Milliyetçiler ve Ibrahim Güçlü’nün katilmadigim tespitleri
Sayin Ibrahim Güçlü, www.basnews.com sitesinde ve Facebook sayfasinda ‘Devlet, Rejim (Demokrasi ve Sosyalizm) baglaminda arabayi atlarin önüne kosmak ( I )’ adli bir yazi kaleme aldi.
Öncelikle Kuzey Kürdistan’da Kürt siyasetinin son 40 yilina damga vuran kadrolardan olan, çaliskan, üretken ve sözünü sakinmayan, cesur kisiligiyle tanidigim, Sayin Güçlü’nün seviyeli yazisini okumaktan zevk aldigimi ifade etmek isterim.
70li yillarda ortaya çikan ve bu güne tasinan Kürt hareketi’ nin geçmisine, elbette ki ‘kendi açisindan’ isik tutan bu yazi üzerinde seviyeli bir tartisma yürütmek, sayet ortam sosyal medya ‘sövalyelerince’ zehirlenmez ise yarali olacagini düsünüyorum.
Demek ki bir birine hakaret etmeden, söylenenleri çarpitarak, sapla samani bir birine karistirmadan da konusabilir, tartisabilir geçmisimizi gözden geçirebilirmisiz.
Ben, Sayin Güçlü ‘nün bu yazisinda kimi tespitlere itiraz ediyorum.
Kimi belirlemelerinin yerinde olmadigini, gerçegi yansitmadigini, belgelere dayanmayan, pratik hayatta karsiligi olmayan, zihinlerde yaratilan algilari ifade ettigini düsünüyorum. Oysa bu konular hakkinda basvurulacak hem çokça doküman var hem de Özgürlük Yolu /PSK nin, Burkay ve arkadaslarinin kirk yillik pratigi var.
Kisaca ele alalim;
Sayin Güçlü yazisinda su belirlemeleri yapiyor.’
‘Bilindigi gibi, Kürdistan’in Kuzeyinde Kürt milletçiligi adina yazili ve sözlü tezler ileri sürüldü. Ayirt edici milliyetçi tezler, Kürtlerin bir millet olarak degisik niteliklerde kendi bagimsiz örgütlerine sahip olmasi, Kürdistan Devletinin kurulusunun ana hedef ve öncel olmasi, Kürdistan Devletinin sosyalizmden ve demokrasiden önce gelmesi, sömürgecilige karsi silahli mücadele, Kürdistan’in her parçasinda milli cephe, Kürdistan’in dört parçasi için milli cephe tezleriydi.
Sayin Kemal Burkay’in basini çektigi Özgürlük Yolu, bu tezlere karsiydi. Milli, milliyetçi kavramlari onlar için agza alinmayan kelimelerdi. Bu kavramlar onlar için tehlikeli ve zararli kavramlardi. Bagimsiz örgütlenmede, ayri örgütlenilmis olunmasina ragmen, ikircikli olmak, sosyalizm ve demokrasiyi Kürdistan Devletinden öncel ve stratejik hedef hale getirmek, egemen uluslarin vicdan sahibi aydinlarinin Kürtler isterse Devlet, isterlerse otonomi, isterlerse federalizm olabilir tezine, sahip olunmasi söz konusuydu.’
Simdi tek tek bu iddialara bir göz atalim;
Önce Kürt milliyetçiligi adina o dönemin (60li yillarin ortalarindan baslayarak) önemli siyasi aktörlerin ‘Kürdistan Devletinin kurulusunu’ ana hedef olarak koyduklari iddiasinin temelsiz oldugunu birkaç belge ile ilginize sunayim; malum Kürt milliyetçisi olarak tanimlanan hat, daha çok KDP leri ifade etmektedir.
Zira o dönem Rizgari, KAWA, PKK, KIP/DDKD, hatta KUK’un bir kesimi, KKP ile TKSP ve bu grup/partilerden ayrilarak ,veya bireserek siyaset sahnesine çikanlarin tümü kendilerini MILLIYETÇI degil SOSYALIST hatta KOMINIST olarak tanimliyordu. Ala Rizgari, PPKK Pêseng, Tekosin, Yekitiya Sosyalist, Yekbun, TSK, PYSK vd.. Bu kesimlerin ‘Gerçek Marksit Leninist biziz’ diyerek PSK nin Sosyalistligini begenmeyen yazilari ile dolu dergileri arsivlerimizde duruyor.
