Masum degiliz, hiç birimiz!
Her yil oldugu gibi sadece gerilim ve güvenlik kaygilarinin ön plana çiktigi bir gün olarak gündeme gelmedi bu 1 Mayis. Güvenlik tartismalarini da geride birakan 35 yil öncesinin, 1 Mayis 1977 olaylarinin gölgesi altinda geçirdik bu 1 Mayis´i.
Konu, Taraf Gazetesi yazari, tarihiçi Halil Berktay´in, solun klasik resmi’ kaliplarinin disina çikarak, 1 Mayis ´77 olaylarini solun kendi içerisindeki çatismalara baglamasiyla gündeme geldi.
Berktay´in 1 Mayis 1977 katliamini, solun kendisi gibi olmayanlara karsi siddeti mesru gören çatisma kültürü ve önceden kurgulanmis izlenimi veren ön hazirliklarin, yayinlarin ve yaratilan gergin atmosferin etkisiyle sol içi çatismanin sonucu gören tezleri, solun hemen tüm kesiminden genis tepki aldi.
Konu, 1 Mayis gibi sadece Türk siyasi tarihi açisindan degil, ayni zamanda Türkiye sol hareketinin yakin tarihinde de kara bir leke gibi duran duyarli bir konu ve bu konuyu ezberlerimiz disinda farkli bir anlayisla ifade eden Berktay gibi Türkiye düsünce hareketi içerisinde önemli yeri olan biri tarafindan ifade edilmesinden ötürü, Türkiye sol siyasetinde sarsintilara yol açmamasi beklenemezdi. Nitekim Berktay´i, 77 katliamindan devleti aklayan, faturayi sadece sol´a yükleyerek büyük bir haksizlik yapmakla suçlayan ayni gazetenin iki yazari -ki bunlardan biri eski Türkiye Komünist Partisi´nin son Sekreteri- Nabi Yagci’
ile Ümit Kivanç,’Berktay´in tutumunu gerekçe göstererek gazetedeki görevlerinden ayrildilar.
Sayin Yagci, böyle bir cesur gazeteye Türkiye’nin hâlâ ihtiyaci var, ona haksizlik yapmak istemem fakat ne var ki, kimilerinin sola, solun tarihine gerçek elestiri yerine haksizlik yaptiklarini, sahte bir tarih yazilmak istendigini düsünüyorum’
diyerek basliyor ayrilma gerekçesine. Ancak keske Sayin Yagci bir baska yazarin düsünce eksersizini ayrilma gerekçesi olarak gösterip bir kismina benim de katildigim tezlerini gölgelemis olmasaydi. Zira Yagci bu tutumuyla kendisinin de ifade ettigi gibi sadece Taraf´a haksizlik yapmakla kalmamis, ayni seyi, benim gibi onu zevkle izleyen okuyucularina da yapmistir. Biz Sayin Yagci´nin düsüncelerini bir baska yerde de okuyabiliriz. Ama dogrusu Taraf´a bu haksizlik yapilmamaliydi. Çizgisini dogru bulmayabilirsiniz ama Taraf sözün bittigi bir yerde’ sözün gücünün ordularin gücünden daha büyük oldugunu bize gösteren Türk basininda bildigimiz kaliplarina pek uymayan farkli bir sestir.
Oysa bu tartisma akla kara misali o varsa ben yokum’ gibi solun klasik uç noktalardaki tartismalarindan çikarilip tarihle hesaplasma gibi olmasi gereken son derece önemli, akademik bir tartisma için iyi bir firsat ta olabilirdi.
Izleyebildigim kadariyla ne Sayin Berktay 12 Eylül öncesi olaylari tümüyle sola yüklüyor ne de karsitlari bu dönemde solun tümüyle kusursuz oldugunu söylüyorlar. Ancak Berktay 1 Mayis´i diger olaylardan ayiriyor. Gizli güçler her ne kadar bundan yararlandiysa da bu olayda yarattiklari gerilimle, dahasi yaptiklari hazirliklarla bu provokasyonda solun birinci derecede sorumlulugu oldugunu iddia ediyor.
