Murat Dagdelen: Bütün Kürtler silahlarin susmasini desteklemeli

Bir müddet önce Almanya’nin Duisburg kentinde bir araya gelen bir gurup Kürd yazar, aydin ve sivil toplum kurulusu temsilcileri MIT-Imrali diyalogu ve gelismeleri degerlendirdiler, üzerinde görüs birligine vardiklari sonuç bildirisini kamuoyu ile paylastilar.
Konferansin organizatörlerinden Murat Dagdelen ile konferans öncesi ve karsilastiklari zorluklari içeren bir söylesi yaptik. Asagida bu roportaji sunuyoruz.
Dengê Azad-Hewlêr
Sayin Dagdelen, böylesi bir konferansin toplanmasina neden ihtiyaç duydunuz?
Sorularinizi cevaplamaya baslamadan önce sizlere, konuya gösterdiginiz duyarlilik için tesekkür etmek isterim. Ayrica benimle de röportaj yapma nezaketi gösterdiginiz için de tesekkür ediyorum.
Sorunuza gelince: Ülkemizde uzun yillardan beri devam eden ve neredeyse bütün ulusal dinamiklerimizin bosa harcandigi bir savas yasandi. Geldigimiz süreçte AKP Hükümeti’nin görevlendirdigi MIT ile PKK Genel Baskani Abdullah Öcalan arasinda görüsmeler basladi, baslayan görüsmeler kamuoyuna yansidi ve bizlerde adina ‘Imrali Süreci’ denen görüsmelerin içerigini basindan, ilgili çevrelerden duymaya, anlamaya ve analiz etmeye basladik. Görüsmelerle ilgili, daha önce Genel yayin yönetmenligini yaptigim Kürdistan Aktüel’de ki makale yazdim ve görüslerimi açikladim. Öcalan ile MIT arasinda baslayan görüsmelerin bir boyutu dogrudan PKK’yi ilgilendiriyordu. PKK’nin silahlari susturmasi, silahlari birakmasi ve Güney Kürdistan’a çekilmesini isteyen kismi üzerinde görüslerimizi ifade edebilir ve düsüncemizi söyleyebilirdik ama bir toplanti yapmamizin çok fazla bir anlami olmazdi. Fakat diger yandan, Öcalan ile Hükümet Kürtlerin geleceklerini düsünsel ve hukuki anlamda ipotek altina alan, devletin inayetine birakan bir program gelistirilmeye, uygulamaya ve Kürtlere kabul ettirilmeye çalisiliyordu. Iste burasi, Kürtlerin tarafli tarafsiz her kesimini ilgilendiren, tartismasini, söz söylemesini ve gelecege yazili bir belge birakmasini gerektiren bir noktaydi. Çünkü bir anlamda Kürtlerin kaderini, bugün ve gelecekte dogrudan etkileyecek/belirleyecek bir süreç hakkinda sadece Öcalan’in veya sadece PKK’nin söyledikleri/ söyleyecekleri, kabul edecekleri herhangi bir proje tek basina bütün Kürtlerin söyledigi ve kabul ettigi bir sey olamazdi. Dolayisiyla Kürtlerin yasadigi her yerde olmasi gerektigi gibi, biz Almanya’da yasayan Kürtlerin duyarli kesimlerinin bir araya gelmesi, tartismasi ve görüs açiklamasi gerekiyordu. Bu nedenle bir araya gelmeye çalistik. Belki süreci belirleme ve dönüstürme sansimiz yoktu ama Kürtlerin özgürlüklerine kavusmasi için çok uzun yillarca mücadele etmis, büyük fedakarliklarda bulunmus, acilar çekmis ve bu ugurda halen de bedel ödemek zorunda birakilan Diaspora Kürtlerinin tartismaya ve bu tartismadan edindikleri düsünce ve önerilerini Kürt kamuoyuna anlatmaya haklari vardi. Bu nedenle Almanya’da degisik siyasi çevrelerin temsilcilerinin, aydinlarin, sivil toplum örgütlerinin akademisyenlerin katilacagi bir toplanti yapmaya karar verdik. Buna ihtiyaç vardi çünkü ‘Imrali Sürecinin’ kamuoyuna yansimasiyla birlikte herkes süreci tartisiyor ve gelismeleri merakla izliyordu. Daginik ve bire bir yapilan tartismalarin derli toplu yapilmasina ve Almanya ya da yasayan Diaspora Kürtlerinin tümünü kapsamasa da en azindan toplantiya katilanlarin düsüncelerini ortaklastiracak bir toplanti zaruri bir hal almisti. Böylelikle ortaya bu toplanti çikti.