Gelelim KDP lere
Iran ve Irak KDP lerinin temel talebinin “bagimsiz devlet degil ‘otonomi’ oldugunu hatirlatip
Kuzeyde ki durumu mercek altina alalim.
Bu konuyu uzun alintilarla Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi’nin 5 Kurucusundan biri olan ve Partisini TC mahkemelerinde yüreklice savunan degerli Sakir Epözdemir abimizden okuyalim;
Sakir Epözdemir’in Antalya savunmasi kitabindan TKDP programini su sözlerle özetliyor;
‘TKDP Nizamnamesinin baslangiç kisminda temel amaçlarini tekrarlayalim ‘ Parti her seyden önce demokratik, insani ve cumhuriyetçi yolda yürüyecek, Parti Milli Misak sinirlarina ve esaslarina sadiktir, çünkü Parti birlik ve kardeslik inancinda olup Kürt ve Türkler arasinda fark gözetmez.’
Sakir Epözdemir Savunmasina devam etmektedir; ‘TKDP Programi böylece 46 yildan beri agir ithamlar altinda ezilen, bölücülük ve vatan hainligiyle itham edilen ve yapilan tüm tahriklere ve iftiralara ragmen sagduyudan asla ayrilmayan Kürt milliyetçisinin amaç ve düsüncesini dile getirmistir.
Misak-i Milli Sinirlari içinde Kürt ulusunun siyasal ekonomik ve kültürel haklarini savunmak, bu dogal haklari TC Anayasasinin ve BM Insan haklari Evrensel Beyannamesi isiginda gerçeklestirmek ve ulusal varligimizi ayni anayasada kaydedilmesini istemek asla bölücülük degildir. Tam aksine beraberlik ve kardesligi öngörmektedir.’
‘Evet Ben Kürdüm. Ve TKDP nizamnamesinde yer alan ana gayeler çerçevesinde Milliyetçiyim de. Ister buna Kürt milliyetçisi, ister Türkiye Milliyetçisi deyiniz. Benim için Kürt Milliyetçiligi ayni zamanda Türkiye Milliyetçiligidir. Zira, Türkiye’nin bagimsizligi kadar, Türkiye’de yasayan tüm haklarin özgür olmalari da amacimdir’ Sakir Epözdemir ‘Mit Raporunun Esprisi tarihle Yüzlesme mi’ sayfa 14 ve 15. https://docplayer.biz.tr/14851944-.html
‘Hiçbir Kürt aydini kalkinmis Bati Anadolu yörelerini birakip, geri birakilmis ve hala medeniyetin en basit hizmetlerine kavusmamis Kürdistan”in bagimsizligini savunamaz.
Hiçbir Kürt su Antalya”nin yabancisi olmak istemez.
Birlik, beraberlik, kardeslik ve hak esitligi oldugu ve özgürlük içinde yasama umudu devam ettigi sürece ve umudumuz kesilmedigi müddetçe hiçbir Kürt aydini bölünmeyi ve parçalanmayi düsünemeyecektir.’
(Sakir Epözdemir TKDP Antalya savunmasi,
Peri yayinlari 2005, s. 25)’
Sayin Sakir Epözdemir TKDP nin birakin ‘ayri devlet kurmayi öncelemek’ Federasyon fikrine dahi sicak bakmadigini, TKDP nin hedefini su sözlerle aktarmaktadir.
‘Demek ki; Milli Mücadele baslangicindan beri, Kürt Ulusu bagimsiz Kürdistan mücadelesini birakmis, Müslüman Türk Ulusu ile birlik olmayi, kader birligi yapmayi ve esit haklara dayanan yolu tercih etmistir. Hala da bu yoldadir ve bu devre üçüncü tarihi asama devresidir. Tarihi zaruret devresidir. Çagimizin birlik ve beraberlige verdigi önem ve halklar arasindaki birlik ve dayanisma anlayisina uygun olarak bu görüsü yasatmak Türk yöneticilerinin gösterecekleri tutuma baglidir. Bu gün bagimsiz bir Kürdistan Cumhuriyetini düsünmüyoruz demek, sonsuza dek zulüm ve baskinin agir pençesi altinda kalacagiz demek degildir.
Türk idarecileri, Kürt halkini mecbur etmeden, birlik ve beraberlik içinde yasama umudumuzu kirmadan, demokratik hukuk nizamindan vazgeçip, karanlik istikametlere sapmadan, Bagimsiz Kürdistan Cumhuriyeti düsüncesi kafamizda yer etmeyecektir. Ve Kürt Milliyetçileri, Kürt Aydinlari demokratik bir yoldan baska bir yola sapmayacaklardir.
