Makale

Mehmet Ö. Alkan: Muhalefet sustu, Nutuk okundu-2

‘Itiraz edebilecek bir kisi birakilmadi. Ya idam, ya tasfiye edildi. Böylece Nutuk okunabilir hale geldi. Ve Atatürk, ‘1919 Mayis’inin 19. günü Samsun’a çiktim. Vaziyet, manzara söyleydi’ diyecek hale geldi.’
‘Atatürk, bütün muhaliflerini susturdu. Önce, 1925’te ülkede dinî muhalefet, Kürt muhalefeti ve M. Kemal’in yakin arkadaslari tasfiye edildi. Ardindan 1926’da da Ittihatçilar tasfiye edildi.’
‘Atatürk, Meclis Hükümeti sistemini bitirdi, Kabine sistemini getirdi. Yani hükümeti Meclis degil, kendisi kurmaya basladi. Bunu nasil yapti? Cumhuriyet’i ilan ederek yapti! Tek adam olma yolunda büyük adim atti.’
***
NEDEN MEHMET Ö. ALKAN
Yakin tarih, en çok tartistigimiz konular arasinda yer aliyor. Tartismalarda yeri neredeyse futboldan sonra geliyor. Acaba neden bu toplumda yakin tarihle ilgili tartismalar hiç bitmiyor? Her toplumda tarih bu kadar güncel bir konu mudur? Niye biz geçmisle bitmeyen bir hesaplasma içindeyiz? Bu ülke görünürde çok hizli degisiyor ama acaba temelde durmadan ayni geçmisi mi yasiyor? O yüzden mi biz bugünü anlamak için geçmisteki iktidar odaklarini, güç kavgalarini, siyasi iliskileri, devlet-toplum çatismalarini anlamaya muhtaç durumdayiz? Peki, yakin tarihimizi bütün gerçekleriyle ögrenebiliyor muyuz? Cumhuriyet tarihimiz hakkinda bizden hâlâ gizlenen çok sey var mi? Niye en çok hâlâ Atatürk’ü tartisiyoruz? Atatürk hayattayken durum neydi? Ona en çok hangi konularda muhalefet edildi? Atatürk’ü elestirmek ne zaman imkânsiz hale geldi? M. Kemal’le birlikte Milli Mücadele’yi yapan ekiplere ne oldu? Onlar susturuldu mu? Hain diye suçlananlar gerçekten hain miydiler? Atatürk kendini nasil tarif ediyordu? Siyasi hamlelerini nasil planliyordu? Atatürk’e rakip biri var miydi? Ondan farkli düsünenlerin basina ne geliyordu? Atatürk’ün Kürtlerle iliskisi neydi? Dine bakisi nasildi? Türkiye Cumhuriyeti hangi geçmisi bugüne tasidi? Hangi geçmisi yok etti, hangi geçmisin izinden gitti? Bütün bu konulari Türkiye’nin 19. yüzyil basindan günümüze kadarki siyasal ve toplumsal tarihi üzerine çalisan, arastirmalarini Cumhuriyet’in kurulus dönemi üzerine yogunlastiran ve bu konuda yayinlar yapan tarihçi Doç. Dr. Mehmet Ö. Alkan ile konustuk. Istanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Tarih Ana Bilim Dali Baskani olan Mehmet Ö. Alkan, A Haber televizyon kanalinda tarihçi Cemil Koçak ve Hakan Erdem’le birlikte ‘Eski Defterler’ adiyla haftalik tarih konusmalari programi yapiyor.
***
Tarihçi Mehmet Ö. Alkan’la dün birinci bölümünü verdigimiz konusmaya, kaldigimiz yerden küçük bir hatirlatma yaparak devam ediyoruz.

Birinci bölümde Kemalizm’in Atatürk döneminde olustugunu ve Atatürk’ün Kemalist oldugunu söyleyen Doç. Dr. Mehmet Ö. Alkan, 1925’ten sonra tek parti rejiminin kurumlastigini ve bunun için önce siyasi muhalefetin tasfiye edildigini sonra da Kürtlerden sosyalistlere her türlü toplumsal muhalefetin bitirildigine dikkat çekti. ‘Türk Kadinlar Birligi de kapatildi’ dedi.
***
NESE DÜZEL: Kemalistlerin kendilerini Islamci kesimden en fazla ayirt ettikleri konu kadinin özgürlügü konusudur. Kadin hareketini yok etmenin gerekçesi nedir? Atatürk’e ragmen mi kapatildi bu kadin birligi?

MEHMET Ö. ALKAN: Hayir. Mustafa Kemal, Inönü, Recep Peker gibi Türkiye’nin tek partiyle yönetilmesini savunan ekip kapatti bu birligi. Toplumsal muhalefet potansiyeli olan bütün dernekleri kapattilar. Oysa Türk Kadinlar Birligi, Ikinci Mesrutiyet’ten beri kadin haklari için müthis mücadele etti.