Konferansin hikayesini, çalismalarinizda karsilastiginiz zorluklari anlatir misiniz?
Toplantinin hikayesine kismi olarak yukarida degindim ama biraz daha açayim. Daha önce de belirttigim gibi Almanya’da ülkedeki süreçle ilgili herkes konusuyor, tartisiyor ve ‘acaba kamuoyuna yansiyanlardan farkli bir sey var mi’ diye herkes bir yerlerden haber almaya çalisiyordu. Oslo’da yapilan görüsmelerin sekteye ugramasindan sonra, daha uzunca bir süre ‘savas devam eder’ düsüncesi yaygindi. Geçen yaz Türk ordusu ile gerillalar arasinda yasanan yogun çarpismalar, savasin daha uzun bir süre devam edecegini gösteren önemli bir faktördü. KCK tutuklamalari, cezaevinde baslayan açlik grevi ve Öcalan ile görüsmelerin kesilmis olmasi durumun vahametini ciddi biçimde artiriyor ve insanlarda ciddi kaygilara yol açiyordu. Bölge’de Suriye ve Iran konusunda yasanan sicak gelismeler ve bu gelismelerin Türkiye ve Kürdistan’da yaratabilecegi potansiyel tehlikeler Kürt ve Türk toplumunda endiselerin en üst düzeye çikmasina neden oluyordu. Bunlar yasanirken Hükümetin hamlesiyle yeni bir sürecin baslatilmasi ve PKK’nin silahlarinin susmasi endiseli bir bekleyis içinde olan çevrelerde memnuniyet yaratti. Iki topluma da kan ve gözyasindan baska bir getirisi olmayan ve potansiyel olarak yikici etkisi çok yogun olabilecek bir toplumsal bogazlasmanin kiyisindan dönülmesi, özellikle Kürtler arasinda olarak yogun bir destek gördü. Kürtlerin zaten ezici bir çogunlugu her zaman oldugu gibi soruna barisçil bir çözüm bulunmasindan yanaydi ve tavrini yine baristan yana belirledi.
Silahlarin susmasinin yarattigi cosku geçip, insanlar olayi daha komplike tartismaya baslayinca Öcalan ile Mit arasinda yapilan görüsmelerde Kürt probleminin çözümüne yönelik herhangi bir siyasal projenin konusulmadigi ve taraflar arasinda müzakere edilen bir programin olmadigi anlasildi. Bizde gelismeleri böyle algiladik ve süreci bir bütün olarak enine boyuna tartismamizin yararli olacagini kanisina vardik. PSK Genel Sekreteri sayin Mesut Tek ile zaman zaman gelismeleri ve olasi durumlari konusma imkanimiz olmustu. Konusmalardan çikardigimiz sonuç genis katilimli bir toplantiya ihtiyaç oldugu yönündeydi. Böylelikle kisa bir süre içinde Almanya’ da yasayan Kürtleri kapsayan bir toplanti gerçeklestirmeye karar verdik. Toplantiyi gerçeklestirecek ve çagrici olabilecek arkadaslari tespit ettik. (Bu arada Almanya’dan ayrildigi için çalismalarin tümüne katilamayan Kek Mesut’a da katkilarindan ötürü tesekkür edeyim.) Bu arkadaslarla yaptigimiz görüsmelerden sonra bir araya geldik ve toplanti fikrimizi kendilerine ilettik. Arkadaslarin hepsi olumlu yaklasti. Fakat bazi arkadaslar bu toplantiyi birlikte yapmak üzere PKK’lilerle görüsmemizin iyi olacagini söyledi. Bu öneri kabul edildi. (Daha sonraki sorunuzda bu konuya tekrar gelecegim.) Toplantinin hazirliklarini yapmak üzere bes kisilik bir hazirlik komitesi olusturuldu ve bu komite toplantiyi hazirlamak üzere çalismalara basladi. Bende naçizane komitenin ve çalismalarin koordinasyonunu üstlendim.
