Kürt Tarafi ve Post-Olgusal Siyaset
Post-olgusal siyaset (post-truth politics) kavrami kullanildiginda ‘dogrularin, hakikatlerin, olgularin önemini yitirdigi dönem’ tartisiliyordur.
Bizler de böyle bir dönemden geçiyoruz. Kayseri’de çarsi iznine giden sivil giyimli 14 askerin öldürüldügü terörist saldiri henüz üstlenilmedi. Dünya haber kanallari Istanbul’da 44 kisinin öldürüldügü bombalamayi duyururken ‘Kürtler yapti!’ dedi. Bu, ‘PKK’nin fikirlerinin, amaçlarinin, ve yöntemlerinin Kürtlere ait, Kürtler için oldugu’ yanlis algisini isaret ediyor. Bu algi Kürtleri tedirgin etmelidir.
Destekleyenlerinin gözünde PKK’yi saygin kilan ve saygin tutan bes kesim vardir!
Ilki, ‘demokrasi güçleri’dir, yani sözümona bazi ‘insan haklari’ ve ‘ezilen halk’ savunucularidir. Kürtleri de ‘insan haklari’ kiskacinda destekliyorlar, bu çemberin disina çikarsaniz onlari yaninizda bulamazsiniz. Onlar, çatismalar yüzünden Kürtlerin yer degistirmesine ‘iç göç’, öldürülmesine ise ‘devletin katlettigi sivil ölümleri’ olgusu olarak bakiyorlar. Kürdün kayiplari onlari ilgilendirmez, çünkü Kürt kayiplari üzerinden devleti köseye sikistirdiklarini sanirlar. Bu kesimlerin derdi ulusal demokratik mücadeleye destek degildir.
Uzak durulmasi gereken kesim olan demokrasi güçleri, PKK’ye ideolojik sekil ve yön verdi, prestij sagladi, tikandiginda çikis buldu. Dertleri, PKK araciligiyla Kürt sosu da vererek, baslangiçta Türkiye’nin milli demokratik ‘devrimini’ saglamakti. Soguk savas dönemi bittiginde, bu kez PKK’yi Türkiye’nin milli demokratik ‘dönüsümü’ amaci için çagirdilar. Sonra, ‘Esme ruhu’ isimli bir baska coskulu ara dönemden geçildi. Günümüzde ise, Türk devletini bu kez ‘karsi-devrimcilerden/gericilerden’ kurtarmak için PKK’yi davet ediyorlar. Bu arada Kürtlerin, kendilerinden bagimsiz düsünce ve pratik gelistirmesinin önüne de geçmis oluyorlar.
Ikinci grup, kendini PKK’li olarak ilan etmeyen ancak ‘PKK hayranligi ve savunuculugunu’ açiktan sergileyenlerdir. Önemli bir kesimi eski Kürt örgütlerinin bireyleridir ve bazisi da Diyarbakir 5 nolu’sundan geçmistir. Kürtlere karsi acimasi olmayan ve yasanan çilelerin nedenlerini çarpitarak sorgulayan bu grubun bir kismi Avrupa’da yasiyor.
Üçüncüsü, PKK’den ayrildiklarini iddia etseler de PKK’den kopmayi bir türlü basaramayan, kalan ömürlerini PKK’ye yol göstermek ve PKK’den bir ‘aferin’ koparmak için tüketen kesimlerdir.
Son üç kesim, Kürtlerin PKK’ye mecbur oldugunu, alternatifinin mümkün olmadigini propaganda yaparak, PKK’ye katilimlari tesvik ederek ölümlerin, yikimlarin, göçlerin devam etmesine katki sunar. Kürtlerin eylemlere katilmasi, öldürülmesi, tutuklanmasi, magdur edilmesi ile ufuklari genisler, soluk alabilirler. PKK’ye ‘Yaptiklarin yanlisi geçeli çok oldu, sahip oldugun anlayisin ve yöntemlerin ülkemize verdigi zararlari kabullen, geri çekil ve hesabini ver!’ demek, son iki kesimin aklina gelmez. Stockholm sendromu, son iki kesim için barizdir.
Bu üç kesim, Kürtlerin yikima ugradigi süreçlerde bir kez bile Kürtler için çiglik atmamistir. PKK’nin siddetini, devletin siddetiyle karsilastirarak PKK’yi aklamakla, masumlastirmakla mesguldürler. Tek yaptiklari devletin ne kadar siddet uyguladigini teshir etmeleridir, ancak ‘devletin bu siddetine neyin yol açtigini, böyle firsatlari vermemek gerektigini’ asla dile getirmezler. Bu devlet 1915, 1938, 1980, 1990’larin devletini ne kadar geride birakmistir?