Bu kadin hareketi o dönemde ne yapti?

Daha 1923’te hiç bir parti yokken ‘halk firkasi’ diye bir parti kurmak istedi ama bu kabul edilmedi. Kadinlara seçme ve seçilme hakki istedi, bu da kabul edilmedi. 1927’de, ‘Tamam, oy kullanamiyoruz, hiç olmazsa kadin haklarini Meclis’te dile getirecek bazi mebuslarin seçilmesini biz önerelim’ dedi, o da kabul edilmedi. Kadinlara seçme ve seçilme hakki daha sonra 1934’te verildi. Cumhuriyet tarihi hakkinda hakikaten bilmedigimiz çok sey var. Mesela ilk Istiklal Marsi alaturkaydi.

Nasil? Istiklal Marsi alaturka miydi?

Evet. 1924’te Rifat Çagatay’in alaturka bestesi 1924’ten 1930’a kadar alti yil milli mars olarak çalindi. 1930’da bir anda yeni beste kabul edildi ve milli mars alafranga oldu.

Galiba yakin tarihimiz konusunda en çok tartisma Atatürk’le ilgili çikiyor. Atatürk diktatör müydü?
Ben Atatürk için diktatör sifatini, modernlestirici pozitif anlamda kullanabilirim belki ama… Bence Atatürk için asil kullanilabilecek olan sifat tek parti, tek adam sifatidir. Diktatör deyip isin içinden siyrilmak bana dogru gelmiyor.

Hesap sorulamayan, hiçbir muhalefetin olmadigi tek adam yönetimine diktatörlük dememek dogru geliyor mu size peki?
Dogru geliyor. Çünkü her tek adamin diktatör olmasi gerekmiyor. Her diktatör tek adam olabilir ama her tek adam diktatör degildir.

Dersim katliamini, zorunlu göç uygulamalarini, her türlü muhalefeti ezen Takrir-i Sükûn Kanunu’nu, Istiklal Mahkemelerini, muhalefetin idamla yargilanmasini ve bazilarinin idam edilmesini eger diktatörlügün içine yerlestirmiyorsaniz, hangi sistemin içine yerlestiriyorsunuz?
Teknik anlamda otokrasi ve otokrat diyebilirim. Çünkü rejimde tek adam yoktu aslinda. Tek adama odaklanirsak, bunun bir ekip ve parti oldugunu, bir zihniyet oldugunu gözden kaçiririz. Bir lidere odaklastigimizda da, dönemi ya onunla kutsariz ya da onunla kötüleriz. Bütün iyilikleri ondan gördügümüz gibi bütün kötülükleri de ondan görürüz. O zaman…

Evet, o zaman ne olur?
O zaman bazi insanlar aklanmaya ve bir kisiye yüklenen diktatör sifatiyla bir dönem perdelenmeye baslar. Bir kisiye odaklanip, dönem gene tartismanin disina çikarilir. Mesela benim için diktatör Hitler’dir, Mussolini’dir. Etrafindakilerle birlikte Ikinci Dünya Savasi’yla tasfiye edildiler. Bizde ise Tek Parti döneminin kadrolari büyük ölçüde devam etti. 1942’de Varlik Vergisi’ni getiren, 6-7 Eylül’ü yapan kimdi?

Peki, kendi döneminde Atatürk tek hâkim degil miydi?
1925’ten sonra tam manasiyla bir tek adam- tek parti yönetimi kuruldu. Mesela 1927’de CHP’nin tüzügünde yapilan degisiklikle parlamentonun bütün üyelerini yani bütün milletvekili adaylarini, Genel Baskan seçmeye basladi. Genel Baskan kim?

Kim?
M. Kemal ama M. Kemal 1934-35’ten sonra artik tek hâkim degildi. 1925’ten itibaren idam edilenler, Kürtlere ve Yahudilere yapilanlar da dâhil olmak üzere o kadar çok trajedi var ki… Bu trajediyi bir kisiyle açiklamaya basladiginizda, bu uygulamalari yapan o kadar çok insani aklamaya baslarsiniz ki!

Istiklal Mahkemesi’nin idam ettigi muhaliflerden biri de Ittihat Terakki hükümetinde maliye bakanligi yapmis olan liberal Cavit Bey. Bir yurtdisi görevindeyken M. Kemal’in Cavit Bey’den ödenek istedigi fakat Cavit Bey’in bu ödenegi vermedigi ve M. Kemal’in de bunu hiç unutmadigi, Cavit Bey’in idaminin arkasinda bu olayin oldugu da anlatilir. Bu gerçek mi?