Karsilastigimiz zorluklara gelince, Kürtlerin artik ulusal bir karaktere dönüsmüs daginikligi, disiplinli davranmamasi ve sorumluluk düzeyinde gösterdigi gevsek tutum her zaman oldugu gibi burada da karsimiza çikti. PKK disinda ki çevrelerin içinde bulundugu (PKK ile herhangi bir iliskim olmadigi için yakinen tanimlama sansina sahip degilim.) örgütsel daginiklik, yasadiklari maddi ve diger zorluklar, insanlari motive etmek noktasinda sahip olduklari argümanlarin zayifligi ve üretme yetenegi olan kadrolardan yoksunluk, isimizi dün oldugu gibi bugün de zorlastiran en önemli etken oldu. Almanya’da yasayan Kürt toplumunda siyasete ve sorunlara karsi bir ilgisizlik ve uzaklasma hali yasaniyor. Bu tür toplantilarda katilimin gittikçe azalmasi bu düsünceyi dogrular niteliktedir. Insanlar herhangi bir sonuç üretmeyen toplantilardan bikmis gibiler. Ayrica yasanan süreçlerde Kürtler adina herhangi bir kalici, somut bir gelismenin yasanmamasi kafa karisikligina yol açiyor. Yasanan ideolojik karmasa politik derinlikten yoksun bazi arkadaslarin, siyasal deneyimleri olmasina ragmen ciddi bir savrulma yasamalarina neden oluyor. Ayrica geçmis dönemlerde yapilan toplantilarda ortaya çikan ve belki de kökleri daha da eskiye dayanan fakat, hakli bir zemine dayanmadigina inandigim bir takim güvensizlikler de, isimizi zorlastiran diger etmenler oldu. Toplantiyi gerçeklestirmek için ise baslamamizla birlikte sorunlar da basladi. Beklentimizin oldugu kimi arkadaslar çok fazla sorumluluk üstlenmediler. Kimi arkadaslar, bir takim özel nedenler gerekçe göstererek çalismalara katilmadi. Bazi arkadaslar da bir müddet sonra isimlerini çagricilar listesinden geri çektiler.
Benim sahsen basarili bir toplanti gerçeklestirecegimize inancim tamdi ve bundan kusku duymadim. Neyse ki bütün zorluklara ragmen, iyi bir toplanti gerçeklestirdik. Katilim son zamanlarda yapilan bu türden toplantilarla kiyaslandiginda iyi bir düzey yakaladi. Kaliteli tartismalar yapildi ve sonuçta ortaya degerli bir sonuç bildirisi çikti. Sonuç bildirisi toplantiya katilanlarin tümünün onayi ile kabul edildi. Sanirim bu toplantidan sonra üzerimizdeki ölü topragi kismen de olsa üzerimizden attik. Sanirim artik bu tür toplantilar yapmayi düsünen çevreler, daha fazla cesaretli olacaklardir.
Bazi kisi ve çevreler, PKK ve çevresinde politika yapanlarin konferansta bulunmamalarini eksiklik olarak görüyorlar. Siz bu konuda neler dersiniz? PKK’nin çagrilmadigi dogru mu? Dogru ise neden?
