Makale

Kürt kadinin cinsiyet esitsizligi mücadelesi

Degerli okuyucularim, 9 mayis 2021 tarihinde Zoom üzerinden ayda bir toplandigimiz kadin arkadaslara sundugum; cinsiyet esitsizligi meselesini, kadin sorununa bakisimla ilgili degerlendirmelerimdir.

Kürt kadininin sorununa bakisi; 1970-80 sonrasinda dünya kadin mücadelesindeki hareketlilik Kürt kadin mücadelesini nasil etkiledi. Yine,1990 sonrasi yakinen az da olsa takip etme ve içinde bulundugum partimin biz Kürt kadinlarinin çalismalari ve mücadelesiniyle ilgili düsüncelerimi sizlerle paylasacagim.

Sevgili kizkardeslerim,

Kadin sorunu cinsiyet esitsizligi meselesini biraz irdeleyip, yakin dönemdeki Kürt kadin mücadelesinde neler oldu bildiklerimi sizinle konusalim isterim.

Kürt kadininin içinde bulundugu durumu ve sorunlarini bugünkü konusmamda özellikle içinde bulundugumuz kuzey Kürdistan parçasindaki kadinin durumunu anlatacagim.

Ben genel olarak kadin sorununu, yüzyillik tarih içindeki aydinlanmasini su sekilde tanimliyorum. Hepiniz bilirsiniz. Yeni nesillerde, film ve okuduklari kitap ve romanlardan bilirler. Henüz elektirigin bulunmadigi veya bu kadar etkin kullanilmadigi zamanlarda çira yakilirdi, mum, gaz lambasi, fanuslu isiklar, elektrik. Yani her yeni bulus ve düsünce karanlik gölgede kalanlari her bir cisim kendi gücü kadar aydinlati.

Bildiginiz gibi, dünya nüfusunun yarisini kadinlar olusturuyor. Kadin mücadelesindeki gelismislik, kadin sorununa bakis, her ülkedeki siyasal düzenine göre farkli aydinlanma ve gelismislik göstermistir. Ataerkil toplumlarda kadin, daima cinsiyetinden dolayi ikinci sinif muamelesiyle sürekli karsilasmistir. Tüm ülkelerde ayni derecede olmasa da, ayrimci muamele hale sürmektedir. Bu anlamda, tüm dünya kadinlarinin ortak yani, cinsiyetinden dolayi her alanda tabi tutuldugu ayrimciliktir.

Kürt kadin mücadelesini, dünya kadin mücadelesinden ayri tutamayiz. Ancak farkliligimiz; ulus devletlerinin olusumu ve ulusu olup da henüz devletlesmemis bagimsizligini kazanamayan halkimizin yasadigi eziyetleri yüz yillar sonrasinda da, Kürt kadini derinden yasiyor. Egemenlerin inkar politikalari, jenositler, katliamlar, süngülere geçirilme, gözleri önünde çocuklarina kizlarinin irzina geçmeler. Taciz tecavüzler, insanliga sigamayan her türlü siddet, kötü muameleyle karsi karsiya kalmis ve yasamis bir halkin kadinlariyiz.

Anaç kadin, evi yapan kadin, erkek gibi kadin, erkek Fatma, eksik etkek, saçi uzun akli kisa, sirtinda sopayi karninda sipayi eksik etme, asker gibi kadin. Sözlerini yakistirmalarini hepiniz duymussunuzdur. Kadinin kendi olmasina gelismesi önüne bilinçli veya bilinçsiz olarak bu egemen eril zihniyet engel oldu. Bu zaman içerisinde algi da öyle bir hal olusturuloyorki, o olagan gibi kabul etme ittat etmek ümmetçi bir yapi disina çikirilmayan kadinlar ve kadin bakisi içerisinde her birimiz büyüdük.

Anneniz annesinden gördügünü, siz annenizden, önceki kusak, birbirinden ne gördüyse onu uyguladi. Kimisi bu gelisimin üzerine yeni seyler katti. Kimisi de o ögretilmislikler içinde ömür törpüledi. Bittirdi. Ve kendi gibi nesiller yetistirdi.