Idamina sebep bu mudur bilmiyorum ama M. Kemal bastan beri kendisinin Ittihatçi olmadigini söylemeye çalisti. M. Kemal Ittihatçiydi ama böyle bir imaj vermek istemedi. Zaten hem çikarilan Takrir-i Sükûn Kanunu, hem o dönemde kurulan Istiklal Mahkemeleri hem de açilan Izmir Suikasti davasi, birlikte yola çiktigi Ittihatçilar’in tasfiye edilmelerine vesile oldu. Böylece 1926 yilina gelindiginde, bir yandan Karabekir’in Terakkiperver Cumhuriyet Grubu, bir yandan da sistem içindeki Ittihatçilar tasfiye edildi. Kisacasi siyasi muhalefet yok edildi ve 1927’de artik Nutuk okunabilir hale geldi.

Dolayisiyla bir dönemin tarihi sadece Atatürk’ün bakis açisiyla yazildi. Nutuk, 1927’den önce okunamaz miydi? Muhalefetin hâlâ oldugu bir ortamda okunsaydi, itirazlar mi olacakti?

Evet, itiraz edilecekti. 1927’de okundugunda ise itiraz olmadi, çünkü itiraz edecek olanlar ya idam edildiler, ya da siyasetten tasfiye edildiler. Simdi diyeceksiniz ki bunun adi ne?

Atatürk, bütün muhaliflerini susturdu mu?

Susturdu. Önce, 1925’te ülkede dinî muhalefet, Kürt muhalefeti ve M. Kemal’in yakin arkadaslari tasfiye edildi. Ardindan 1926’da da Ittihatçilar tasfiye edildi. Sonra bürokrasi içinde daha alt düzeyde Ittihatçilarin tasfiyesine gidildi ve kurumlarda ayiklamalar yapildi. 1926’dan itibaren devletin içinde muhalif bir ses, bir kisi birakilmadi. Böylece Nutuk okunabilir hale geldi. Böylece tarih, 19 Mayis 1919’dan itibaren yazilabilir duruma kavustu. ‘1919 Mayis’inin 19. günü Samsun’a çiktim. Vaziyet ve manzara su haldeydi…’ diyebilecek bir hale geldi.

Atatürk’ün sagliginda onun diktatör oldugunu söyleyen çikti mi?

Hayir. Ülke içinde bunu söyleyecek biri çikamaz zaten. Ancak ülke disinda bunu söyleyenler oldu. Ülke içinde böyle bir seyi söylemeye cesaret edemezsiniz. Tam tersine herkesin Mustafa Kemal’i övme konusunda yaristiklari bir dönem bu. Hitler’e Führer, Mussolini’ye Duce deniyor. Atatürk’e de ‘önder’ deniyor. Atatürk için ilk defa o dönemde ‘önder ‘lafi kullanilmaya basladi. Gazetelerde, ‘önderimiz, önder’ diye tekil ifade kullanildi. Su da çok önemli: 1925’te Seyh Sait Isyani’ndan sonra çikarilan Takrir-i Sükûn Kanunu ve arkasindan kurulan Istiklal Mahkemeleriyle sadece arkadaslarini tasfiye etmedi Atatürk. Çok daha önemlisi, bu yolla basin da susturuldu. Bu kanunla idareye, yargi karari olmaksizin dernek, cemiyet, gazete, dergi kapatma yetkisi verildi.

Atatürk’e en çok hangi konularda muhalefet edildi sagliginda?

En çok liderligi, tek adamligi elestirildi. Birlikte yola çiktigi arkadaslari buna itiraz ettiler. Aslinda 1 Kasim 1922’de Saltanat’in kaldirilmasi, arkasindan 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilani, sonra da 3 Mart 1924’te Hilafet’in kaldirilmasi, M. Kemal’in tek adamliga gidisinin üç kritik tarihidir. Oysa M. Kemal Milli Mücadele’ye baslandiginda arkadaslari arasinda esitler arasinda birincidir. Onun liderligi bir görev dagilimi gibi düsünülür. Fakat bir asamadan sonra M. Kemal’in kendi liderligini çesitli vesilelerle pekistirdigini görürler. Zaten M. Kemal de, onlarin kendisini tasfiye etme derdinde oldugunu düsünmeye baslar. Aslinda Cumhuriyet’in 29 ekim günü ilan edilmesi tesadüf degildir.

29 ekim tarihi niye seçildi?

Bu tarih özellikle seçildi. O gün, Kazim Karabekir Trabzon’da, Rauf Orbay Istanbul’dadir. O dönemde Meclis Hükümeti denen bir sistem var. Hükümetin üyelerini Meclis tek tek seçiyor. Karabekir Grubu, Lozan’da Inönü’nün taviz verdigini düsünüyor. M. Kemal’in Meclis Baskani olarak kurdurdugu hükümetin güçsüz görünmesi için de ellerinden geleni yapiyorlar. M. Kemal bu grubu tasfiye etmek için hükümet krizi çikartiyor. Bunun için önce hükümet üyelerini istifa ettiriyor. Aday olmayacaklarina dair hepsinden söz aliyor. Dolayisiyla hükümet kurulamiyor. Sonunda M. Kemal’e, hükümet kurulamiyor diye geliyorlar.