PKK’lilerin ve onlarin çevresinde yer alan kesimlerin toplantiya çagrilmadigi dogru degil. Biz o çevrede yer alan taninan bilinen arkadaslara davetiye yolladik. Fakat bu arkadaslarin hiç birisinden olumlu veya olumsuz hiçbir cevap gelmedi. PKK’ye gelince çagricilar içinde bulunan bazi arkadaslarimizin PKK ile birlikte toplantiyi organize etmemizi isteyen öneride bulundugunu yazmistim. Ben aslinda bu önerinin gerçeklesmeyecegini bilmeme ragmen, öneriyi sunan arkadaslara itiraz etmedim. Sadece görüslerimi açikladim. Hazirlik komitesinde görüslerimi ifade ederken iki nedenden dolayi PKK ile birlikte organize edemeyecegimizi söyledim. Bana göre süreçle ilgili PKK’nin görüsü vardi. Bu görüs Öcalan ne derse o olacakti. Devletin de görüsü belliydi. Bizim diger bir taraf olarak her iki kesimden bagimsiz olarak ortaya bir görüs koymamiz gerekiyordu.
Ikincisi PKK böyle bir toplantinin hazirlik düzeyinde katilimcisi olmak için, henüz hazir degildi. Avrupa’dakiler bir yerlere soracak, onlar digerlerine, digerleri bir baska yere velhasil süreç uzadikça uzayacakti. Ayrica PKK’nin baskalari ile bir toplanti gerçeklestirme derdi kültürü ve gelenegi yoktu. Onlar ihtiyaç hasil oldugunda bir toplanti yapar ve bu tür durumlar için yanlarinda numunelik olarak tuttuklari ve ne olduklari, neyi temsil ettikleri bilinmeyen bir takim kisi ve örgütçüklere imza attirirlardi. Bu olumsuzluklari diger arkadaslarda daha önce PKK ile yasadiklari çesitli deneyimlerden bilmelerine ragmen israrli davrandilar ve PKK ile görüsme ve toplantiyi birlikte yapma fikri kabul edildi.
PKK ile birlikte toplantiyi gerçeklestirme önerimizi bir arkadas araciligi ile PKK’nin Avrupa’da ki sorumlularindan birisine ilettik. O ‘Iyi olur kendi aramizda degerlendirelim size cevap veririz. ‘ Demis. Uzun bir süre onlardan hiçbir cevap çikmadi. Biz epey süren bir beklemeden sonra, toplantiyi gerçeklestirmek için kendi programimizi uygulamaya koyduk. Toplantiyi gerçeklestirecegimiz 20 Nisan’dan bir gün önce 19 Nisan’da onlardan bize bir haber geldi. ‘Gelin görüselim’ Bizde bu çok geç kalmis istemi kendi aramizda degerlendirdik ve onlara ‘Çok geç kaldiniz, toplantiyi yapacagimiz yeri tutmusuz, katilmasini istedigimiz herkese davetiye göndermisiz ve toplantiyi kamuoyuna duyurmusuz. Süreci bu saatten sonra geriye dogru isletemeyiz Eger istiyorsaniz buyurun gelin toplantiya katilin ve burada görüsleriniz varsa dillendirmek istiyorsaniz sizi dinleyelim. Bunun disinda baska bir sey yapamayiz’ mesajini ilettik. PKK sorumlularinin bize ilettigi herhangi bir cevap olmadigi gibi, toplantiya da katilmadilar. PKK çevresinde siyaset yapanlarin veya PKK’nin toplantiya katilmamasinin sorumlusu bizler degiliz. Biz onlarin katilimi için gerekli olanlari yaptik. Ortada bir sorumluluk varsa bu onlara aittir.
Ben kimseyi haksizlik yapmak istemem fakat söylemeden de geçemeyecegim, PKK çevresinde bulunan aydin, yazar, çizer zevatin zaten PKK’den icazet almadan herhangi bir toplantiya katilmadigini/katilamadigini biliyoruz. Aslinda bu arkadaslara dogrudan davet göndermek yerine, bu arkadaslarin toplantiya icabet etmeleri için PKK’den izin istemenin daha dogru olacagi düsüncesindeyim. Maalesef bu arkadaslarin somut durumu budur. Üzücü ama realite bu.
Sadece Konferans yapmakla mi yetineceksiniz? Konuyla baglantili olarak önümüzdeki döneme iliskin planlariniz var mi? Varsa neler?