Peki bu hep böylemi olacakti? Elbete ki hayir, kadin üzerindeki ezici ziyniyeti ortadan kalkmasi içinde cesur cins esitligini savunan ve onun için ömürlerini ve büyük bedel ödeyenler de tarihler boyunca hep oldu. Olmaya da devam ediyor. Bu hak arayisi mücadelesinde kendisi eziyet ve cefa görsede onun keyif ve huzurunu yasamasa da gelecek nesiller ve kizkardeslerinin kendi cinslerinin isine yarar oludugunu biliyorlardi. Bu nedenle bu mücadeleden de asla vazgeçmediler.

Evet bu yüzyillari asan mücadele, dinin, feodal yapinin olumsuzluklari,devet otorite ve inkarina. evde baslayarak, baba otoritesine, anne otoritesine, devlet otoritesi, baskiyi geçmiste olan zulumleri sorguluyan harmanlayan nesiller gelisiyordu. Bu son kirk yillik sürecin tarihçesini kisaca kendi siyasal anlayisim içersinde degerlendirecegim. Elbette sizin kaltilabildiginiz katilamadiginiz seyler de bu sunumumda olacaktir.

Evet sevgili kizkardesler;

Bazen çiçek böceklerle tanimlandik, erkek gibi kadin, jandarma gibisin, asi kiz olarak tanimlandik itham edildik. Oysa ki, Kürt kadini tüm diger kadinlar gibiydi. O bu sifatlarin kendisine pozitif diye yakistirildigini söyleseler de, kabullenmedi. Yoldastik, baciydik, kizkardestik, yardik, anaydik, ülkemizin özgürlügü için verdigimiz mücadelenin yani sira cinseyetimizden dolayi yapilanlara karsi varolma esitlikçi olma mücadelesini de sürdürdü. Toplum içindeki ataerkil yapinin, gelenek görenekler, siyasal yapilar ve ögretilmislikler içinde ezilmislige hep karsiydi. Direngendiler, direngen olmaya devam edeceklerdi çünkü;

Basta; ulusunun henüz özgür bir devlet olmamanin öncelikli sorunu oldugu bilincindeydi politik kadin ve son kirk yil içinde ev kadini da, akademisyen kadin da ulusal duygular ulusuna sahip çikma konusunda ve kendi sorununa duyarliligi da her geçen gün artti. Bir çira isigi gibi, igneyle kuyu kazmak gibiydi çabalari kiymetliydi.

1970 sonrasina bir çogunuz taniksiniz, söyleki; Kürt kadini; üzerindeki, ulus, cins,sinif ve kimimiz mezhepsel olarak baski altinda olmasi, ezilmisligin esitsizligin tüm olumsuzluklarini yasamasina ragmen, direncini hep korumayi basardi. Basta kendi halkina yapilan zulmü ve kendisine yapilan tüm olumsuz yakistirmalari kabul etmedi.

Kadin yasamin her alaninda var olma mücadelesini dünyanin dörtbir tarafinda yürütürken, Kürt kadinindaki algida gelisiyordu.. Yüzyilligi asan bu mücadelede genel kadina bakis algisi degistirildi. Kadinlarin yürütügü mücadele ve esitlikçi bir anlayisin gelisimine hizmet ettigi düsüncesindeyim. Ne mi yapti? Kadinlar, genç kizlar, egemenlerin zulmüne karsi, olusturulan siviltoplum örgütlerinde, sendikalarda,derneklerde, siyasi partilerde yer aldi. Okudu, kendisini gelistirdi. Sikistirilmak istenen kabugunu çatlatti.

Eve kapatilan,ataerkil, feodal yapinin olmusuzluklarini iliklerine kadar yasayan kadin. Sosyal, siyasal, çalisma yasama üretime katildi. Köyünden çikti kasabaya, kasabadan sehre, sehirden dünyaya açilma yollarinin oldugunu gördü. Dinledi . Izledi. Ve dönüstü. Halkina yapilanlara dünyanin neresinde olurlarsa olsunlar duyarsiz kalmadilar.