Ne yapiyor?
Onun da arzu ettigi bu zaten. Böylece Meclis Hükümeti sistemini bitiriyor, Kabine sistemini getiriyor. Yani hükümeti Meclis degil, kendisi kuruyor. Bunu nasil yapiyor? Cumhuriyet’i ilan ederek yapiyor! Cumhuriyet’in ilani 24 saatlik bir süreçte oluyor. Bütün muhalifler disaridayken, 360 milletvekilinden sadece 158’i Meclis’teyken, Cumhuriyet onaylaniyor. Ve, Cumhuriyet’in ilaniyla, M. Kemal tek adam olma yolunda çok önemli bir adim atiyor! M. Kemal’e en çok hangi konularda muhalefet edildi diye sormustunuz. Mesela Terakkiperver Cumhuriyet Firkasi’nin, tüzügünde, ‘Bu parti dine hürmetkârdir’ diye yazmasi, aslinda o dönemin Halk Firkasi’na ve dolayisiyla M. Kemal’e yapilan bir göndermedir.

Niye?
Bakin söyle… Dini siyasetin tamamen disina iten laikligin keskinlesmesi, militan bir laiklige dönüsmesi, 1925’teki Seyh Sait Ayaklanmasi’ndan sonra oldu. O zaman, Istiklal Mahkemeleri karariyla tekkeler, tarikatlar, zaviyeler kapatildi.

Seyh Sait Isyani, militan laikligi uygulamak için bir firsat olarak mi kullanildi?
Evet, kesinlikle kullanildi. Cumhuriyet’in basinda rejimin kirilma noktasi, Takrir-i Sükûn Kanunu’nun getirilmesidir ve Tek Parti yönetiminin kurulmasidir. Bunlar, Seyh Sait Ayaklanmasi’nin sonrasidir. Basta da söyledim. Bu ülkede darbelerin de, parti kapatmalarin da gerekçesi aynidir. Birinci gerekçe irtica, ikinci gerekçe Kürtçülüktür. Bu iki gerekçenin birlikte zikredildigi dönemlerde, Türkiye’ye hep totaliter rejimler, darbeler geldi! 1925’te de bu böyle oldu, 1960’da da böyle oldu. 1971, 1980 ve 28 Subat’ta da hep ayni sey süreç yasandi. Zaten bu ülkede diger tarihlerin degil de özellikle 31 Mart tarihinin hatirlanmasinin nedeni de budur. Hatirlatilacak ve hatirlanacak ki, böylece irtica konusu sicak tutulacak!

Peki, bu ülkede ne zamandan ya da hangi olaydan sonra Atatürk’ü elestirmek imkânsizlasti?
Ben tarihçi olarak, 1926 Izmir Suikasti davasindan sonra Gazi Pasa’ya karsi sarf edilmis tek bir muhalif masum cümle bile hatirlamiyorum.

Peki, ya sonra? Atatürk’le birlikte Milli Mücadele’yi baslatan ekipten kimler kaldi yaninda?
1925’ten itibaren Ismet Inönü, Maresal Fevzi Çakmak, Refik Saydam, Sükrü Saracoglu, Recep Peker, Celal Bayar kaldi. Üst düzeyde çok dar bir ekiptir bu. Ama bunlarin disinda bir de sofrasinda olanlar vardir. Birçok kararin da o dönemde Çankaya’da veya Dolmabahçe’de sofrada alindigi dogrudur. Bütün Cumhuriyet eliti o sofradadir. Atatürk’le en rahat iliski kuran, onunla senli benli konusan çocukluk arkadasi Nuri Conker’dir. Zaten Nuri Conker’in ölümünden sonra Atatürk’ün iyice içine kapandigi söylenir. Atatürk dönemindeki muhalefeti sormustunuz…

Evet…
Hükümete karsi en büyük tepki 1930’da yasaniyor. Dünya ekonomik bunalimi Türkiye’yi çok etkiliyor. Hem köylü tepkisi hem de Kürt tepkisi o dönemde olusuyor. Bu muhalefetin varligi, Serbest Cumhuriyet Firkasi’yla ortaya gün isina çikiyor.