Aslinda yapilmasi gereken çok sey var. Neler yapilabilir çok ayrintili bilmiyorum dogrusu. Beklentilerde var. Daha önce de buna benzer toplantilar yapildiktan sonra herhangi bir aktivite olmamasi elestiri konusu yapiliyor. Insanlarin ‘Bir araya geliniyor toplanti yapiliyor ardindan herkes evine çekiliyor’ dediklerini çokça duydum. Gerçekten de böyle olmasi, beklenti içinde olan çevrelerde ciddi bir ilgisizlik yaratiyor. Bazi arkadaslarla konusuyoruz, bu alanda bu tür veya benzeri çalismalar yapmak üzere, içinde her düsünce inançtan arkadasin oldugu bir Kürt inisiyatifi olusturabilir miyiz diye. Arkadaslar olumlu bakiyorlar ve gerçeklestirdigimiz toplantidan sonra ortaya önemli bir sinerjinin çiktigini görüyorlar. Çünkü gerçekten de toplanti çok olumlu degerlendirmeler aldi. Küçükte olsa ‘Bir seyler yapabiliriz’ umudu ortaya çikti.
Problem sudur ki, daha önce Avrupa’da neredeyse denenmemis bir yol yöntem kalmadi. Örgütler bir araya geldi, birlik platformlari olusturdu, yine bagimsiz sahsiyetler ve Örgütler degisik zamanlara inisiyatifler olusturup bir araya geldiler. Bu çalismalarin neredeyse tümü herhangi kalici bir sonuç elde edemeden dagildi. Ve bu dagilmalar yeniden bir araya gelmenin zeminin alabildigine daraltti. Umutsuzluk yaratti.
Geçmiste yapilan çalismalarin amaçlanan hedeflere ulasamamasinin nedenlerini tartismayacagim fakat sonuç olarak yarattigi etki bakimindan olumlu bir isleve sahip olmadiklarini söylemeliyim. Dolayisiyla isimiz bugün daha zorlasmis görünüyor. Yasadigimiz ülkede çok ciddi sorunlar var. Aslinda siyasal islevsellige denk düsen bir Kürt Diasporasindan bahsetmekte yaniltici olabilir. Burada Kürtler adina herhangi bir diplomasi çalismasi yürüten ve bulundugumuz ülkenin veya uluslararasi toplumun onayini almis etkin bir kurum bulunmuyor. Kürt halkinin haklarini savunmak üzere organize olmus herhangi bir Kürt lobisi maalesef yok. Kürt örgütleri bu türden çalismalara ilgisiz kaldilar. Örnegin PKK uzun yillar Almanya’da Kürt toplumu içinde en yaygin güç olmasina ragmen hiçbir zaman bu türden girisimlerin içinde olmadi. PKK Avrupa’da yasayan Kürt toplumu ile iliskilerini sadece ‘gerillaya adam kazandirma’ ve ‘Kürtlerden para almayla sinirli tuttu.’
Diger Kürt güçlerinin de Diaspora gibi özel bir siyaset tarzi ve örgütlenmesi gerektiren bir perspektife sahip olduklarini zannetmiyorum. En azindan geçmiste böyle oldugunu düsünüyorum.
Avrupa’ya en geç gelen halk olmasi nedeniyle daha yeni yeni yerlesik bir Kürt toplulugunun olustugunu gözlemliyorum. Eskiden Kürtler buraya ait degildi ve herhangi bir toplumsal hiyerarside yer almiyordu. Herkes bir gün yeniden kosullar uygun oldugunda ülke topraklarina dönmenin hayalini kuruyordu. Geçen zaman içinde genç bir Kürt nesli ortaya çikti. Bu yeni nesil burada dogdu, okula gitti, almanca konusmaya basladi. Kendisini Kürt ama buraya ait hissetmeye basladi. Ve artik kategorik olarak her yerde bulunuyorlar. Ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel alanlarin tümünde varlar ve olmaya devam ediyorlar. Bu nesil (EUROKÜRTLER) eger dogru örgütlenirse Kürtlerin hakli davalarina çok ciddi katkilar sunabilecek bir potansiyel ortaya çikabilir. Daha fazla uzatmayayim çok genis bir konu çünkü. Tekrar kendi sinirlarimiza dönecek olursak, ‘Imrali süreci’ ve Kürtleri yakin gelecekte nelerin bekledigini anlatmak üzere Almanya’nin çesitli sehirlerinde paneller yapma imkan dahilindedir. Yeni bir inisiyatif olusturma ve bu yapiyla yapilabilecekleri tartismak üzere bir girisim baslayabilir. Simdilik dagarcigimda bunlar var.
