Nazi hukukunun bütün bünyeyi sarmasi
Yukaridaki baslik resminin açiklamasi: Nazi ideolojisini Alman yargi sisteminin tamamina empoze eden dört hukukçu. Soldan saga, RolandFreisler, Franz Schlegelberger, OttoGeorgThierack ve Curt Rothenberger. Bombardimanda ölen Freisler ve yakalandiginda intihar eden Thierack hariç, diger ikisi 1945’ten sonra Nürenberg’de yargilandi. Schlegelberger müebbet aldi. Yedi yil yatip çikan Rothenberger ise, 1959’da yaptiklari tekrar gözler önüne serilince intihar etti.
[10-11 Ocak 2019] Zamanin akisi, bugüne ve geçmise bakisimizda optik yanilsamalar yaratiyor. Önce, çesitli süreçlerin hayli ileri bir noktadaki sonuçlarini farkediyoruz. Sporda meselâ. 19-20 yaslarinda yeni bir yildiz çikiveriyor ortaya. Bize ansizin gibi geliyor, çünkü (teknik adam, antrenör, yetenek avcisi vb degil) genel seyirci konumunda oldugumuzdan, alti yedi yaslarinda nerede basladigini; yas gruplarindan, yildiz ve genç takimlarindan nasil geçtigini bilmiyoruz genellikle. Ne tür engel ve elemeleri asarak adim adim tirmandigini izlemedigimizden, gökten zembille inmise benziyor; belki, Athena’nin Zeus’un sisen ve agriyan kafasindan pürsilâh firlamasini andiriyor.Siyaset, en azindan demokratik siyaset de böyle. Çogumuz yeni yüzleri, su veya bu partinin üst kademelerine nüfuz ettikleri — diyelim milletvekili veya il baskani olduklari, ya da kabinede yer aldiklari — andan itibaren algiliyoruz. Belki minor portföylerden baslayip, adim adim merkeze dogru geliyorlar (Bülent Ecevit’in 1961’de Meclise girmesi ve 1961-65’te Çalisma Bakani olmasiyla baslayan zigzagli ve zahmetli tirmanisi geliyor aklima). Oysa o son asamalarin da gerisinde, kimbilir hangi baslangiç ve baglantilar yatiyor. Kader diyoruz; yok aslinda. Kimsenin alninda, gelecekte lider olup olmayacagi yazmiyor. Dolayisiyla hangi çevrede yer alir veya kiminle arkadas olursan onunla birlikte yürüyüp bir yere varabilecegin de belli degil. (Ayrica bazilari da bukalemun gibi sürekli renk ve kilik degistiriyor. Hiç öyle geçmisiyle derinlemesine yüzleserek, ciddî bir muhasebeye gömülerek de degil; sirf hirs ve oportünizmle yogrulmus oldugundan, bakiyorsun kâh Maocu, kâh Apocu, kâh Ergenekoncu, kâh Atatürkçü, kâh ümmetçi kesiliyor. Bir yandan da her bir adimda hep en dogru veya tek dogru oldugunu iddia edebiliyor. Gerçi çok marjinal. Ama artik bu kadari fikrî ve manevî dönüsüme degil, görmezden gelinemeyecek bir sahtekârlik kategorisine giriyor.) Ne diyelim? Dökülen dökülüyor. Bize yalniz ayakta kalanlar ulasiyor.
Bir yanda geleneksel tarim toplumlarinin hanedan devletleri ile diger yanda, 20. yüzyilin diktatörlük ve özellikle ‘teorili’ diktatörlükleri, bu açidan biraz farkli kuskusuz. Ilkinde kamusal alan hemen hiç yok. Buna karsilik sehzadeler ya da veliaht prensler mevcut. Dolayisiyla yukaridan ve asagidan kimin kimi seçecegi veya kimin kime yapisacagi, çok dar saray çevrelerinde oynanan ölümcül bir oyun. Ikincisi hakkinda ise, bundan neredeyse üç hafta önce su soruyu sormustum: Peki, nasil giriliyor Führer veya IlDuce’lerin yakin çevrelerine? Diyelim ki Türkiye’de Tek Parti’ye geçis drami sirasinda, 1925-27 teröründe ‘üç Ali’lerin simgeledigi yargi ekibine, veya Vyshinsky’nin Stalin için kurdugu savcilik mekanizmasina, veya Thierack ve Freisler’lerin ‘halk mahkemeleri’ne kim, nasil intisap ediyor? Söyle açiklamaya çalismistim: Diktatörlüge gidis çogu zaman önceden belli ediyor kendini. Baslangiçta demokrasi su veya bu ölçüde mevcut (örnegin Weimar Cumhuriyeti, 1919-1933). Esasen anti-demokrasi, demokrasinin olanaklarindan yararlanarak yükseliyor. Sert, vahsi, yirtici bir odak beliriyor ve baska kimsede olmayan bir iddia va’zediyor. Demokratik alternatiflerin sahipleri bununla bas edemeyince, bas edemedikleri belli oldukça, Fasizm, Nazizm veya Stalinizm etrafinda bir kartopu efekti olusuyor. ‘Tarihte hiçbir sey, basari kadar basarili degildir’ (Inhistory, nothingsucceedslikesuccess). Küçük bir kartopunu, gene derin karla kapli zeminde yuvarlamaya basladiginizda, giderek büyür ve meselâ yapmak istediginiz kardan adamin gövdesi haline gelir. Bütün kariyerist ve arrivistler gelip gelip o büyüyen kartopuna yapisiyor.