Bu üç kesim 6-8 Ekim, hendekler, intihar eylemleri, intihar eylemcisi yapilan insanlarimiz, bomba yüklü araçlar ve bombalamalar için PKK’ye karsi durmamislardir. Kiminin cesareti yoktur, kiminin devam eden çikari ya da çikar hesabi bunu gerektirir, PKK’nin yöntemleri kimini rahatlatir, kiminin ise PKK’den baska çaresi yoktur.
Dördüncü kesim, akademisyen kimlikleri ile ‘tarafsiz’ açiklamalar yaparak hem devlete, hem hükümete, hem de PKK’ye ‘esit mesafede’ duranlardir.
Sonuncusu ise bazi siyasi parti ve gruplardir. Ara sira ‘Her iki taraf da siddete derhal son vermelidir!’ çagrisini yaparlar.
Bu bes kesim ‘PKK çevresi’dir. Bazi sol Kemalistler, bazi Marksistler ve bunlarin partileri, bazi Islamcilar, bazi Ittihatçi torunlari, bazi liberaller ilk kesimi olusturur. Son dört kesim ise Kürtlerden olusur. Bazi Avrupa devletlerinin ayrica irdelenmesi gerekir.
Kimi Kürtler, bagimsizlikçi ya da statü talebinde bulunan bir Kürt örgütü oldugunu düsündükleri PKK’nin yanlislarini düzeltmek ve eksiklerini gidermek için 1984’ten beri PKK’ye katildilar. Halbuki, sol Kemalistlerin ve CHP’nin degisip dönüsebilme ihtimali neyse, PKK’nin degisip dönüsebilme ihtimali de o kadardir.
CHP’nin 93, PKK’nin ise (Kürtlerin can, ekonomik, yerlesim yeri güvenligi ve ortak talepleri lehine) 40 yildir ne kadar degistigi tartisilmalidir. Sonuçta, ne devlet partisi Kürtleri ve Türkleri dönüstürebildi, ne PKK ‘devleti, Türk ve Kürt toplumunu’ dönüstürebildi, ne de iyi niyetli Kürtler PKK’yi dönüstürebildi. Olan PKK’ye katilan, destekleyen, etkisinde kalan Kürtlere oldu; kimi PKK’den kaçabildi, kimi tutuklandi, kimi kaybedildi, kimi öldürüldü, kimi de PKK’lilesti!
‘Temsilciyim’ ve ‘intikam!’ vaadiyle Kürtlerin bir kesiminden destek alan PKK, bu destegi ve temsiliyeti ‘fasist, gerici, irkçi, Türk-Islamci fasizm, Islamo-fasist, saray’ diye niteledigi kesimlere karsi giristigi ‘rejim’ savasinda, ‘sistem karsitliginda’, ‘muhaliflikte’ ya da ‘mezhep ekseni’ çeliskisinde kullandigini ve tek derdinin bu oldugunu açikça dile getiriyor.
Son zamanlarda PKK ve çevresine kabus yasatan soru, ‘PKK’nin, HDP’nin son iki yildaki eylem çagrilarina sessiz kalan Kürtler tarafsiz mi, yoksa taraf mi degistirdiler?’ sorusudur.
Etkisi altina aldigi Kürtlere ‘takiyeyi, yaptiklarinin ve sonuçlarinin sorumlulugunu sahiplenmemeyi, iç düsmanligi, kör nefreti, çaresizligi’ yasam tarzi olarak benimseten PKK ve çevresidir. Halbuki, Kürtlerin birbilerinden ve dünyadan talepleri nettir ve masumdur. Hakli ve güçlü taleplerimiz cesaret ve güç vericidir. Taleplerimiz için ölmeye, öldürmeye, siddet uygulamaya gerek yoktur.
Son yillarda yasanan intihar eylemleri ve bomba yüklü araçlarla Kürtlerin ne ilgisi olabilir? Bu lanetli tarza hangi Kürt, hangi insan olumlu bakabilir, bu tarzi kim savunabilir? Biz sorunlarimizi bu ilkel, vahsi tarzla mi çözecegiz? Eger bu tarzi uygulayani dislamazsak, bir baskasinin kendisine karsi ‘sorun’ olarak gördügü kisilere karsi bu tarzi uygulamasina da dayanak saglamis oluruz.