Bu partiyi Atatürk kendisi kurdurmuyor mu?
Evet. En samimi arkadaslarindan Fethi Okyar’a bu partiyi kurduruyor. Kizkardesi Makbule’yi de partiye üye yazdiriyor. Aslinda bu partiyi kurdurmakla Atatürk çok partili siyasi hayati denemiyor. O, muhalefetin gücünü anlamaya çalisiyor. Muhalefetin boyunu ölçmeyi deniyor. Muhalefetin boyunu gördükten sonra da partiyi kapatiyor. Çünkü köylü, Kürtçü, dinci, sosyalist, liberal bütün muhalefet orada toplaniyor. Iste o dönemde Atatürk, ‘Köylü milletin efendisidir’ diyor. Çünkü Türkiye’nin yüzde 90’i kirsal kesimde yasiyor ve bu kesim muhalefetin potansiyel alani haline gelmis bulunuyor. Atatürk köylünün gönlünü aliyor.

Peki, Atatürk kendisini nasil tarif ediyordu?
Önder ve tek adam olmayi benimsemis durumda. Bu çok açik. Etrafinda da bir iktidar eliti olusuyor.

Atatürk, Fethi Bey’e kendi döneminin de bir istibdat dönemi olduguna dair bir itirafta bulunmus mu?
Böyle ifadeler kullaniyor. ‘Çok mu asiriya kaçtik? Bir diktatörlük olarak mi tanimlanacak bu? Bunu yapmazsak bizi diktatörlük olarak görecekler’ gibi sözler söylüyor. Bazilari, ‘Seçimler, 1923, 1927, 1931 ve 1935’te düzenli olarak yapildi ve Meclis olustu’ diyorlar. Oysa bu ülkede 1876’dan beri bir anayasa var ve 1877’den beri de parlamento ve seçimler var.

Atatürk, Osmanli’nin gerisine düsmeyi göze alabilir miydi?
Bu gelenegi görmezden gelip parlamentoyu kapatmak, seçimleri kaldirmak zaten olmaz. Bunlari kapatirsa, Osmanli’nin gerisine düser. Sunu da söylemeliyiz. Türkiye’de ilk tek parti deneyimi Ittihat Terakki’nin 1913-1918’deki iktidarinda yasandi ve Ittihat Terakki hiçbir dernege, basina izin vermedi. Iste o deneyim 1925’te Cumhuriyet’te kullanildi.

Biz Atatürk’ün o dönemdeki bütün muhaliflerini hain olarak ögrendik. Hain miydi hepsi?
Asla öyle bir sey söyleyemeyiz. Buna Vahdettin de dâhil. Milli Mücadele’yi desteklemedigi, M. Kemal’e idam cezasi verdigi ve isgal sürecinde Ingilizlerle çok yakin isbirligi yaptigi için Vahdettin’e hain deniyor. Aslinda o dönemde bu kimlige uyan pek çok kisi var. O dönemde baskent Istanbul’da pek çok kisi ve bütün bürokrasi böyleydi. Atatürk Nutuk’ta Vahdettin için hain diyor ve bazilari Vahdettin’e hain olarak bakiyor ama bazilari için de Vahdettin kutsal padisah bugün. Atlanan bir sey var. M. Kemal basta olmak üzere Vahdettin’e hain sifatini yakistiriyor ama, Saltanat kaldirildigi zaman, Ankara Halife olarak 17 gün daha Vahdettin’le çalisiyor.

Atatürk’ün Vahdetinle iliskisi neydi?
Onu bilmiyoruz. Yaptiklari bas basa bir görüsme var. Bunun tutanaklari bir gün çikar. Çünkü Vahdettin Devlet Baskani oldugu için görüsmesinin içeriginin bir yere yazilmasi lazim. Sunu biliyoruz. M. Kemal, Dokuzuncu Ordu Müfettisi olarak resmî görevle Samsun’a gidiyor. Gizli gitmiyor oraya. Oradaki rahatsizliklari kontrol altina almasi için Samsun’a gönderiliyor.

Milli Mücadele’yi baslatmasi için görevlendirildi mi Vahdettin tarafindan?
Bilmiyoruz. O ikili konusmada ne konusuldugu bilmiyoruz.

Atatürk döneminde, en çok da Birinci Meclis döneminde, demokratik bir sistem kurulmasini önerenler oldu mu?
Evet oluyor. O günün ölçülerinde daha çok demokrasi talep edenler oluyor. Mesela Kadinlar Birligi, dönemin sosyalistleri tek dereceli seçim istiyorlar. Çünkü çift dereceli seçim kolay kontrol ediliyor. 1927’den itibaren tüzük geregi bütün mebus adaylarini Reisicumhur ve Cumhuriyet Halk Firkasi Genel Baskani olarak M. Kemal belirliyor. Diyelim ki Istanbul’dan 20 kisi Meclis’e seçilecek. 20 tane aday gösteriyor. Bunlari da ikinci seçmenler seçiyor. Diyelim Istanbul’da 200 ikinci seçmen var. Bunlar kendilerine önerilen 20 kisiyi seçiyorlar. 200 ikinci seçmenin kimler olacagini da parti belirliyor.