Konferans sonuç bildirgesinden bagimsiz olarak, MIT-Imrali diyaloguna iliskin düsünceleriniz nelerdir?
Konuyu iki açidan degerlendirmek gerekiyor.
Birincisi: Silahlar ebediyete kadar susmalidir. Bunu çok önemsiyorum ve bütün Kürtlerin silahlarin susmasini desteklemesi gerektigine inaniyorum. Bunun nedenlerini izah edeyim. Silahlara ve ölümlere insani nedenlerle karsi olmamiz lazim. Çünkü savas bir toplumda sadece can kaybina yol açmaz ayni zamanda savasan toplumlarin bütün dinamiklerini parçalar. Ekonomik, Sosyal, kültürel, ruhsal dengesi bozulan toplum her türlü dejenerasyona açik hale gelir. Ve içten içe bir çürüme baslar. Hele bu savas tarihsel olarak iç içe geçmis iki halkin birlikte yasadigi bir cografyada gerçeklesiyorsa yikici etkisi baska savaslarda ortaya çikanlarla kiyaslanmayacak siddette olur. Açlik, sefalet, yoksulluk, issizlik, uyusturucu, alkol kullanimin ve siddet egiliminin yogun bir sekilde artmasi fuhus, göç Vs. bütün bunlar savasin yarattigi sonuçlardir.
Ikincisi: Uluslararasi konjektür Kuzey Kürdistan’da silahli mücadeleyi imkansiz kilmaktadir. Dünyaya yön veren batili güçlerin onayini ve destegini almayan hareketlerin günümüz kosullarinda çok fazla bir basari sansinin olamayacagini düsünüyorum. Kuskusuz iç dinamiklerin durumu önemlidir fakat, sadece iç dinamikler üzerinden gelistirilmeye çalisilan silahli mücadelenin nihai anlamda herhangi bir somut gelisme yaratamayacagini ve giderek marjinal bir duruma düsecegine inaniyorum. Günümüz dünyasinda ABD ve Batili müttefiklerinin destekledikleri silahli hareketler basarili olurken, bu güçlerin onaylamadigi hareketlerin bir biçimde yenilgiye ugradigi birçok örnekte görülecektir. Sizin çikarlariniz ile onlarin çikarlari ortak bir noktada bulusma sansina sahipse, sizin mesruiyetiniz kabul edilmis demektir. Bu adaletsiz bir yaklasim olarak görünebilir ama dünyanin siyasal realitesi budur. Böyle anlamak ve buna göre konumlanmak ‘Akli basinda’ bir siyaset yöntemi olmaktadir. Bu denklemi anlamadan basarili olma sansi yoktur.
Örnegin kisa geçmiste, dikkate deger bir iç örgütlülügü olmamasina ragmen Kosovali güçler batili güçler tarafindan ülkelerinin disinda bir araya getirildi UÇK isminde bir yapilanma olusturuldu, silahli bir hareket baslatildi ve kisa sürede Kosova bagimsiz bir statü elde etti. Neden çünkü batili güçlerin amaçlari ile Kosovalilarin istemleri tarihin o momentinde çakismisti, uyumluydu. Batililar Yugoslavya’yi parçalamak, Yugoslavya’dan kurtulmak isteyen Kosovalilar da bagimsiz bir ülke olmak istiyorlardi. Batililar Yugoslavya’yi parçaladilar Kosova da 17 Subat 2008’de tek tarafli bagimsizlik ilan etti.