Iddia edilen Federal Kürdistan Cumhuriyeti konusudur.Iddia makami
Delil olarak daIddia makami 1963 tarihinde, zamanin Basbakani Ismet Pasaya eski Diyarbakir Milletvekillerinden Sayin Mustafa Remzi BUCAK tarafindan Amerika Birlesik Devletlerinden gönderdigi Açik Mektubu göstermektedir. ‘ Türkiye Cumhuriyeti BASVEKILI SAYIN ISMET INÖNÜ’YE AÇIK MEKTUP VEYA FEDERASYON NEDEN TÜRKIYE’DE TATBIK EDILMESIN’ basligini tasiyan mektupta özet olarak ‘Kibris’ta yasayan 80.000 nüfuslu Türklere istenilen haklar, neden Türkiye’de yasayan ve asgari 8.000.000’u bulan Kürtler için ayni haklar düsünülmüyor’ mevkiindedir.
‘Federal Kürt-Türk Cumhuriyeti Devletini görmek umut ve temennisiyle ruhum benim üç yüz sene, dört yüz sene, bes yüz sene bekler…’ diyerek mektubuna son veren Sayin Mustafa Remzi BUCAK, bu mektubu kaleme aldigi 1963 tarihinde, TKDP henüz kurulmamis ve nizamnamesi mevcut degildi. Simdi bu zat’in yazdigi ve Türk basinina da birer suretini gönderdigi mektubu nasil oluyor da bize suç kaniti olarak iddia ediliyor? Anlayamiyoruz.
Bu günkü Anayasamizin fikir özgürlügü açisinda, Türkiye’nin ulusal yararina uygun buldugu takdirde federal bir sistem istemek, kanimca suç degildir. Ancak partimizin nizamnamesinde böyle bir kayit olmadigini daha önce de belirtmis idim.
Federal sistemin aleyhinde degilim. Kader birligi yapmis uluslarin, demokratik bir nizam içinde, esitlige ve özgürlüge dayanan bir düzende, ilelebet yasamalari için, federal Sistem, en dogru ve en çagdas seçenektir. Büyüklü, küçüklü dünya devletlerinin birçogu buna sahittir. Ancak TKDP nizamnamesinin amaç ve felsefesine tam inanmis bir fert olarak, bu nizamnamenin çerçevesinden çikmayi siyasi ahlaka uygun bulmuyorum. Bu nizamnamenin maddelerini iyice taktik ettiginiz takdirde, taleplerimizin sadece siyasi, iktisadi ve kültürel haklardan ibaret oldugu görülecektir.
SIYASI HAKLAR : Parlamentoda ve Bakanlar kurulunda nüfusumuz oranina göre temsil hakkidir.
IKTISADI( ekonomik) HAKLAR : Bölgeler arasindaki dengesizligi ortadan kaldirmaya matuftur.
KÜLTÜREL HAKLAR : Kendi anadilimizde okumak ve yeteri kadar okullar açtirmak, Egitimde firsat esitligini saglamak mevkiindedir.
Bu istekler ‘EN BASIT INSANI HAKLAR’ semasina giren isteklerdir. Bunlari talep etmek ve bunlar için mücadele vermek sadece Kürt aydinlarina degil, ayni zaman da Türk aydinlarina da bu görev düsmektedir.
https://docplayer.biz.tr/14851944-.html sayfa 18
Simdi de. Dr Sivan’in kurucusu oldugu (Sait Kirmizitoprak); Türkiye’de Kürdistan Demokrat Partisi (T’de KDP) PROGRAM VE TÜZÜGÜ baslikli bir bölümüne de bir göz atalim;
‘ Kürt Milliyetçiliginin Tarihi Kökenleri ve Dahili Milli Çeliski:
O halde günümüzde, Kürt halkinin temel milli demokratik haklarini istirdat ugrunda giristigi mücadele, kökenlerini bu tarihi gerçeklerden ve çagdas millet hareketlerinin kaçinilmaz evrensel esprisinden almakta ve bu nedenle de; ilerici, hakli ve mesru bir çikis noktasindan hareket etmelidir. Bu mücadele, az gelismis bir ülkede (Türkiye) iktidari ele geçirmis bulunan, askeri cuntalarin (açik ya da kapali) kontrolündeki irkçi – Turanci (subay ‘ aydin) politik elitler ve bu elitlerin icra organi olup, Türk milleti adina siyasi iktidari sürdürdügünü iddia eden zorba hükümetlere karsi verilmektedir. Zira, biçimsel seçim oyunlarina ragmen, silik sahsiyetli sivil hükümetler de perde arkasinda cunta gruplarinin kont-rolü altinda bulunmaktadirlar.