Son kirk yila baktigimizda, yine her biriniz çok yakinen taniksiniz. Kendini sorgulamaya. Içinde bulundugu siyasal atmosferi sorgulayan, her gün ezilen her gün cezaevleri önünde bekleyen anneler kiz çocuklari. Büyüdüler birer anne oldular. Torun sahibi oldular. Yasanmisliklari yasananlar karsisinda, özgür ülke özlemi ve cins esitligi arayisini bir mum isigi gibi hem kendine, çocuguna ve sorumlu oldugu ailesine ve ulusuna ve cinsinin acilarina duyarsiz kalmadi. Halkinin ve kendisinin yasadiklarinin altinda ezilip boyun egmedi eril zihniyete ve ezen zalim üniterci, kemalist anlayisa.

Sevgili kiz kardeslerim;

Bu güne kadar, kadin sorunu diye; politik alanlarda siyaset yapan siyasi partiler kadin sorununa yeterince zaman ayirip, inceleyebildi mi? Kadin sorunu konusulurken, neden hala bir egemen erke sahip cins, konusan dinleyen sorunun asil sahipleri oldu. Bu metod Kürt kadinina bir sey kazandirdimi? Özgüvenli, çagdas, özgür, sosyalist düsünen kadinlarin cins esitligi mücdalesinde nasil bir rol aldi. Onca kimliklerinin ezilmisligi karsisinda cins esitligi, hak arama arayisi mücadelesini vermek, ona göre hareket etmek kolay midir? Bunun kriterleri neler? Bu sorularin cevaplarini sizden de duymak bu sunumu zenginlestirecektir.

Siz de bilirirsiniz ki; bir sorunu problemi tanimlamaya çalismak, dogru bir tanimlama, soruna dogru bakisi ve dogru çözümü getirir. Sirayla, sordugum sorulari sizlerle cevaplarini ariyalim: Kadin sorunu nedir?

Sorunlu buldugum,çogunlukla medyada sikça kullanilan bir tanimlamadir, cinsiyetçi yapiyi isaret etmekten öte ‘kadin sorunu’ genelde kadinin toplum içerisinde yasadigi sikilmislik bastirilmislik, sanki öcüymüs gibi, ikinci sinif vatandaslik gibi kisitli ifadelerle tanimlanir. Kürt kadinlari bu ikinci vatandaslik argumanindaki ezilmis ve dislanmisligi iyi bilir. Yani;
“kadin sorunu” tanimlamasi da zaten erkek-olmayan, eksik olan olarak tanimlana gelmis. Bu bakis açisi, kadin kimliginin kendi basina bir sorunmus gibi algilanmasina yol açacak nitelikte ayrimci ve inkarci bir bakistir.

Siz de biliyorsunuz ki; ayrimcilik, inkar bir politik, toplumsal davranis bozuklugudur, yani ayrimci, inkarci anti demokratik anlayis üniterci düsünce yapisina sahip sistemlerin, sigindiklari bu davranis bir krononik hastaliktir. Yani eger süregiden bir ayrim varsa ve bu ayrimdan rahatsiz oldugunu dile getiren bir kesim varsa, bu ayrimi yok saymak ne ayrimi, ne de o sorunun veya kesimlerin rahatsizligini ortadan kaldiracaktir. Yani, sorunu görmemek onun var oldugu anlamini tasimaz.

Aksine, ayrimcilik yapanin, yaptigi ayrimciligin kavramsallastirmasina ayrimcilik demek, ayrimcilik yapanin, yaptigi ayrimciligi mesrulastirmak olarak islev kazanir. Nasilmi oluyor; bir yerde esitssizlik ezilmislik varsa, orada magduriyet vardir. Ezilmisligin esitsizligin, adaletsizligin oldugu yer de özgürlük arayasinin, olmasi dogal bir sonuçtur.

Peki cinsler arasi esitsizligi ortadan kaldirmak için, tek basina bir komisyon veya ‘pozitif ayrimcilik’ laflari bu esitsizligi kaldiriyor mu ortadan?.Simdi zamani degil, ulusumuz kurtulsun sonra kadin sorunu ve diger sorunlari da çözeriz anlayisi dogrumuydu?

