Makale

Kürt sorununu esastan çözmek

Katiyen bir Apo yazisi yazmayacagim bugün.

O, ne dedi? Bu, ne dedi? Su, ne dedi?

Bana ne bunlardan!

Biz bosuna demedik, gel su Kürt sorununun çözümünü dogrudan dogruya demokratiklesme esaslarina dayandir da, birtakim pazarlik yöntemlerine kurban gitme, diye.

Ama kim dinler?

Çikip da gögsünü gere gere, temel hak ve özgürlük kriterlerine göre yapaydin reformlarini; kimseye müdanan olmaz, kimseye kulak asmaz, alicengiz oyunlarina da gelmezdin simdi kimsenin.

Fesatlar da, agizlari bir karis açik, bakakalirlardi karsidan.

Ne ki, sen bu yolu seçmedin.

Akli ne denli basinda, o dahi belirsiz mahpus bir adamin ipiyle kuyuya inmek, daha mi az riskli sence? Üstelik her kafadan çikan sesler de cabasi.

Valla hiç anlamis degilim.

PKK baskisi altinda reform yapiyor görüntüsü vermemek istemene yoruyorum, onun tasfiyesine dönük bütün bu mutabakat arayislarini. Ama deger mi be iki gözüm?

Asil dogru olan, kimseye endekslenmeden, demokrasi getirerek çözmen degil midir, oysa sorunlari?

Klimaya bel baglama, birak günes açsin. Isinmadik köse bucak, erimedik kar, kiviracak bahane kalmasin, hiçbir yerde ve hiç kimsede.

Daha bir usturuplu görünmüyor mu sana bu?

Ve bir de, bizimki gibi çözümün daha saglikli yürümesini istemekle, kimilerinin baltalamasini da, sakin ola ki karistirma birbirine.

Bir avuç zengine degil, halka yaslanmak

Ama ne olursa olsun, Kürt sorununun temelli çözümü gene de buralarda degildir bana göre.

Bu problemleri kökten çözmek istiyorsaniz, zengin olacaksiniz zengin!

Yok baska çaresi!

Ancak bu da yetmez. Ayrica, o zenginligi hakkaniyetle ülesmesini de bileceksiniz.

Bu ülkenin her dört evinden üçünde bin iki yüz liranin altinda bir aylik gelirle yasamaktan kurtulmadikça, istediginiz kadar mutabakata varin birbirinizle; onmaz yarasi bu halkin.

Çok isler kotardiginizi da biliyorum. Lâkin, hâlâ yoksul bir memleket burasi.

Yüzyillarca kendi hanesine kadarla yetindigi üretimini, pazar için yapmayi daha yeni yeni taniyor, sunun surasinda.

Turistik bir geziye çiksan bir uçtan bir uca, yiyecek namina içine biraz eksimikle biraz ot konmus gözlemeden baska bir sey göremezsin, yollar boyunca.

Domatesin bile ne oldugu dogru dürüst bilinmezken Doguda daha düne kadar; 1976’da, sark hizmeti yapan batili aileler için Van ya da Ercis’ten getirilmis meyve ve sebzelere Ay’dan gelmis gibi bakarlardi, yöredeki fukaralar.

Yüzyillardir tahillari kaynatip kavurarak, kirip kurutup gevreterek, sadece türevleriyle beslenmis, haslak kalmis protein yoksunu nesiller yurdudur burasi; unutup da delleneyim demeyesiniz sakin!

Çiftçi olduklari için mi köylüdürler, köylü olduklari için mi çiftçidirler? Bilin bakalim!

Rençperlik, enikonu bir sektör müdür; yoksa dogaya terk edilmislerin, içinde yitip gittikleri bir yazgi midir?

Köylülükten kurtulup verimli çiftçilere dönüsmek, toplum mühendisligiyle degil ama hükümetlerin düzene sokacaklari bir is olacak yerde, bunun hâllini hayatin vahset hanesindeki ritimsizliklere birakmak mi olmalidir?

Bugün ülkede bakkal dükkâni açmak bile holdinglerin harci hâline gelmistir.

Taseronluk, gelir dagilimini yayan bir özellik tasiyacagi hâlde, bizde bu, isçiyi sömüren bir araç hüviyetindedir.

Toplumdaki sinifsal evrilme, geçimlik ev ekonomilerinden, açligi bastirmaya bile yetmeyen ücretleriyle, topyekûn isçilesmeye dogru sürüklenmektedir.

Yüz haneden sadece alti buçugunun aylik geliri iki bin bes yüz liranin üzerindedir.

Bankalardaki mevduatin yarisi elli binlik mutlu azinliga, diger yarisi da çogu karakalabalik ve baldiri çiplaklardan mütesekkil yetmis alti milyona aittir.

Degirmenin suyunun nereden geldigi akillarinin isi dahi olmayan sivil-asker bürokrasinin canla basla koruduklari bu fiskalistik yapi, asla gerçek bir Pazar Ekonomisi olamaz.

Her ay maaslarini tikir tikir almalarina ve hattâ kendilerine tahsis edilen lojmanlardan, altlarina çekilen otomobillerden ve babalarindan miras kâsaneler olarak gördükleri sosyal tesislerden tutun da, hayatlarinin hemen her noktasinda yedi cetlerine kadar hazineden sübvanse edilmelerine ragmen, gene de bu halk onlara yaranamamistir.

Liberal degerlere karsi çikarak homurdanmakta; özgür dünyadan soyutlanmayi marifet zannederek, adeta Kuzey Kore’yle yaris etmektedirler.

Bu yapi degistirilmeden, ne Kürt sorunu, ne baska bir sey, herhangi bir surette çözümlenebilir!

Çalismalariniza karsi degilim ama bunlarin hepsi de gelip geçici ve pansuman ölçüsünde tedbirlerdir.

Halkin size büyük bir teveccühle verdigi yetkinin mahiyeti, ruhlarindan tasan tarihsel özlemleriydi.

Yoksa unuttunuz mu?

04 Mar. 13, Taraf

Namik Çinar

Back to top button