Muhtelif

Son Osman Kavala davasini izleyen günlerde içimden yazmak gelmedi. Daha önce yazmis ve AIHM kararina ragmen Kavala’yi salivermemek üzere ayak oyunlarina girilecek olursak bunun ne anlama gelecegini anlatmaya çalismistim. Yazarken, mahkemenin (ve onun tavrini belirleyen iradenin) farkli bir tavir takinacagindan umutlu degildim.
Ama bu olanlari tahmin etmeme, aklimdan geçirmeme imkan yoktu tabii. AKP iktidari bu olayla kendini asti, simdiye kadar tarihe yazdirdigi hukuksuzluk rekorlarini da asti. Dolayisiyla “Söyle olursa böyle olur” diye yazdigim seyler de anlamsizlasti.
Sonuç olarak, Osman Kavala’nin belirsiz bir süre daha “içeride” tutulacagindan baska bir sey anlayabilmis degilim. Siz anladiniz mi? Anlayan var mi?
Cumhurbaskani bir “açiklama” yapti ki, bu “açiklama” karsisinda büsbütün anlamaz hale geldim. “Bir manevrayla beraat ettirmeye kalkismislar”! Ne kadar talihli bir milletiz ki uyanik yöneticilerimiz manevrayi “yememis” ve kapanmis bir davadan yeni bir tutuklama çikararak Osman Kavala’nin hapisten çikmamasini saglamislar.
Mahkemenin bütün bu süreç boyunca “irade-i sahane”yi hosnut etmeye yönelik tavri bu durusma boyunca da devam etti: Onu at, bunu sustur, her seyi reddet vb… Derken salona döndüler ve “beraat” dediler. Hele durusma boyunca gösterdikleri üsluptan sonra “beraat” bekleyecek kimse kalmamisken bunu yaptilar. Maksat sasirtmaksa, yüzde yüz basari! Tabii sevinen sevinene. Tuhaf bir sekilde, içimde, sevinmemi frenleyen bir sey vardi. Bu, anlamadigin seyden ürkmek gibi, “ilkel” bir duygu olabilir. Sonra, gece vakti, anladim.
“Manevra” bu, herhalde. “Beraat” kararini mahkeme verdigine göre, “manevra” da onlarin isi olmali! Insan ne diyecegini, ne düsünecegini sasiriyor. Ne oldu? Osman Kavala’nin “sag kolu” oldugu söylenen Soros mu müdahale etti? Mahkemeye rüsvet verip Kavala’yi serbest biraktirdi? Bunu iddia etmek, Osman Kavala’ya karsi iddia edilenlerden daha saçma degil. Bu arada, bu karari veren mahkeme üyelerini sorgulamak üzere de bir “izin” çikti ama herhangi bir sorusturma haberi almis degiliz.
“Hos Memo”da basi ugursuzluktan kurtulmayan bir karakter vardir, tepesinde kendi özel bulutuyla gezer. Bir süreden beri Osman Kavala da o karakter gibi, tepesinde bir “lanet-i hümayun”, öyle dolasiyor. Ya da öyle dolasamiyor. Onun hapiste tutulmasi belli ki hükümet politikalarindan biri. Böyle olunca, Reis’in “olur”u alinmaksizin saliverilmesinin mümkün oldugunu düsünemiyorum. Ayrica bunun saglam bir “olur” olmasi gerekiyor. Üstelik, AIHM karari dogrultusunda bir saliverme gibi de görünmüyor olay. Öyle olsa “tahliyesine…” derdi geçerdi. “Beraat” diyorlar!.. “Parti içinde iki ayri yaklasim var; bir kanat ‘Bu isi bitirmeli’ diyor, öbürü ‘yatirmali’ diye dayatiyor. Kargasalik bundan ileri geliyor” seklinde özetlenebilir bir “argüman”, daha dogrusu bir “yorum” var. Parti içinde farkli kanatlar süphesiz olabilir, buna bir diyecegim yok; ama herhangi bir kanadin, yukarida söyledigim gibi, Tayyip Erdogan’in onaylamadigi bir sey yapmasinin imkani yok.
O halde ne oldu? Yani Tayyip Erdogan önce “Birakilsin” dedi, sonra ne olduysa, “içeriden” gelen bir itiraz üstüne bundan vazgeçti ve “Zinhar birakmayin!” mi buyurdu? Erdogan “birakilsin” dedikten sonra, bu kararini geri aldiracak kadar etkili bir itirazin dayanagi nedir, ne olabilir? Bu da bana hemen kabul edilecek bir yorum gibi görünmüyor. Aradigimiz açiklama çok karmasik da olabilir, çok basit de. Çünkü aslinda devr-i Erdogan’da her sey olabilir.
Olayin kendisinin ögeleri hakkinda hiçbir fikrim yok ama bu iktidar döneminin gittikçe alisilip kaniksanan üslubuna bakarak, emirlerin ikisinin de ayni kaynaktan geldigini düsünüyorum. “Kaynak” dedigim de, elbette, Tayyip Erdogan’in kendisi. Ortada bir “manevra” oldugu da belli. Bunun, Tayyip Erdogan’in söyledigi gibi bir manevra olamayacagini kestiriyorum, ama ne oldugunu -eldeki bu verilerle- anlamak mümkün degil.