Yine hepimiz duyuyorsunuz; kadinlar büyük bir magduriyet ve yasamin her alaninda siddete ugruyor sözlerini; kadinlar magdursa, pozitif ayrimciliga gereksinim vardir. Demek tek basina yeterli olmadigini, pratikte, sosyal, toplumsal, siyasal yasam içerisinde yeterince isletilmedigine tanigiz.

(Kadin esittir magdur, o nedenle de pozitif ayrimcilik gereklidir.); genel olarak yapilan mantik hatasi ise önermenin su oldugunu sanmak: kadinlar dogalari geregi magdurdurlar. (kadin esittir magdur) bu magduruyetti doguran, eril siyasal zihniyetin, kadin üzerinde yarattigi baski ve siddet anlayisinin sonucu oldugunun altini özellike çizmek isterim.

Bu bakis açisi; bilinçli olarak kadin sorununu çözümsüzlüge görmemeye inkara yönelik bir politik eril bakis açisidir.

Evet, Kürt halkinin bir bireyi olup da bu kadim halkin yasadigi trajedilere taniklik etmeyen kalmamistir.

Kanimca her birinizin, yasanmisilklari anlatacaklari bile kendi basina Kürt kadin mücadele tarihine bir ektir. Bugün burada bir araya gelmek bile bu mücadeleyi daha ileriye götürmek amaçlidir.

Sevgili kizkardesler,

Ortadogu’da hem Kürt hem de kadin olmak zor iken, Kürt kadini olarak yasamanin ne demek oldugunu bilenlerdensiniz. ‘Güç’ kimdeyse iktidar da ondadir bakis açisi, tarihler boyunca asina asina bugünlere kadar getirildi. Bu güçlünün hakli oldugu ve hovardasizca yapacaklarini yaparim anlasi siyasi ve sistamatik bir siddet ve ezme metodu olmustur.

Eril, egemen zihniyetin tekerine çomak sokan ve o anlayisa hizmet etmemis, boyun egdirilmemis kadina elbette kolay kolay yer verilmeyecekti. Burada kastettigim erillik- erkek hükümdarlik iktidar düsüncesinin sistemlestirilmis seklidir. Kadinlar, insanligin, medeniyetin, toplumun gelisimi sirasinda çogunlukla nesne konumunda, edilgen sadece dogurganlik annelik özelligiyle yasayan varliklar olarak görüldü. Ne yazik ki, hala evde dur, çocuk büyüt, hizmet et anlayisi yaygindir. Kirilmis degildir.

Tarihler boyunca, kadinlarin toplumsal cinsiyet rol dagilimi kusatmasinda, sosyal, siyasal, ekonomik, sanat ve edebiyat alaninda var olma mücadeleleri oldukça zordu. Eril sisteme benzesmeden kadin kimligi ile var olmak egemenlerin yazdigi tarihte yer almamak demekti. Bu bakis açisini degistirmek. Modern toplumlarda da olsa kolay olmadi.

Varolma mücadelesi Kürt kadini için hiç de, kolay olmamistir. Sorunu daha iyi anlayabilmek için, özellikle; sadece dünü okumak ve bilmek, yani bugünle bagini daha sonradan kuramamak, olay ve olgulari dönemi içerisinde ele almak, çogu insanin içine düstügü en büyük yanilgidir. Toplumsal yapimiz içinde de, geçmisteki kadin üzerindeki baski ve yasanmisliklari, olumsuzluklari görmemek, gelecekte atilacak adimlarin önünü saglikli bir sekilde açilmasini engelliyecektir.

Kürt kadininda elbeteki tüm ulusu olup devletleri olanlardan farkli olmasini anlatmak algilatmak, hem kendi toplumumuzda kadinlarimizin, hem de diger birlikte yasadigimiz halk kadinlarina anlatmakta hala zorlaniyoruz.

Ortadogu özelinde Kürt kadin tarihi kuskusuz diger halklarda oldugu gibi, Kürt kadinlari da geçmisten bugüne kadar, yasamin her alaninda aktif yer alabilmek için mücadele etti. Halkinin özgürlügesmesi mücadelesinde tarihten bugüne her zaman erkeklerle birlikte yer aldi. 1920 Koçgiri, 1925 Seyh Sait, 1927-1930 Agri ve 1937-38’de Dersim ayaklanmalarinda, bugün güney Kürdistan’da pesmerge saflarinda yer aliyorlar. Yani Kürt kadinlari bugün de savunma alaninda, pesmerge, gerilla, ekonomi, sanat aklimiza gelecek her alanda yer almak için büyük bir emek harcamaktadirlar.