Türkiye özgülüne baktigimizda ise durum Yugoslavya’dan çok farkli görünmektedir. Türkiye Bati’nin bölgesel amaçlari ile uyumlu ve sorun çikarmayan bir ülke konumundadir. Batili eksen içinde yer almakta, Özellikle Suriye ve Iran konusunda Bati ile birlikte hareket etmektedir. NATO’ya bagli ve Batili kurumlarin tümünde belli bir agirligi olan ülke konumundadir. Geçici sorunlar yasansa da Israil’in güvenligi ve Batinin çikarlari için vazgeçilmez bir ülkedir. Daha bir süre sey söyleyebilecegimiz nedenlerle Batili güçler, Türkiye’ye karsi gelistirilen herhangi bir silahli mücadele tarzina ne onay ne de destek verirler. Batinin mesru görmedigi bir hareketinde basari sansi son derece zayiftir. Ayrica günümüz konjüktüründe Türkiye’ye karsi savasabilmek için mutlaka Iran Suriye ekseninde yer almak gerekir ki böyle bir tercih Kürtlerin ulusal çikarlariyla taban tabana zittir.
Üçüncüsü:
PKK’nin ileri sürdügü taleplerin gerçeklesmesi için savasmaya daglarda gerilla bulundurmaya gerek yoktur. Türkiye demokratiklessin, Önderligimiz serbest birakilsin tarzi istemleri için ne ölmeye ne de öldürmeye gereksinim vardir. Ayrica Türkiye’nin bugün ki kosullarinda siyasal ve barisçi bir mücadele yürütebilmenin kosullari olusmustur. Türk parlamentosunda otuz milletvekili ile temsil edilen ve yüze yakin belediye’yi elinde tutan sivil alanda bir çok kurumu islevsel olan ve 3-5 milyona yakin kitlesi bulunan hareketin Türkiye’de silahli mücadele disinda herhangi bir mücadele yöntemi yoktur demesi ne kadar inandirici olur.
Daha siralayabilecegimiz baska faktörlere de bakarak Öcalan ile MIT arasindaki görüsmelerden silahlarin susmasi kararinin çikmasi Kürtler için çok hayirli olmustur fakat, hükümetin Kürt sorunu gibi çok ciddi bir sorunun çözümü için hala ortaya bir siyasal program koymamasi ve çözümü sadece PKK’nin silahlarini birakmasina endekslemesi sikinti yaratiyor. En azindan Kürt kimliginin kabul edilmesi ve anayasal güvenceye kavusturulmasi, anadilde egitim hakkinin kabulü ve alt yapisinin hazirlanmasi, siyasal tutsaklarin serbest birakilmasi için yasal bir düzenlemenin yapilmasi gibi güven veren ve sorunu köklü olarak çözüme götürebilecek kararlilik ve iradenin konulmasi çok iyi olurdu. Fakat bunlar gerçeklesmezse de Kürt halkinin silahi çözüm olarak görmesine gerek yoktur. Çünkü silahlar sorunun çözümsüzlügüne neden olan temel unsurlardan birisine dönüsmüstü. Sivil demokratik ve barisçi bir mücadele ile bu haklarin iadesi için yeniden ise baslanabilir. Ve bu haklarin elde edilmesi çokta uzak olmayan bir gelecekte imkan dahiline girecektir. Silahlarin susmasi ve Kürdistan’da siyasetin PKK’nin silahli vesayetinden kurtulmasi bence Kuzey Kürdistan’da yeni bir rönesansin dogumunu saglayacaktir. Düsünceler özgürlesecek, özgürlesen düsünce bir çok yeni imkanin ortaya çikmasina neden olacaktir. Bence soguk ve karanligin geride kaldigi yeni bir baharin baslangicindayiz. Ben sahsen gelecekten umutluyum. Kürtler Kürdistan’da, kendi küllerinde yeniden dogacaklardir.
Umarim sorularinizi cevaplayabilmisimdir. Tekrar tesekkür ediyorum.
Dengê Kurdistan