M. Kemal’i Meclis’te elestirenlerin basina ne geldi sonunda?
Tasfiye oldular. Ne kamuda ne de basinda görev alabildiler.

YARIN: Mustafa isminden neden hoslanmiyor? Atatürk’ün gerçek bir rakibi var miydi? Militan laiklige nasil geçildi? Kürtler Atatürk döneminde kaç kez ayaklandi?

Nese Düzel
Mehmet Ö. Alkan: ‘Kart kurt’ tezini Inönü açikladi-3
‘Lozan’in imzalanmasindan sonra, Ismet Inönü’ye, ‘Musul ve Kerkük’te çok büyük bir Kürt nüfusu var’ denince, o da, ‘Kürtler de aslinda Türklerden geldi’ diyor. ‘Kart kurt’ Türk tezinin ilk resmî ifadesidir bu.’
‘O, Mustafa isminden hoslanmiyor. Mustafa’yi sadece Milli Mücadele sirasinda kullaniyor. Peygamber’in ismi de Mustafa ve halkin dinî hassasiyetini dikkate aliyor. Sonra Mustafa’yi atiyor Kemal Atatürk oluyor.’
‘Laiklik, Hilafet kaldirildiktan sonra degil, Seyh Sait Isyani’ndan sonra militanlasti. Kürt milliyetçiliginin tekke-tarikat iliskisini kullandigi fark edildi. Tarikat-tekke kaldirilip, Kürt milliyetçiligi zayiflatilmak istendi.’

***

Tarihçi Mehmet Ö. Alkan’la iki gündür sürdügümüz konusmayi kaldigimiz yerden devam ederek tamamliyoruz.
***
NESE DÜZEL: Atatürk’ün Hilafet’i kaldirmasi nasil siyasi ve sosyal sonuçlar yaratti?
MEHMET Ö. ALKAN: Karabekir gibi muhalifler sunu söylerler. ‘Hilafet’in hemen kaldirilmasi gerekmiyordu. Bu degisim, biçakla keser gibi degil, bir evrimle yapilmaliydi. Bütün hanedan üyelerini yurtdisina gönderip magdur etmek yerine, bunu, Türkiye’nin kendi iç gelismelerinin akisina birakmak gerekirdi’ derler. Bir bakima dogrudur bu. Ama Hilafet 3 Mart 1924’te kaldirildi. Yani henüz tek parti rejiminin kurulmadigi ve basinin susturulmadigi bir dönemde kaldirildi. Gene de kaldirilmasina çok büyük bir tepki gelmedi.

Niye?
Çünkü Tanzimat’tan beri Türkiye’nin evrildigi bir yön var. Bu yönde gidildikçe muhtemelen Hilafet ve Saltanat bir müddet sonra sembolik bir konuma gelecekti. Osmanli zaten seriatla yönetilmiyordu! Kaldi ki 31 Mart Olayi’ndan sonra padisah olan Mehmet Resat da sembolik bir padisahti. Keza Vahdettin de silik, sönük bir padisahti. Dolayisiyla…

Evet…
Dolayisiyla Hilafet’in kaldirilmasi zamana birakilabilirdi. Tanzimat’tan beri gelen akis sonucunda zaten etkisizlesmis bir makam Hilafet. Abdülmecit gibi mayoyla denize giren, resim yapan, neredeyse monogami yasayan bir halife var. Üstelik halifeyi de Meclis seçiyor.

Anlamadim. Meclis mi halife seçti?
Evet. Abdülmecit Efendi’yi Meclis halife seçti. Çok ilginçtir, oylanarak seçildi Meclis’te… Dört-bes aday vardi ve biri de oydu. Islam tarihinde ilk kez bir meclis halife seçti! O sirada Vahdettin de hâlâ halife üstelik. Kaçiyor ama halife unvani devam ediyor, imzasini öyle atiyor.

Peki, Atatürk’ün dinle iliskisi neydi?
Çesitli yorumlar var ama ben Mete Tunçay’inkine katiliyorum. Tunçay, Atatürk’ün deist oldugunu söyler. Bir yaraticinin, Allah’in, tanrinin var olduguna inaniyor ama onun dünyayi yaratip ilk hareketi verdigini, fakat daha sonra her seyin insanlara kaldigini düsünüyor. Mustafa Kemal, dinin, toplumsal ve siyasal yasamdan, kamusal alandan çikarilmasindan ve özel hayata sokulmasindan yana duruyor. Neden dini dislama bu kadar militanca benimsendi derseniz… Bunun Seyh Sait Kürt isyaniyla çok yakin ilgisi var.