Türk halkinin gerçek özlem ve çikarlari; asla Kürt halkinin demokratik milli haklarinin gaspini gerektirmez ve bu dogal haklarin kullanilmasiyla çelismez. Bu nedenledir ki, Kürt halkinin; bir dile, bir kültüre, bir bölgeye, bir millete taninmis tüm imtiyazlara karsi verdigi mücadele; Türk halkinin gerçek demokratik mücadelesinden ayrilmaz. Yani Kürt halkinin temel demokratik milli haklarinin istirdadini amaç edinen bir eylem birligi; bizatihi Türk halkinin sosyal ve demokratik gerçek iktidarinin önüne dikilen cunta iktidari engelini ve dolayisiyla Kemalist ideolojinin, uzun yillardan beri Türk kamuoyunu sartlandirmis bulunan dar çemberini de parçalayacaktir.
Iste, Türkiye irkçi-fasist hükümetleriyle, bu hükümetleri de kontrolünde tutabilen baski kuvvetleri (cunta gruplari) tarafindan bir millet adina zorla sürdürülen milli ezme tatbikatindan dogan Dahilî Milli Çeliski, kisaca budur. Yani Kürt halkinin rizasi hilafina ve kaba kuvvet yoluyla inkâr etmek… horlamak, tahkir etmek, baski altinda tutmak ve de yok etmek. Yani Türklestirmek
Türk ve Kürt Halkinin Gerçek Düsmanlari: Fasist Cunta Iktidarlari Onlarin Hükümetleridir.
Oysa, bir baska deyisle, Kürt halkinin temel milli demokratik haklarinin taninmasi; Türkiye’de gerçek ve demokratik bir halk iktidarinin gerçeklestirilmesinde en büyük engeli teskil eden ve yarim yüzyildan beri irkçi – Turanci sovenizmin hakim ön yargilariyla felce ugramis bulunan, Türkiye fikir ortaminin donmus taassubunu da yikacaktir.
Bu nedenle, partimizin mücadelesi; sadece milli varligi ve milli demokratik haklari gasp edilmis ve bu haklarinin istirdadi ugrunda savasan Kürt halkinin degil; daha insanca ve daha mutlu bir yasama düzeyine, serbest iradesi ve gerçek iktidariyla ulasmak çabasinda bulunan kardes Türk halkinin da mücadelesidir.
YASASIN, HALKLARIN KADERLERINI SERBESTÇE TAYIN HAKKI…
YASASIN, MILLETLERIN TAM HAK ESITLIGI… HÜR YASAMA VE MUTLU OLMA HAKKI…
YASASIN TÜRK VE KÜRT HALKLARININ KARDESLIGI VE BIRLIGI!..
Türkiye’de Kürdistan Demokrat Partisi (T’de KDP) Tüzügü
Madde: 1- Partinin adi: TÜRKIYE’DE KÜRDISTAN DEMOKRAT PARTISI.
Madde: 2- Partimiz ilerici ve devrimci bir siyasi organizasyon olup, Türkiye’de kurulmustur.
Madde: 3- Partimiz Türkiye Kürdistan’inda yasayan Kürt halkinin, kendi kaderini bizzat kendisinin tayinine hakki bulunduguna inanir. Bu amaca varmak için, Kürt milli varliginin resmen taninmasini ve Kürt milli demokratik haklarinin istirdadini temel sart sayar.
Madde: 4- Partimizin mücadelesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin toprak bütünlügü esprisi içinde, Türk milli imtiyazlari yerine; Türk ve Kürt halklarinin tam hak esitligine müstenit gerçek kardesligini ve beraberligini ikâme etmek esaslarina dayanir.’
http://www.drsivan.info/…/max/t-kdp-program-ve-tuzuk.pdf
Sayin Güçlü Kuzeyde Kürt Milliyetçiligine kaynaklik eden temel çerçeve iste budur.
Özgürlük Yolu ‘Kürtlerin bir millet olarak degisik niteliklerde kendi bagimsiz örgütlerine sahip olmasi’ tezlerine karsi miydi?
Diger bir deyisle ‘ayri örgütlenmeye’ karsi miydi, ikircikli miydi?