Kisaca son yüz yillik kadin mücadelesi geçmisine baktigimizda. Bu mücadele tarihi, dünya mücadeleler tarihinden ayri degildir. Nasil mi? Kisaca ondan da bahsetmek isterim. Bildiginiz gibi, dünyayi kasup kavuran II. Dünya Savasi sirasinda erkeklerin savasa katilmasiyla birlikte kadinlar is gücüne katilmisti. ‘We Can Do It’ hareketiyle pek çok kadinin is gücüne katilimi saglanmisti. Ancak savas sona erdiginde kadinlar ev yasantilarina dönmek durumunda kaldilar. Bu durum ise kadinlari daha yeni kapilar aramaya sürükledi. Ancak is hayatindaki erkek egemenligi nedeniyle kariyer basamaklarini tirmanamadilar, 1960’larin sonlari ve 1970’lerin baslarinda Kadin Hareketi basladi. Bu hareket; kadinlarin o zamanki kadin yasaminin içinde; evrensellik, istihdam, egitim ve cinsellik talepleri ve kavramlari ön plandaydi.

1966’da Betty Friedan ve diger taninmis feministler National Woman Organization (Ulusal Kadin Örgütü)’i kurdular. Ulusal Kadin Örgütü, Ikinci dalga feminizm hareketinin liderlerinden Gloria Steinem feministleri; dogum kontrol haplarina erisim, kürtaj, esit istihdam firsati, kadina yönelik siddetin azaltilmasi ve daha fazlasini istemek için kadinlari tesvik etti.

Yakin geçmisi en büyük kadin hareketlerinden biri ise #MeeTo hareketi. Bir tweetle baslayip dünyaya yayilan akim oldu. Yüzlerce kadin, erkek çocuk ‘MeToo yürüyüsü’ için biraraya geldi. Ellerindeki dövizlerle cinsel tacize ve tecavüze karsi yürüdüler. Hareket, Almanya’dan Isviçre’ye, Fransa’dan Çin’e, Hindistan’a kadar pek çok ülkeye yayildi.

Ataerkil kültürel ve toplusal sistemde kadin olmanin tanimini yapma girisimiyle baslayip, disil öznelligin bu sistem dahilinde nasil dillenebilecegine dair Simone de Beauvoir’in, 1949’da kaleme aldigi Ikinci Cinsiyet , cins esitligi çalismalar açisindan hâlâ büyük öneme sahip fikrin en ‘ilgi göreni’ olan “kadin dogulmaz, kadin olunur’ sözü, 1970’lerde

gelistirilecek olan cins esitligi çalismalarin anahtar kavrami ‘toplumsal cinsiyet’in kavrami daha çok konusulmasina yol açti.

1980’ler ayni zamanda feminist akimin yayginlastigi kabul görmeye basladigi dönemdir. özellikle 1980’ler sonrasinda baslayan ‘kimlik’ ve ‘farklilasma’ Kadinlarin toprak üstüne çiktigi dönemlerdir tüm dünyada.

1990’larda kadin çalismalarinda bir patlamanin yasandigi görülürken, 1980 askeri

darbesi sonrasinda her tür çalismanin örgütlenmenin bastirildigi bir alanda Kürt kadinlari derneklerde yürütükleri çalismalarin kiymeti burda saymakla bitmez.

Kadin sorunu, modernlesmeyle çagdas devlet anlayisiyla birlikte, yalnizca ataerkil yapi ele alinarak incelenebilecek bir tarzin disina çikmistir. Bu sorun ayni zamanda toplumsal cinsiyet görüngüsüyle birlikte farkli bir boyuta tasinmistir.

Modern devletin gelisim süreci boyunca toplumsal cinsiyet kadinin konumunu bir kademe daha asagi itmistir ve bunu yaparken siddet aracini çokça kullanmistir. Kullanilan bu siddet yalnizca fiziksel olmamis, zamanla psikolojik siddet olarak da yönelim göstermistir.