Mustafa Kemal’in kati laikliginin Kürt isyaniyla nasil bir ilgisi var?
Çünkü Kürt milliyetçiliginin, büyük ölçüde tarikat-tekke iliskisini kullandigi fark ediliyor o isyanla. Dolayisiyla bir etnik ve milli muhalefeti, tarikat-tekke iliskisi büyük bir dinî organizasyonla ve kutsiyetle gerçeklestiriyor. Kürt ahaliyi, tekke-tarikat iliskisi mobilize edebiliyor. Dolayisiyla Kürt milliyetçiliginin, tekke ve tarikatlar kaldirilarak zayiflatilacagi düsünülüyor. Zaten irtica ve etnik bölücülük suçlamalarinin bu ülkede hep birlikte ele alinmasinin bir anlami da budur.

Seyhe Sait isyani dinci bir isyan midir yoksa milliyetçi bir isyan midir?
Daha çok Sünni Islam’i kullanan bir milliyetçilikti bir bakima o. Su bir gerçek ki, bu ülkede laikligin militanlasmasi Seyh Sait Isyani’ndan sonradir. Hilafet’in kaldirilmasindan sonra degildir. Tekkeleri, zaviyeleri, türbedarliklari kapatalim düsünceleri hep Kürt isyanindan sonradir.

Daha önce ise Birinci Meclis dualarla açiliyor. Atatürk neden Birinci Meclis’i camide dualar ederek açti?
Cuma namazindan sonra, dualarla açildi Meclis. Zaten 1925’e dek Mustafa Kemal’in konusmalarinda hep Islam yer alir. Çünkü din, ayni zamanda iktidari mesrulastirmanin çok iyi bir aracidir. Su unutulmamali, Mustafa Kemal çok iyi bir siyasetçi. Toplumun Osmanli’dan beri dinî söyleme çok alisik oldugunu biliyor. Oysa o, Mustafa isminden de hoslanmiyor.

Neden hoslanmiyor?
Peygamber’in ismi de Mustafa ayni zamanda. Muhammed Mustafa… Mustafa Kemal’in en erken aktardigi, hepimizin bildigi bir anisi vardir. Ögretmeni, ‘Senin adin Mustafa, benim adim Mustafa, bundan sonra senin adin Mustafa Kemal olsun’ der. Sizce bir ögretmenin verdigi isim kayitlara nasil geçer? O, bu ismi, M. Kemal olarak Harbiye’den itibaren kullanmaya basliyor. Çünkü Mustafa ailesinin verdigi isim. Gazi Pasa ise ikinci kez evlendigi için anneye tepkili. Askerî okulda yatili okuyor. Ve Milli Mücadele’ye kadar ismini M. Kemal diye kullaniyor. Ama Milli Mücadele’yle birlikte ismini Mustafa Kemal olarak kullanmaya basliyor.

Niye?
Milli Mücadele’ye Islami bir destek ve mesrulastirma arandigi çok açik. Milli Mücadele’nin en bastan beri tezi, bunun kismen dinî bir savas oldugudur. Ilk bastan itibaren, ‘Biz Hilafet’i, Saltanat’i ve Baskent’i kurtaracagiz’ denmistir. 6 Ekim 1923’te Istanbul kurtarildi. Peki, Ankara ne zaman baskent oldu? Bir hafta sonra! Istanbul’a dönmek istemediler.

Bizans’in ve Osmanli’nin baskenti Istanbul’a neden dönmediler?
Çünkü orada Istanbul basini, Saltanat, Hilafet ve bürokrasi vardi. O yüzden de hemen Ankara’yi baskent yaptilar. Gazi Pasa’nin, Milli Mücadele döneminde Mustafa Kemal ismini kullanmasina tekrar dönersek…

Evet…
Bunu yaparak, toplumun din hassasiyetini dikkate aliyor. Daha sonra nüfus kâgidinda ise Mustafa ismini atiyor artik Kemal Atatürk oluyor.

Peki, Atatürk ismini ona kim veriyor?
Atatürk ismini de kendisi seçiyor. ‘Ona, Atatürk ismini Meclis verdi’ denir. Bu teknik olarak dogrudur ama Çankaya’daki sofraya soyadi Türk atasi mi olsun yoksa Atatürk mü olsun önerisini kendisi getiriyor. ‘Atatürk olsun’ diyorlar ve durumdan vazife çikartilip bu bir kanun haline getiriliyor.

Niye etnik bir kimligin atasi olmayi seçiyor?
Çünkü 1930’larin basindan itibaren rejim Türk kimligi üzerine kurulmaya basliyor. Aslinda Günes Dil Teorisi’yle ve Tarih Tezi’yle bulmaya, uydurmaya çalistiklari çözüm aslinda hep su: ‘Hepimiz kardesiz. Hepimiz Orta Asya’dan geldik. Sonra göç yollarimiz farklilasti. Bize bu isimler sonradan verildi. Hepimiz Türk’üz..’