Bu dogru degildir. Nitekim Kemal Burkay 1973 yilinda Avrupa’dadir. Türkiye’ye dönüs olanagi belirdiginde tutumunu Anilarinin 1.cildinde, 385.sayfasinda su sözlerle ifade eder. ‘Hevra’nin üst yönetimindeki arkadaslarla, illegal bir Kürt partisi kurmanin geregini konustuk. Partinin amaçlarini içeren bir taslak hazirlamistim ve söz konusu arkadaslarla bu taslak üzerinde görüs birligine vardik’
Burkay 1974 te Türkiye’ye döner ve hemen o yilin sonunda bir grup arkadasiyla ‘Türkiye Kürdistani Sosyalist Partisi’ni illegal olarak kurar. (Görüldügü gibi ‘ikirciklik’ söz konusu degildir.) Parti kendisini gizler, faaliyetlerini ve teskilatlanmasini gizli olarak yürütür. Ancak Özgürlük Yolu dergisi ile politik düsüncelerini kamu oyu ile paylasir. Kamuoyu Partiyi ‘Özgürlük Yolu’ hareketi olarak taninir.1980 sonrasina kadar da bu durum devam eder.
Bizim yasimizdaki, kadrolar, Kemal Burkay’i/ PSK/Özgürlük Yolu kadrolarini, politik çalismalarini, yayin faaliyetlerini, sendikal faaliyetlerini, sivil toplum kuruluslarini insa çabalarini, yurt içinde, ülkemizin diger parçalarinda yurtsever güçlerle iliskilerini, metropollerde, Avrupa ülkelerindeki kurumlasmalarini, politik faaliyetlerini, diger parti ve hareketlerle anlarca birlik deneyimlerini, is birligi çalismalarini bilir .Sürecin tanigidirlar.
Bu kadrolar Burkay’in Türk solu ile Özellikle Türk sol hareketinde dominant olan TKP ile ayri örgütlenmenin mesrulugu konusunda nasil sert bir tartisma ya polemige girildiginin de tanigidirlar. Özgürlük Yolu Dergisi bu yazilarla doludur.
Yani Kemal Burkay ve arkadaslari ta basindan beri ayri örgütlenmis ve bu örgütlenmesini istikrarli bir biçimde sürdürmüstür. Pratik yasam herkesin ve tabi Sayin Güçlü’nün de gözleri önünde devam etmistir. Bu realiteye ragmen, bu belirlemenin sadece geçmisin, kadrolarina sirayet eden objektif olmak yerine grupçu davranma reflekslerinin bir kalintisi oldugunu düsünüyorum.
Sayin Güçlü bu realitenin farkindadir ki sunlari söylüyor; ‘Bagimsiz örgütlenmede, ayri örgütlenilmis olunmasina ragmen, ikircikli olmak’
Burkay ve arkadaslari o zaman da Mesud Barzani’nin de karsi çiktigi gibi ‘soyutlayici milliyetçiligin’ tuzagina düsmeyip yan yana yasadigi halkin ilerici demokrat güçleriyle ilkesel düzeyde, ortak çikarlar gözetilerek güç ve eylem birligini, dayanismayi önemsiyordu.
Bu politika halen dogrudur ve bizi ‘ikircikli’ degil ‘realist’ yapar.
Kemal Burkay ta 1973 yilinda ‘HIDIR MURAT’ adiyla yazdigi ve ‘HEVRA’ YAYINLARI arasinda basilan TÜRKIYE SARTLARINDA KÜRT HALKININ KURTULUS MÜCADELESI’ adli kitabinda (ki buradaki temel yaklasim PSK nin Program ve Tüzügünün esaslarini olusturdu) Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkina sayginin Kürt ve Türk devrimcileri arasindaki iliskide belirleyici bir ilke olduguna dikkat çekiyor ve nasil bir tutum takinmasi gerektigini anlatiyordu;
Kitabin kisa bir bölümünü birlikte okuyalim ‘Türkiye’deki Kürt Halki, ulusal kurtulus mücadelesinde Türkiye’deki öteki devrimci güçleri kendisine dost bilmeli, onlarla güçbirligi ve dayanisma içinde olmali; bu politikayi kararli ve sürekli biçimde uygulamalidir. Daha önce de belirttigimiz gibi Türkiye’de, ulusal kurtulusu için mücadele eden Kürt halki ile, demokratik bir halk yönetimi kurmak isteyen Türkiye isçi sinifinin ve öteki devrimci güçlerin ayni safta, siki güçbirligi içinde mücadele etmelerinin objektif sartlari vardir. Ve bu güçbirligi, fasist yönetim ve onun bas destekçisi emperyalizmle basa çikmak için zorunludur. Kürt devrimcileri bu güçbirligini hayati bir zorunluluk olarak görmelidirler. Ama ayni seyi Türk devrimcileri de görmeli ve bu ugurda çaba harcamalidirlar. Kürt Halki Türkiye isçi sinifi ile birlikte, fasizmi yenebilecek baslica iki güçten biridir. Kürt Halki’nin özgürlüge kavusmasinda Türk Halki’nin hiçbir kaybi yoktur, tersine çok yarari vardir. Hiçbir ülkenin Marksisti, kendi burjuvazisinin irkçi, militarist politikasini savunamaz, baski altindaki bir halkin kurtulus mücadelesine karsi çikamaz. Bu elbette Türk devrimcileri için de böyledir. Emperyalizm ve bu bölgedeki militarist, irkçi yönetimlerin birkaç parçaya böldügü, ezdigi Kürt Halki’nin kurtulus mücadelesi kadar hakli bir sey düsünülemez. Kürt Halki kendi kaderini serbestçe tayin edebilmelidir.