Kadin sorunun, yalnizca toplumsal cinsiyetle açiklanmamasi sebebiyle, ataerkil yapinin
çözülmesi için de ayri bir anlayisin düsüncenin gelismesine imkan yaratmak ve mücadele etmek gerekir.

Kadin, kadin sorunlari, toplumsal cinsiyet esitsizligi, ayrimcilik, toplumsal esitlik … Toplumda cinsiyet rollerinin de toplumdan topluma, devletten devlete farklilik gösterilmesi de bundandir. Ancak sunu net olarak görüyorum ve özellikle belirtmek isterim ki, Kürt kadin mücadelesi demokratik ve sosyalist karekterlidir. Elbetteki, Kürt toplumun da dini ve farkli siyasal anlayisi benimsedigi için, bu sosyalist karekterlidir, dememe itirazlari simdiden duyar gibiyim. Ama bu ayri ve genisçe üzerinde tartisilacak baska bir konudur.

Kürt kadin mücadelesini bugüne tasiyan en önemli kadin mücadelesi anlayisinin, büyük ölçüde Kürt sosyalist anlayisindan beslenmis ve içinde yetismistir bu benim sahsi düsüncemdir.

Kürt kadin mücadelesi ayni zamanda sürekli gelisen dönüsen bir yapisi vardir.

1980 sonrasi, DHKD hareket içerisinde Kürt kadinlar etnik bir bilinç ve politik bir karakter kazanmislardir.

Legal alanda kurulmasinda önemli bir katkisi olan, sosyalist düsüncesinin ve büyük bir uyanisa kitlelesmeye yol açan, özellikle 1991’de kurulan ilk parti HEP, kadinlarin siyasete girmesinde önemli bir rol oynadi.

Legal alanda çalisma ve Kürt ulusal bilincinin gelismesinde Deng dergilerini, Azadî gazetesini okuyanlardan çok defa duydum. Ayni siyasi parti içinde olmayanlardan çok defa duymusumdur. Yayinlariyla ‘Özgürlük Yolu’ düsüncesinin, Kürt kadinin gelisimine katki yaptigini düsünüyorum.

HEP;DEP,DDP;DBP; HAK-PAR, HADEP…Kadinlari da deyim yerindeyse legal alanda daha da polize oldular, onlarla beraber ve onlarni da kendisini kamusal alanda ifade etmeye basladigi legal bir alanla baslamis olsa da, kadinlarin politeze olmasi, sirf partiyle degil, sendikalarda, derneklerde ve erkek yoldaslariyla her saha da görev alan kadinlar olmuslardir. Demem o ki, Kürt kadini bu süreçte daha da politize oldular. Kendi edindikleri önceki birikimlerini, sendikalarda, sivil toplum örgütlerinde, is alaninda toplumsal alanlarda kullanmasi hizlandi.

Tüm bu birikimler sonucu; Kürt Kadin mücadelesinin gelisiminde politik olaraka sosyalist feminist bir anlayisin var oldugunu söyleyebilirim.

Kadinlar, yurtdisinda,1969 /80 ylliari sonrasinda, DHKD ile baslayan mücaadelesi, yurtdisinda KOMKAR, PSK ve kendi bagimsiz derneklerini kurumlarini olusturuncaya kadar mücadelesini sürdürdü. Sürdürmeye de devam ediyorlar.

1990’lara gelince; 90’larin basindan itibaren, Kürt feminist kadinlar genel olarak feminist hareket içinden ayrilmaya basliyorlar. Ayrilmalarinin nedeni ise 8 Mart ve benzeri etkinliklerde kendi dillerinde dövizler, pankartlar tasimak istemeleri.

Türk kadinlariyla ilgili sorun onlarin bizi, evrensel kadin kimligi adina kendileri içinde eritme, yok sayma, görmezlikten gelme politikalariydi. Biz kadindik, cinsimizin tüm ezilmisligini yasiyorduk ama Kürt kimligimizle vardik. Tüm Bunlar, Türk kadinlariyla ortak hareket ettigimiz platformlarda kendimizi ifade etmemizi engelliyordu.

