Mizikçilik

Çocuk oyunlarinda da genellikle bir ‘kazanan’ ve ‘kaybedenler’ olur. Olacak elbet; oyunun çocugu hayata alistirdigini söylemiyor muyuz? Bu oyunlar oynanir ve ‘hayata alisma’, ‘hayat kurallarini ögrenme’ faslinda, kaybeden miziklar. Olur olmaz gerekçelerle, bin dereden su getirerek, ‘Ben kaybetmedim’ der. Durumu gözlemleyen ‘büyükler’ varsa, ‘çocuk’ der geçerler.
Ama herhalde oyunlarini böyle oynamaya alismis çocuklar büyüyünce de ‘miziklamak’tan vazgeçmiyorlar. Onlar vazgeçmemekle birlikte bu ayni seyi yaptiklarinda bunun adini ‘mizikçilik’ diye koymak insanin tuhafina gidiyor. Koca koca adamlarin bunu yapabilmesi sasirtici bir seydiye düsünüyoruz.
Ama oluyor. Su anda, malum, seçimle ilgili olmakta. AKP’liler, kendilerini çok hakli görerek (çocuklar da aynen öyle bir havaya girerler), anlatiyorlar. Anlattiklari seylere hak vermek mümkün degil. ‘Hile yapildi’ deniyor. Diyenlerden biri Içisleri Bakani. Yani, sahiden varsa, bu hileyi önlemekten sorumlu kisi. ‘Seçmen kaydirilmis’ deniyor. Bunun 31 Ocak’tan önce söylenmesi gerekiyordu.
Çocuklar böyle bagirisinca ‘Çocuk’ deyip geçeriz ama bu isi büyük adamlar yapinca, üstelik, bir toplumun gelecegini yakindan ilgilendiren bir konuda bunu yapinca bir sey deyip geçmek zorlasiyor.
Belli ki AKP’nin beklemedigi bir is olmus. Hazirliksiz yakalanmislar. Onun için de bir yigin çelisik söz söylüyorlar. Binali Yildirim’in seçimi kazandigini ilan ediyorlar, örnegin; bunu yaparken de üç bin küsurlu bir rakam telaffuz ediyorlar. Sonra Imamoglu’nun on dört, on bes bin farkinin ‘Ben kazandim’ demesine yetmeyecegi konusunda bagiriyorlar.
Cumhurbaskaniyla Baskan Adayinin Istanbul halkina tesekkür ettigi pankartlari her yere asmislar, sözcüleri o pankartin önünde demeç veriyor: Demeç de Imamoglu’nun sayim tamamlanmadan kendini Baskan ilan etmesinin yanlisligi üstüne.
Biri sorsa, ‘Ne bu perhiz, ne bu lahana tursusu’ deyiminin anlamini ögrenmek istese, AKP’nin su seçim sonrasi davranislarini örnek olarak gösterebilirsiniz.
‘Usul’ derler, bir sey vardir. Vardir, çünkü olmalidir. ‘Usul’ yerine göre kusursuz olmayabilir ama bir seyler yapilacaksa, nasil yapilacagina dair bir usul olmali ve o isle ilgili herkes bu usulün geçerliligi konusunda bir anlasmaya uymali. Usul, katilimcilardan birinin aldigi sonuca göre degismezdegisirse, usul kalmamis demektir. Söyle bir sey olur: Bir uygulama olur, usul yeterli olmadigi için birtakim aksakliklar çikar. Onun üzerine taraflar oturur, daha yeterli kurallar koymak üzere görüsür, anlasirlar. Bundan sonrasi için kurallari yeniden düzenlerler.
Hani, 1946’da seçim yapildi. ‘Açik oy, gizli sayim’ denilen ‘usul’le yapildi. Buna ‘usul’ demek bile abes! Zaten herkes bu abesligin farkindaydi ve ‘usul’ degisti. Simdi üzerine tartistigimiz bu durumda böyle bir olgu da yok. Tartistigimiz bu durumda AKP Istanbul Belediye Baskanligi seçimini kaybetmis durumda. AKP bu sonuca katlanamiyor ve bunu önlemeye çalisiyor. Daha önceki ‘Haziran-Kasim’ örnegi var belli ki zihinlerinde (o durumda da bir yigin ‘usulsüzlük’ yapmislardi); ‘seçimi yenilersek belki ikincide kazaniriz’ diye her seyi zorluyorlar. Büyükçekmece’de polislerin ev ev dolasmasi da, ‘ikincide kazaniriz’ stratejisinin ne gibi ögeler içerecegi hakkinda fikir veriyor.
Sonuçlar yurttaslarimizin ‘vicdan’inda tedirginlik yaratacaksa yenilenebilirmis. Sözkonusu somut durumla ‘vicdan’ arasinda bir baglanti olacaksa, kaybedenin yarattigi bu kaostan bir ‘vicdan azabi’ duyup duymayacagi noktasinda olmali. ‘Bu sonuç bazi seçmenlerin vicdanini tedirgin ediyor’ diye bir ‘usul’ getirdiginizde her seçim sonucunu geçersiz sayabilirsiniz. ‘Seçim’, besbelli, bir ‘sayi sayma’ isidir. Sayilarin da vicdanla filan bir ilgisi yiktur.
AKP kazanincaya kadar seçim yenilenir diye bir ‘usul’ getirmeye çalisiyor AKP. Daha önce de yazdigim gibi, ortada AKP’yi mutlu etmeyen bir sonuç, bir durum varsa, bunu yapan bir de ‘suçlu’ olmalidir. Onun için Cumhurbaskani bugün kürsüye çikip ‘FETÖ’yü tam olarak temizleyemedik’ diye konusur. Ama üç gün önce de onun Adalet Bakani bir baska kürsüye çikip ‘FETÖ’yü temizledik’ demistir. Olabilir. Ilke: ‘Baskan her zaman haklidir’. Çelisen iki önerme varsa, dogru olan, Baskan’in önermesidir.
AKP oyunun kurallarini degistiriyor ve kurallari degistirme hakkini talep ediyor. Simdiye kadar ‘Ben bu oyu aldim’ diyerek bunu istedigini yapabilmenin gerekçesi olarak sunarken, simdi, oylarda aksama olunca, ‘istedigini yapabilme’ ayricaligini sürdürme iradesine dogru bir ‘prosedür’ baslatma egiliminde. Bu, tabii, tam bir ‘keyfilik’ demek. Olayin mahiyetini düsündügümüzde, bunu anlatmak için ‘oyunun kurallari’ demek fazlasiyla hafif kaliyor. Çünkü bu bir ‘oyun’ degil.
Yüksek Seçim Kurulu ne yapmaya karar verir? Cumhurbaskani karar verecek otorite olarak orayi gösterdigine göre, kendisini mutlu edecek bir karar çikacagini bekliyor olabilir. Ancak o kurulun karari öyle çikar ve iktidar bu isi istedigi gibi bir seçime götürürse
Türkiye Cumhuriyeti adindaki ülkede yasamaya devam edecegiz ama bu simdiye kadar tanidigimiz, bildigimiz Türkiye Cumhuriyeti olmayacak.
—————————————————-
Marmara Yerel Haber-12 Nisan 2019
Murat Belge