‘Kaldi ki Türk Marksistlerinin bunu sadece anlamalari yetmez. Onlar, Türk Halki’nin, özellikle de Türk isçilerinin bu yönde bilinçlenmesi, mevcut sartlanmalardan kurtulmasi için hertürlü çabayi göstermek sorumlulugunu tasiyorlar. Kürt ve Türk halklari arasinda dayanismanin, dostlugun gelismesi bununla mümkündür. Türk emekçileri bu bilince vardiklari zaman, militarist burjuvazinin onlari Kürt Halki’na karsi kiskirtmasi, halklari birbirine düsman etmesi, kirdirmasi güçlesir. Sinif bilincine varmamis bir isçi, nasil kendi sinifina ters düsebilirse, nasil burjuvazinin diledigi yönde yürürse, Kürt Halki’nin hakli mücadelesini anlamayan bir isçi de ayni biçimde Kürt Halki’na düsmanlik besleyebilir, irkçiliga alet olabilir.
‘Buna benzer bir görev de Kürt Marksistlerine ve öteki Kürt devrimcilerine düsüyor. Onlar da düsmanin emekçi Türk Halki degil, militarist Türk burjuvazisi ve onun bas destekçisi emperyalizm oldugunu Kürt Halki’na anlatmalidirlar. Türk emekçilerinin, ilerici, devrimci güçlerinin de nasil ayni burjuvazi tarafindan hunharca ezildigini belirtmelidirler. Emperyalizmin, gerici, saldirgan NATO ittifakinin hem Kürt Halki’ni, hem Türk Halki’ni nasil sömürdügünü, irkçi Türk burjuvazisini nasil ayakta tuttugunu ortaya koymalidirlar. Her iki halkin, emperyalizmin ve irkçi burjuvazinin ektigi düsmanlik tohumlarindan kurtulmasi, tek bir cephede emperyalizme ve fasizme karsi dövüsmesi böyle mümkündür. Bunu basarmak hem Kürt Halki’nin, hem Türk Halki’nin nihai ve gerçek kurtuluslarini yakinlastiracaktir….’
70 li yillar Kürt hareketinin henüz yeni yeni sekillendigi bir dönemidir. Hem dünyada hem de Türkiye’de sosyalist düsünceler baskindir. Kürtler arasinda da sosyalist fikirler, sol literatür egemendir. Sadece Kuzeyde degil Kürdistan’in diger parçalarinda da durum böyledir. Irak Kürdistan Demokrat Partisi IKDP nin söylemleri, kullandigi literatür de bu yöndedir. (Isteyen Mesud Barzani’nin ‘Barzani ve Kürt Ulusal Kurtulus Mücadelesi’ kitabinin sonunda ki belgeleri inceleyebilir. Orada Mela Mustafa Barzani’nin veya KDP yerel örgütlerinin, kadrolarinin ‘Yoldaslar’ diye baslayan, anti emperyalist ve sol bir üslupla dile getirilen konusmalarini okuyabilir.)
Öte yandan o dönem de, çok az istisna hariç agirlikli olarak Türk ‘sosyalistleri’ Kemalizmin etkisi altindadir. Kürt meselesini devrimden sonraya ertelemektedirler. Isçi sinifinin birlikte örgütlenmesini hararetle savunmakta, birlikte örgütlenmeyi neredeyse mutlak hale getirmektedirler. Bu nedenlerle ve bu kosullarda ayri örgütlenmeyi savunan ve fiilen gerçeklestiren Burkay ve arkadaslarini ‘milliyetçi’ olmakla, isçi sinifi hareketini bölmekle suçlamaktadirlar.