Olayin nasil basladigi, nasil provoke edildigi, kamera kayitlari, fotograflar, belgeler, taniklar, normal bir hukuki süreç sonucunda kolaylikla açiga çikarilabilir.
Ancak bir de isin siyasal boyutu var ki büyük fotografa baktigimizda herkes burada farkli seyler görüyor. Diyelim ki devlet kurumlarinin bu senaryoda hiçbir rolü yok. Peki bu katliam önlenemez miydi? Ya da ses bombalari, panzer sirenleri, havaya sikilmis da olsa otomatik silah sesleri olmasaydi bu ölçüde büyük bir panik yasanabilir miydi?
Bir devletin istihbarat kurumlari ne için var? Iskence yapip bigi almak için mi? Camilere, sendika, dernek binalarina bomba atmak için mi?
Devletin o dönem oradaki insanlari vatandas degil düsman olarak gördügü bir sir degil. Normal bir ülkede neden ne olusa olsun olasi bir panik sirasinda gerekli güvenlik önlemlerinin alinmamis olmasi bile önemli bir sorumluluk yükler devlete. Devlet bunun için vardir, provokasyon kokusu alip panik çikarmak için degil
Her toplumda provokatörler, yabanci ülkelerin istihbarat elemanlari bulunur. Ama bunlardan yarar uman kurumlara devlet denmez.
1 Mayis, 12 Eylül´e giden önemli köse taslarindan biri oldu. Bu olay olmasaydi kaderimiz farkli mi olurdu? Hiç sanmiyorum. Soguk savasin soguk merkezlerinde hararetle yazilan korku senaryolari sicagi-sicagina uygulandi bu ülkede. Dogrusu herkes rolünü iyi oynadi. Berktay´in bahsettigi solcular’la anti-tezcilerin bahsettigi devlet
Birlikte yürüdük biz bu yollarda’
Haksizlik etmeyelim. Bütün solcular o yolun yolcusu olmadi. Herseye ragmen kardolarini, taraftarlarini bu kanli senaryonun içine çekmeyen bir damar da vardi solun içinde.
Onlar, sahnelenen bu kanli oyunda figuran olarak rol almadiklari için devrimciler’ tarafindan yapilan revizyonist, oportinist, pasifist, reformist gibi tüm olumsuz sifatlari fazlasiyla hakettiler’.
Ve 35 yil sonra geriye dönüp baktigimda, 20´li yaslarin tüm hirçinliklarina ragmen ellerimize ve üstümüze hiç kimsenin kani siçramadan bizi bu kan deryasi içerisinden vukuatsiz’ geçiren kadrolarin hakkini kim inkar edebilir?
Hergün onlarca cinayetin hava raporu gibi siradan haberlere dönüstügü günlerde, kaybettigimiz bunca dostlarimiz gibi yakinlarimiza biraktigimiz evlat ya da kardes acisindan öte, sag kalabilenlerin, bir baskasina ait kanli gömlegi bütün bir hayat boyunca üzerlerinde tasimak zorunda kalmalari, bizim kusagin konusulmasini pek istemedigimiz trajik hayat hikayelerinin basinda gelir. Kimi solcularin ezberlerine pek uymayacak belki ama ben, birlikte oldugum insanlara sadece bir hayat degil, ayni zamanda hiçbir kanli yükün’ altinda ezilmeyen bir hayat borçlu olan çok az sayida sansli insanlardan biri olduguma inaniyorum.
Çok az sayida diyorum, zira sol’, Sayin Berktay´in tezlerini hakli çikaracak çok fazla malzeme sunmustu o günlerde. Kurtarilmis bölgeler, sokak çatismalari, ayni silahin degisik gruplarin elinde can almasi, sol içi siddet, ajanlik ithamlari, ihanet suçlamalari, infazlar
Hayatimiz Sezen´in sarkilarindaki uçusan melodiler gibi adeta.
Masum degiliz, hiç birimiz!’
Ziya Laçin