1996 Kürt kadinlari için bir Rönesans dönemidir. Rönesans, çünkü 1996’da kadinla ilgili Kürt cephesinde çok sayida kadin dernek ve kurumlari ortaya çiktigi dönemdir. Jiyan Kadin Kültür Evi olusturuldu. Kürt Kadin Vakfi, Kadin Kültür Merkezi, Cumartesi Anneleri, Baris Analari, gibi olusumlar ortaya çikti.

Sonuçta kadinlar bu kurumlari olusturarak daha da politiklesiyor, kendi ve ulus diger var olan sorunlarini daha rahat detayli ifade edebiliyorlardi. Sivil toplum örgütlerinin içinde ayni zamanda politik kimliklerile var oluyorlardi. Buradaki kadinlarin hepsi egitimli, kültürlü kadinlar da degil hatta ileri yaslarda daha okuma yazmasi bile olamayan kadinlarin zaman geçtikçe kendilerini daha da gelistirdiklerini yasama daha etkin katilmalarina özgürce kendilerini ifade edebilecekleri ortamlar ve sosyal siyasal ekonomik alanlarda adim atmalarina ön ayak oldugunu söyleyebilirim. Kendi sorunlariyla ilgili seminerler, bilgi alisverisleri, Kürt kadinina yapilana daha örgütlü ses yükseltmeler ve tabiki medyanin yazim alaninin gelismesi, seslerinin daha da duyurulmasini ve kendilerinin güçlenmesine yol açti.

O kadinlarin çogu; bunlara tanikligim. Simdi is kadini, yazar, çizer, avukat, ögretmen, kisacasi hukkuk alaninda, sanat kültür alaninda kadinin gelisimini az da olsa nefes alislarina yol açti.

Kuskusuz her örgütlenme bir gereksinimden dogar, bunlardan biri de, 1960 yillardan itibaren politik siginmaci olarak yasamlarini F. Almanya’da sürdüren Kürt kadinlari kendilerine özgü sorunlarini ele alip çözüm getirmek için, zaman zaman kesintilere ugrasa da örgütlerini kurmak için çabalarini sürüdürdüler.

1979 yilinda baslayarak bugüne kadar Kürt kadinlari degsik isimler altinda bir dizi çalisma gerçeklestirdiler ve Kürt Kadinlar Birligi KOMJIN’in kurulmasi yönünde büyük çaba gösterdiler. Bu uzun soluklu çaba ve ugraslar sonucu,1986 yilinda Almanya’nin Köln sehrinde bir araya gelen kimi Kürt kadinlari Komjin Hazirlik Komitesini olusturdular. Bu kadinlarin o dönemlerde yaptigi en önemli çalismalardan biri, ‘1987 yilinda Leyla kasim ve diger sehit kadinlari anma gecesi’, yine kasim, 1988 de ise, Türkiye kürdistanina siginan mültecilerle dayanisma gecesi’ yaptilar.

Yapilan bu çalismalarin nitelik ve nicelik olarak kabul görülmesi kürt kadinlarinin mayis 1989 da yillardir kurmayi hedefledikleri Kürdistanli Kadinlar Birligi KOMJIN dogdu.

1996 senesinde ilk defa Kürt Kadin Dergisi olarak Roza Dergisi çikti. . Roza’dan sonra ‘Jujin’ isimli bir dergi çikarildi. Ardindan; Jin û Jîyan, Jiyan, Kadin ve Yasam, Yasamda Özgür Kadin,

Kisaca kadinlar bu dergilerde, kendileriyle ilgili sorunlarini dillendirdikleri kendilerine ait bir alandi.

GAP Bölgesinde 1995 yilinda, Çok Amaçli Toplum Merkezleri(ÇATOM) kadinlara ve kizlara yönelik faaliyetlere basladi. Bölgedeki illerin hemen hemen hepsinde, bu merkezler Kürt kadinlarina yönelik okuma yazma egitimi veriyor, dikis, nakis, el sanatlari ve gelir getirici meslekleri ögretiyorlar. Kürt feministler bunlara çok siddetle karsi çikiyor çünkü ÇATOM’lari bir nevi Sivil Toplumlari asimile edici bir araç olarak görüyorlardi.