Atatürk’ün Kürtlerle iliskisi neydi?
Baslangiçta normal ama 1925’ten itibaren iki taraf için de ipler koyuyor. Bu tarihten itibaren Kürtler de, Ankara da bu meseleyi barisla çözme umudunda degiller artik.

M. Kemal Kürtlere özerklik sözü vermis miydi?
Izmit’te gazetecilere yaptigi açiklamada, ‘Bu düsünülebilir’ gibi bir ifadesi var. Cumhuriyet arsivleri açildikça bu konuyu anlayacagiz. Lozan’in imzalanmasindan sonra, Ismet Inönü’ye, ‘Musul ve Kerkük’te büyük Kürt nüfusu var’ denince, Inönü, ‘Kürtler de aslinda Türklerden gelmistir’ diyor. Meshur ‘Kart kurt’ Türk tezinin ilk resmî ifadesidir bu! Ismet Inönü bunu muhtemelen Atatürk’ün de bilgisi dâhilinde söylüyor. Daha sonra yasanan Seyh Sait Isyani da zaten bir manada ‘biz Türk degiliz, Kürt’üz’ demekti.

Kürtler Atatürk döneminde kaç kez ayaklandi?
Bes, alti ayaklanma var. 1919’dan itibaren basliyor ayaklanma. Sorun su… Ittihat Terakki döneminden itibaren bir Türk milliyetçiligi hikâyesi basliyor. Aslinda 1924 Anayasasi’nda ve ondan sonra çikan vatandaslik kanununda da, ‘Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaslik bagiyla bagli olan herkes Türk’tür’ diyen o meshur ifade var. Yani Türklügü bir hukuki kavram, bir kimlik olarak tanimlamak var. Ama bu, 1925’ten itibaren bir kenara birakiliyor ve etnik kimlik ön plana çikmaya basliyor.

Atatürk öldügünde büyük bir servete sahipti. O serveti nasil edindi?
Meclis’e sundugu belgenin ekine bakildiginda, hakikaten müthis bir mal varliginin oldugu görülüyordu ama öldügünde büyük bir servete sahip degildi çünkü ölmeden bir buçuk yil önce mal varligini belediyelere, partiye ve devlet üretme çiftlikleri gibi bazi kurumlara bagisladi.

O büyük serveti nasil edindi?
Bunu bir cumhurbaskani ve asker maasiyla yapmayacagi çok açik. Muhtemelen çok çesitli bagislar ve hediyeler yoluyla geldi bu para. Mesela Milli Mücadele’nin basinda paranin bir kismi Hint Müslümanlarindan geliyor. Mete Tunçay, ‘M. Kemal hiç olmazsa aldigini millete veriyor. Peki digerleri ne yapti? Bilmiyoruz’ der.

Peki, o dönemde dünyada demokratik bir sistemle yönetilen ülkeler var miydi?
Vardi tabii. Ingiltere ve Amerika bunlardan birkaçi. Ama sunu da görmek lazim, iki dünya savasi arasinda Bati Avrupa’da Ingiltere dâhil bütün rejimler totaliter hale gelmeye basladi. Ingiltere daha devletçi oldu.

Ismet Pasa ile Atatürk’ün iliskisi neydi?
Tartismali konulardan biri de bu… Inönü 1937 yilina dek kisa bir süre disinda araliksiz basbakanlik yapti. M. Kemal’le 1937 yilinda baslayarak ölene dek hiç görüsmediler. 1937’de ne oluyor, bilmiyoruz.

Ismet pasa diktatör müydü?
Milli Sef’ti en azindan. Milli Sef’lik ne anlama geliyor? Bir cumhurbaskanligi, iki Cumhuriyet Halk Partisi genel baskanligi, üç Meclis’teki bütün milletvekillerini belirleme yetkisi anlamina geliyor. Bakin, hep su yasanir… Türk sagi, Atatürk’e ve Inönü’ye kizdigi zaman Abdülhamit’i yüceltir. ‘Sizler küçüksünüz’ demeye çalisir. Ayni sey Inönü döneminde de yasaniyor. Kendisine direkt olarak ‘sen küçüksün’ denmiyor ama ‘Atatürk büyüktü’ seklinde bir söylem kullaniliyor.

Ismet Pasa buna ne tepki veriyor?
Ismet Pasa’nin Atatürk’ün öne çikarilmasindan çok fazla hosnut olacagi düsünülemez tabii. Atatürk’ü geçmiste birakmayi tercih eder o.

Geçmiste birakmak için adim atti mi peki?
Mesela… Kazim Karabekir gibi Atatürk tarafindan tasfiye edilmis isimler onun döneminde tekrar siyasete döndüler, Meclis’e girdiler.
————————————–
Taraf-15-16 Kasim

Nese Düzel

Balkêş e ?
Close
Back to top button