Öte yandan PSK, üstelik ilk programinda (1975/92) ‘AYRI ÖRGÜTLENMEYI ZORLAYAN SARTLAR’ baslikli bir bölüme de ‘birlikte örgütlenme’ istenir olsa da bunun kosullarinin olmadigi tespitini yapmakta ve ‘Kürt halkinin devrimci mücadelesine öncülük edecek bir örgüt olusturma, Kürt sosyalistlerin için kaçinilmaz onurlu bir görevdir’ demekte bu tavrini pratik hayatta da ispatlamaktadir.
Özetle Burkay ve arkadaslarinin ayri örgütlenme konusunda fiili duruslari ortadadir.
Bu bahsi bir Kürt ata sözünü hatirlatip geçelim; ‘ez dibêjim hirç waye ew dibêje rêç waye ’ .
Diger bir yanlis belirleme de sudur;
Güçlü, söz konusu yazisinda ,’Kürdistan Devletinin kurulusunun ana hedef ve öncel olmasi, Kürdistan Devletinin sosyalizmden ve demokrasiden önce gelmesi,’ demekte;
Burkay ve arkadaslarinin Kürdistan devletinin kurulusunu ana hedef olarak koymadiklarini, önce sosyalizm ve demokrasi gelsin sonra devlet olsun diye düsündüklerini iddia etmektedir.
Bakin Sayin Güçlü, size 1974 yilinin sonunda yani yil basinda kurulan TKSP’nin, Burkay dahil tüm üyelerini baglayan, tüm politika ve söylemlerimizin omurgasini olusturan Parti programinin ilgili bölümünü aktarayim;
Basligi su; ‘ULUSAL DEMOKRATIK DEVRIM’
‘Ulusal boyunduruk altinda bulunan ve henüz yari feodal yapiyi tasfiye edememis, Kürt ulusu açisindan temel çeliski, ulusal özürlükten ve demokrasiden yana olan tüm ilerici-yurtsever güçlerle sömürgeci yönetim, yerli feodal güçler ve diger isbirlikçileri arasindadir. Yine bu durum, Kürt ulusunun önündeki tarihi adimi ulusal demokratik bir devrim olarak belirlemektedir; ulusal boyunduruga son vermek feodal yapiyi tasfiye etmek, ülkeyi demokratiklestirmek.’
PSK/Programin ‘ulusal kurtulusun iki yolu’ adli bölümünde ‘Tarihi gelisme; Kürt ulusal sorununun çözümünü iki biçimde karsimiza çikarabilir, 1. Kürt halkinin baslica güçleriyle, Türkiye’de genel bir devrim hareketini beklemeksizin, ulusal kurtulus savasina girisip bunu basariya ulastirmasi, 2.Kürdistan isçi sinifi da dahil, Türkiye isçi sinifinin birlik halinde basini çekecegi, halklarin ortak bir devrim hareketiyle gerici burjuva ve toprak sahipleri iktidarinin yikilmasi, demokrat bir halk iktidarinin olusturulmasi ve Kürt halkinin kendi kaderini tayin hakkinin taninmasi.’
Iki halkin birlikte mücadelesiyle kurulacak halk iktidari için de ‘ Bu iktidar ülkemizin emperyalizmi kovdugu, ülkeyi demokratiklestirip sosyalizm yoluna soktugu gibi, Kürt halkinin kendi kaderini tayin hakkini tanimak zorundadir. Aksi halde ona demokratik halk iktidari denemez.’ ‘Bu demektir ki Kürt halki bir demokratik cumhuriyet halinde örgütlenecek ve Türkiye’nin kazanacagi yeni demokratik statüye göre Türk halki ve diger halklarla bir federasyon olusturacaktir’
PSK 3.Kongresinde de programda kimi degisiklikler yapildi bu konu yine programin en önemli vurgusu oldu, Söyle ki;
‘ KÜRT HALKININ ÖNÜNDEKI TARIHSEL ADIM ULUSAL DEMOKRATIK DEVRIM’
‘ Tüm bu nedenlerle, günümüzde Kürt toplumunun önündeki baslica tarihsel adim ulusal kurtulustur. Kürt halki Kürdistan üzerindeki yabanci boyunduruguna son verip demokratik bir toplum kurmadan özgür olamaz; barisa kavusamaz, gelisme yoluna giremez.