Ve artik 1999, siyasi partilerde kadin kollari komisyonlar kollara dönüsüyor. Siyasi partilerin kol örgütü kurmalari önündeki yasagin kaldirilmasiyla, kadin komisyonlari, kollara dönüstürülüyor. Komisyonlar, parti örgütlerine bagli birimler olarak tanimlaniyordu, kollarin örgütlere direk bagli degil, fakat onlarla esgüdüm halinde çalisacagi ilkesi benimseniyordu. Bunun pratikte ne kadar hayat buldugu da zaman gösterdi.

Yine büyük bir bölümünü kürtlerin olusturdugu; kendini Türkiye partisi olarak tanimlayan; parti 2002’de ilk kez kadin kotasi uygulandi. 2005’te Demokratik Toplum Partisi (DTP) ile yüzde 40 cinsiyet kotasi yeni bir anlam ifade ediyordu. Böylece, DTP Türkiye’de ilk defa esbaskanlik sistemini uygulayan siyasi parti oldu.

Jiyan Dergisi yurt disindaki Kürt kadin örgütü KOMJIN tarafindan yilarca çikarilan, Federal Almanya´da ve üç ayda bir çikarilan bir dergi. Hem yazilar yaziyor hem de redeksiyon bölümünde yer aldim.

Jiyan dergisinin, yazilarin birçogu kadin yasamiyla ilgili konulari içeriyordu. Kadinlara yönelik baski ve esitsizlik ile kadinlarin yüz yüze oldugu öteki sorunlar ele aliniyordu.

Jiyan’da bunun disinda da degisik toplumsal konulari ele alan, zengin içerige sabip bir dergiydi.

Hem kadin sorunuyla, hem de baska sorunlarla ilgili görüslerini, en azindan kendilerine yakin bulduklari dergi ve gazetelere, kültür evlerinde, internet sitelerine yazmalari gelismine yol açti birçok kadinin. Bunlardan biri de benim. Sanatçilar ressamlar çikti.

PSK Bulten, Dengê Komkar, DBP Bülteni…Azadî, Dengê Azadî, Ronahî, Hêvî, Dema Nû tüm bu yayinlarda Jiyan ve Jin û Jîyan dergileri benim gelisimimde önemli katkilari olmustur. Hem kürt halkinin aydinlanmasinda hem de kürt kadinlarinin gelisme ve kendilerini ifade edebilecekleri bir yazim alani oldugu için oldukça önemli bir deger tasiyordu.

Komjin’in yaptigi bir kaç önemli isi sizlerle paylasip sunumumun sonuna gelecegim; . Örnegin;…

Simdi teknoloji çaginda, birçok kadin, birey sosyal medyayi kullanabiliyor. Bugün artik is kadinlariniz, yazar çizerlerimiz, ressam, edebiyat ve sanat kültür alaninda gelisen Kürt genç kadinlarin da olmasi, tüm bu kadin mücadalesinin etkisinin oldugunu söylemek gerekir.

Emegi geçen tüm emektar, evde misafir agirlayanlardan, mutfakta çalisanla emegi görülmeyen, partilerde alanlarda çalisan, dernek, sivil toplum örgütlerinde, ülkede mücadele yürüten, bu gün diyasporada yasayan ve yine kendi topraklarindan sürülüp hem ulus, cinsiyet esitsizligi mücadelesini de birlikte yürüten tüm yürekli ve özverili ablalarimi, kiz kardeslerimi bir kez daha saygi ve minnetle aniyorum.

Bundan sonra birlikte hareket etmemiz halinde daha da güçlü Kürt kadin mücadelesinin olusacagina ve etkisinin hem sosyal, siyasal ve toplumsal katmanlarinda kendini bu gücün hisettirecegine inancim tamdir, deyip konusmami burada sonlandiriyorum. Sormak istediginiz. Veya açmak istediginiz eksik biraktigim konular hakkinda da hep birlikte görüs alisverisinde bulunabiliriz. Beni sabirla dinledigniz için de tesekür ediyorum.

09 Nisan 2021

Necla Çamlibel

Back to top button