokratik Ulus’, Demokratik Modernite’ Türkiyelilesme’, Kürt ulusal kurtulus mücadelesinin Türkiye’de demokrasi mücadelesi’ kaliplari içerisine hapsedilmek istenmesi gibi önemli noktalar dahil, bütün bu sorunlarin, enine-boyuna masaya yatirilmasi, demokratik ve özgür bir çerçevede tartisilmasi gerekiyor. Çünkü büyük bir geriye dönüsü ifade eden Öcalan’a ait bütün bu tezler, dogrudan dogruya Kürt halkinin gelecegini ilgilendiren sorunlar, bir bakima var olup olamama olayidir.
Bapîr Can