Süheda
Idlib’den birkaç günlük aralarla ölüm haberleri almaya alistik, alisiyoruz. Bu arada “sehit” rütbeleri de albaya kadar yükselmis. Simdi, “sehadete” varmak için Libya Kapisi da açilmis, hizmete girmis. Biraz daha uzak oldugu için mi, nedense (bu uzaklik durumu daha absürd yaptigi için belki) Libya’dan gelen haberler daha bulanik. Bir seyden habersiz otururken Cumhurbaskani’nin agzindan “Birkaç ‘tane’ sehit” oldugu haberini aliyoruz. Neyse ki bu “kötü” haberlerden sonra hemen harekete geçtigimiz ve “onlardan” birkaç yüz “tane”yi telef ettigimiz bildiriliyor da kötü haberi unutuyor, seviniyoruz
Bizim tarihimizde benzeri yok, baska ülkelerin tarihinde de olacagini sanmiyorum: bir memleketin siyasi önderinin “kisiligi” ile o memleketin iç ve dis politikasinin böylesine birbirini yansitir hale geldigini. Önderlerin “fikir”leri, elbette, belirler, biçimlendirir. Ama “fikir” degil, “kisilik” diyorum.
O fikirler de gökten zembille inmez. Belirli devlet politikalari, iç ve dis sorunlar üstüne gelistirilmis tavirlar, tutumlar vardir. Önderin düsünceleri bunlara eklenir, bunlarin rengini, tonunu belirler. Ama buradaki durum farkli. Bir kere, “önder”, simdiye kadar olusmus tavir, teamül, politika karsisinda tamamen kayitsiz. Bütün bu konularda onun kendi fikirleri ve tavirlari var. Kendinden öncekilerle ilgilenmiyor, çünkü onlari begenmiyor. Onlarin çizdigi dogrultuyu umursamiyor, çünkü zaten onlari degistirmek istiyor. Zaman zaman, bu eski politikalardan “hiyanet” kelimesini kullanarak söz ediyor.
Cumhurbaskani’nin “kavgaci bir kisiligi” oldugunu söylemeyeyim. Ama “kavgadan kaçinmayan” desem herhalde kimse itiraz etmez. Zaten, itiraz edecegine, söyle bir çevreye baksa, “merhaba”miz olan herkesle kavgali oldugumuzu da görür. Tayyip Erdogan’in sinirlerini bozmak babinda herhalde kimse Batililar’la yarisamaz. Onlara her gün sövse de içini bosaltamiyor. Isin tuhafi, Avrupa Birligi ile bütünlesme hedefimizde israrli oldugumuzu da gene Tayyip Erdogan söylüyor. Nasil bütünlesecegimizi ben kendi hesabima anlayamiyorum. Iste, bu yazinin bas kisminda degindigim Osman Kavala davasi ve iste bu konuda AIHM karari. Ve iste onu yerine getirmemek üzere Erdogan rejiminin yaptiklari…
Bunlar “Bati” dedigimiz dünyanin Avrupa kanadi. Bir de Amerika fasli var tabii. Amerika’ya da sik sik kizmaktan geri kalmiyoruz. Bu arada -bakin bu da gelip Kavala’ya baglaniyor- o komik darbe girisimini de Amerika’nin yaptigindan bir süphemiz yok. Bir Henry Barkey muhabbetidir gidiyor.
Rusya iliskisi basli basina kendine özgü, ilginç bir seyir gösteriyor. Bazi sinyallere ve demeçlere bakilirsa siki fiki dost olduk. Ama örnegin Kirim gibi bir konuda Rusya’nin degil, Ukrayna’nin yanindayiz. Libya’da benzer bir durum ve Suriye’de birkaç basit anlasmaya ragmen adim adim aramiz açiliyor. Islam dünyasinda Katar’dan baska kiminle arizasiz iliskimiz kaldi bilemiyorum. Sudan’in padisahini seviyorduk ama adami harcadilar. Kimisiyle (Iran gibi) mezhebimiz tutmuyor; Israil’le elbette hasimiz ama Suudi Arabistan’la da isler iyi gitmiyor. Misir’la aramiz berbat.
Cumhurbaskani enerjik ve kararli. Bunca iç düsman, bunca dis düsman, hiç orali degil. Bir bu kadar daha olsa gene tinmayacak. Sanki genel politikasinda çok sayida düsmana ihtiyaci var. Bu politikanin da düsmanlardan beslenir gibi bir gidisi var. Biliyoruz, dünyada böyle sagiyla soluyla kavgali olmaktan, gerilim içinde yasamaktan neredeyse hoslanan insanlarin sayisi az degildir. “Az degildir ama çogunluk da degildir. Çogunluk bir zaman bu gibi gerilim durumlarinda bagirip çagirsa da bir süre sonra bundan sikilir ve barisik olmanin iç huzurunu aramaya baslar.
Yani “yeter!” der.
————————————————————-
T24-25-Subat 2020
Murat Belge