Statü, hak talebi olanin, derdi statü olanin tarzi bu olabilir mi? Statü sahibi olunca içeridekilerle ve diger ülkelerle de sorunlar böyle mi çözülecek? Sorunlarina böyle yaklasanin hak ya da statü talebi desteklenir mi? Tarzi bu olana Kürtler destek verir mi?
Bombalamalar sorun çözmez, agir sorunlar yaratir. Bölgede ve bölge disinda yasayan masum ve sivil Kürtler hedef olsun, zarar görsün, ‘iç savas ya da Türk-Kürt kavgasi’ adi altinda Kürtler katledilsin diye ugrasiliyor. Canli bombalar yüzünden kabaran ‘öfkeli kalabaliklarin’ soven dalgasi harekete geçirildiginde bizi kim koruyacak? Yine insanlarimizin yasayacagi trajedilerle mi ilgilenilecek, yasanacak kayiplarimiz üzerinden aglasarak siyaset mi yapilacak, yapanlar yine teshir edilmeye mi çalisilacak?
Kürt gelenegi ve evrensel degerler bu tarzi reddeder ve bu tarz bugünümüze, gelecegimize bir tuzaktir. Kürtler ve Kürt dostlari bu tarzi reddetmelidir ve bu tarzi uygulayani dislamalidir.
Hendekler ve canli bomba eylemleri anayasa tartismalarina dahil olmamizin, barisin, haklarin ve daha birçok önemli firsatin zeminini de yok etti. Dahasi, sikiyönetim ve darbe çagrisimlarina neden oldu.
Diyarbakir 5 no’ludaki insanlarimizin tamami teslimiyetin dibinde sürüm sürüm sürünürken, bir anda silkinip ayaga kalkmasini bildiler. Günümüzde psikolojik engel asildigi anda gerisi yine kendiliginden gelecektir. Ulusal onur, Kürtlügün yani evrensel degerlerin bireysel sahiplenilmesi sonucunda olur ve bu, bireysel onurdur. Bireylerin onuru ulusal onuru olusturur ve ona can ve güç verir.
Kürt tarafinda olmak; sadece Kürtlerin degil, tüm dil, din ve kültürlerin ugradigi haksizliklarin, geriliklerin, gericiliklerin, cinayetlerin, yikimlarin karsisinda olmaktir.
‘Kürt tarafi’ olmak; birlikte hareket etmek, birlik olmak demek degildir. Bizim adimiza yapiliyor görüntüsü verilen vahseti kinamak, yapanlari reddetmektir. Kimden gelirse gelsin, toplumumuza yapilan siyasal, sosyal, ekonomik, psikolojik saldiriya, verilen zararlara, tahribatlara karsi önleyici ve koruyucu demokratik tepkiyi ‘o an’ gösterebilmektir. Uçuruma sürüklenisimiz ancak böyle durdurulabilir. Post-olgusal siyaset dönemi ancak böyle asilabilir.
Kürtlerin iki yüz yillik huzur talebinin teorisyeni, temsilcisi ve pratisyeninin PKK oldugu görüsü, yine PKK’nin kendi söylemleri ve pratigi yüzünden, gittikçe asinmaktadir. Ne PKK halktir, ne halk PKK’dir, ne de Kürtler PKK’nindir. Dünya ve Türkler, Kürtleri PKK ile özdeslestirme hatasini, kolayciligini terk etmeli, bu bakisla sorunlarimizi görmezden gelmekten vazgeçmelidir.
Dünyayi bu hatasindan vazgeçirecek, Kürtlerin korunmasini, huzurlu gelecegini saglayacak olansa Kürt tarafidir, ancak Kürt tarafi etrafta görünmemektedir.
Bir kez bile geçmisinin özelestirisini vermemis PKK’yi hala dogru adres olarak göstermenin, kayirmanin gerekçesi, ‘Kürt tarafinin görünür olmamasi’ degildir.
Kürtler ‘demokrasi güçleri’ ve ‘ümmet güçleri’ yerine farkli görüsteki kendi iç dinamiklerine güvenerek, dayanarak kendilerini güçlü ve tutarli hale getirmek zorundadir.
Son dört kesim de kesinlikle Kürt tarafindadir. Sadece Kürt tarafi olmanin ne demek oldugunu unutmus görünüyorlar.
Aziz Yagan