Önümüzdeki temel asama ulusal demokratik devrimdir.’
Binlerce makale, bildiri ve konferanslarda ifade edilen bu görüsler PSK Programi’nda yeniden ve daha net vurgularla ‘ayrilma veya demokratik Birlik’ basligiyla yer almistir. Okuyalim;
‘PSK, Kürt halkinin kurtulusunu, halkimizin kendi kaderini özgürce tayin etmesinde görür. Kürt halki kendi kendisini yönetecektir.
Partimiz, Kuzey Kürdistan için bunun iki biçimde olabilecegi görüsündedir. Kürt Halki ayrilip kendi devletini kurabilir veya Türk halkiyla demokratik bir birligi seçebilir.
Ikinci durumda, birlik, esit haklara sahip iki cumhuriyetli bir federasyon biçiminde olmalidir. Kürdistan ayri bir cumhuriyet halinde örgütlenmeli ve her bakimdan Türkiye ile esit haklara sahip olmalidir. Kendi kaderini tayin hakki için kosullar olgunlastiginda Kürt halki bu seçeneklerden birini ya da digerini seçebilir. Her iki durumda da bagimsiz devlet statüsü söz konusudur.’
Peki Sosyalizm için Program da ne deniyor;
Ulusal demokratik devrimi önceleyen ilk programda ‘kesintisiz’ bir sekilde sosyalizmin insasi ön görülüyordu. Bu ‘kesintisizlik’ hali revize edildi ve söyle dendi; ‘PSK , uzun vadede sosyalizmi hedeflemistir.’
Parti Programinda ‘sosyalizme geçis biçimi’ basligi altinda su tespitler yapilmaktadir;
‘ Sosyalizme geçis, ayni zamanda ulusal ve uluslararasi kosullarin bütününe baglidir.
Bize göre, Kürdistan için sosyalizm su anda yakin bir hedef degildir. Ulusal kurtulusun ardindan demokratik bir toplumun kurulusu, ulusal ekonomi ve kültürün gelisip serpilmesi ve toplumun sosyalizm için uygun bir hale gelmesi simdiden kestiremeyecegimiz uzunca bir zaman alacaktir.
PSK Sosyalizme geçisi tümüyle demokratik kosullarda, halkin istemi ve destegiyle, yani barisçi biçimlerde düsünmektedir.’
Yani ulusal demokratik devrimle, devlet kurulacak, bu devlet demokratiklestirilecek ve sosyalizm daha sonra ‘uzun vadede’ gündeme gelecektir.
Görüldügü gibi ‘arabayi atlarin önüne kosmak’ gibi bir tespit gerçekle bagdasmiyor.
Sayin Ibrahim Güçlü’nün ileri sürdügü ‘Kürdistan’in Kuzeyinde Kürt milletçiligi adina yazili ve sözlü tezler’lerden diger üçü ise,
‘Sömürgecilige karsi silahli mücadele’, ‘Kürdistan’in her parçasinda milli cephe’, ‘Kürdistan’in dört parçasi için milli cephe ‘ tezleri karsisinda Burkay ve arkadaslarinin Partisinin tutumudur.
Ulusal Demokratik Güç Birligi/ UDG ile baslayan, bu gün HAK-PAR ile devam eden onlarca girisim belgeleriyle, pratikleri ile ortadadir. Her vicdanli yurtsever, Burkay ve arkadaslarinin Kürt örgütlerinin, hatta tek tek aydinlarinin Kuzeyde ilkesel birliktelikler olusturmasini, hem de diger parçalardaki güçlerle ulusal cephe, kongre gibi zeminlerde bir arada olma çabasini ancak takdir etmelidir.
‘Kürdistan’in her parçasinda milli cephe’, ‘Kürdistan’in dört parçasi için milli cephe ‘konusunda Burkay’in ve Partisinin ne kadar çok çaba harcadigini, pratik adim atigini, inkar etmek büyük haksizlik olur.
Sayin Burkay’in ‘Anilar Belgeler’ adiyla yayimladigi 5 ayri cilt, ayni zamanda bu konuda yapilan çalismalari özetler. Alinan mesafeyi, basari ve basarisizliklari, nedenlerini, hem de toplanti tarihlerini, katilan örgüt ve kisilerin isimlerini, sonuç bildirilerini, kararlarini belgeleriyle sunar.
Son konu olan ‘silahli mücadele ‘ meselesini de bir baska yazida degerlendirelim.
12.09 2021
Arif Sevinç