Nâzim Hikmet, demistim, 1930’larda yakindan gözlemis bu süreci. Memleketimden Insan Manzaralari’nin Ikinci Kitap’inin baslarinda söyle yaziyor: ‘Hitler’de benim affedemedigim sey: / satilabilmek imkânini verip Nuri Cemil gibilere / müthis arzular yüklemesidir yüreklerine onlarin.’ Madalyonun diger yüzünde, bu süreçte (varoldugu kadariyla) demokrasi çöküyor, çökertiliyor ve kamusal alan giderek daralip yokoluyor. Dolayisiyla ironiktir, Führer’in veya Vozhd’un (Stalin’in yakin çevresi nezdindeki lâkabi) ekibi de görece donuyor. Yokettigi sivil toplumun serbest rekabet ortamindan sürekli beslenmesi ve tazelenmesi olanaklari kalmiyor.
Bütün bunlari niçin (ve tekrar) anlattim? Çünkü (gene 23 Aralik’ta kullandigim ifadelerle), Carl Schmitt kadar ünlü olmayan diger III. Reich hukukçularinin, ‘teori degil daha çok uygulama adami olan OttoThierack ve RolandFreisler gibi ahlâksiz, salt emir kulu yargiç’larinNazizme kapilanma sürecini çok iyi açikliyor. Bir noktanin altini çizmem lâzim. Diktatörlüge nasil bir hukuk/suzluk gerektigini onlar Hitler’e ögretmis degil. Tersine: Hitler ne yaptigi ve ne istedigini çok iyi biliyor. Digerleri, O’nun yargi için çizdigi yol ve çerçeve içinde kendilerine yer buluyor.
Nazi rejimi basit bir ‘ikili devlet’ degildi. Normal yargi sistemi ile Hitler’in ve güvenlik örgütlerinin keyfî iktidarini, (bazen sanildigi gibi) yanyana ve birbirine pek dokunmaksizin barindirmiyordu. Örnegin Türkiye’de, 1971 ve 1980 darbelerinden sonra böyle bir ‘ikilik’ olustugu söylenebilir. Nazizm (ve Stalinizm) ise çok farkliydi. Hitler’in 1933’te iktidara gelmesinin ardindan, kamusal hayatin hemen bütün alanlari gibi hukuk da bir ‘esgüdüm’e tâbi tutuldu, yani Nazilerin hedefleriyle ayni hizaya getirilme sürecinden geçti. Hiçbir hukuk meslek kurulusunun özerkligi kalmadi; hepsi Alman Nasyonal Sosyalist Hukukçulari Birligi içinde eritildi. Nisan 1933’te bütün Yahudi ve Sosyalist yargiçlar, avukatlar ve diger mahkeme görevlileri toptan tasfiye edildi. Hukukun ‘Yahudi etkisi’nden arindirilmasina girisildi. Popülizmin sinir tanimaz egemenligine çagri çikartan Naziler, hâkimlere kararlarinda ‘halkin saglikli hissiyati’ (gesundesVolksempfinden) isiginda hareket etmelerini önerdi.
Yetmedi; Hitler rejim açisindan mahkemelerin siyasî güvenilirligini arttirmak için baska ve daha radikal yöntemlere de basvurdu. Daha 1933’te, yani iktidarinin ilk yilinda, siyasî bakimdan hassas dâvâlara bakacak özel mahkemeler kurdurdu. Reichstag Yangini dâvâsinda Yüksek Mahkeme’nin (Dimitrov gibi) bazi saniklari suçsuz bulmasina tepki içinde, 1934’te Berlin’de Halk Mahkemesi’nin kurulmasini emretti. Ihanet ve benzeri ‘siyasî dâvâ’lara bakmak için kurulan bu mahkeme, Nazi terör sisteminin çok önemli bir dayanagi haline geldi.
Genel bir kural: kim ki sokagin hâkimiyetini pohpohlar; aslinda kendi kisisel despotizmi pesindedir. Iste Mussolini ve Kara Gömleklileri; iste Hitler ve SA’lari; iste Mao ve Kizil Muhafizlari; iste Homeyni ve Devrim Muhafizlari, Ister sagcilar ister solcular — ama belki özellikle, 1960’lar ve 70’lerde kendi ‘halk mahkemeleri’ni kurmaya bir ara pek merak saran solcular, bu kavramin diktatöryal kökeni üzerinde de, güzelim ‘halk’ [veya millet? veya istiklâl?] kavraminin, küçümsenen ‘burjuva hukuku’nun kuralciligini çigneyip geçmek için kullanilmasi üzerinde de, ciddiyetle düsünseler yeridir.
————————————————————————–
Serbestiyet, 11-1-2019
Halil Berktay