Onlar öldüklerini bilmiyorlar…
15 kadin gerilla.
Güvenlik güçlerinin ani bir baskiniyla siginaklarinda yok edildi.
Onlar öldüklerini bilmiyorlar.
Geride kalanlar, bizler biliyoruz.
Bu genç kadinlari ölüme gönderenler ile onlari acimasizca katledenler de gerçegin farkinda.
30 yillik Kürt çatismasi tarihinde ilk defa tamami kadinlardan olusan bir grup böyle toplu halde öldürüldü.
Bundan önce Cudi’de ve Çukurca’nin Kazan vadisindeki operasyonlarda ölen PKK’lilar arasindaki kadin militan sayisi dikkati çekmisti.
Ancak Bitlis’in Hizan ilçesi Sehi ormanlarinda tamami kadinlardan olusan grubun imhasi, büyük bir trajediye sürüklendigimizi sanki önceden haber veriyor.
Isin trajedi boyutunu yaklasan felaketin önüne bir türlü geçilememesi olusturuyor.
Kader gibi; kaçilamiyor ölümden.
Türkiye’nin Kürt sorunu böyle bir ölüm açmazina dönüsmüs durumda.
Devlet, silahlanip daga çikan vatandaslarini öldürmekten gayri çare üretemiyor.
Kürt hareketi ise genç kiz ve erkeklerini ölüme yolculamaktan baska bir yol bilmiyor.
Devlet hakli.
Kürtler de hakli.
30 yildir süregelen katliam zaten bu ‘haklilik’tan ileri geliyor.
Ama sorun su ki bu ‘haklilik’ sadece ölüme cevaz veriyor, yasamaya ve yasatmaya degil.
Kadersizligin böylesi ancak eski çaglara özgü sanilir ama degil iste.
Yöneticilerin yari-tanri sayildigi dönemlerde genç erkek ve kadinlar böyle rahat rahat ölmeye, öldürmeye gönderilirdi. Katiligin, zalimligin böylesini tarih kitaplarinda çok okuduk.
Ama bu çagda hangi devlet yöneticisi, hangi isyan örgütü, kendi evlatlarini bu kadar ‘hakli’ öldürme ‘hakki’na sahip olabilir?
Yasamayi önermeyen hangi buyruk, emir, görev ‘kutsal’ kabul edilebilir.
Devlet öldürme yetkisini elinde tuttugu için, isyancilari bu kadar öldürme mesruiyetine sahip olamaz, olmamali.
Kürtler de isyan ettiler diye kendi evlatlarini ilelebet ölüme gönderme hakkina sahip degiller ve olamazlar.
Dünya degisti.
Ortadogu degisiyor.
Bu ülke eski Türkiye degil.
Kimse insan aklinin bu ölümlere çare bulamadigini öne süremez.
Sorun yöneticilerde ve yöneticileri sorgulamaya dahi yanasamayan insanlarda.
Hükümet, zorlugu ve gerekçesi ne olursa olsun kolayi seçti; yani ölmeyi ve öldürmeyi.
Diyalogu, müzakereyi ve hosgörüyü bir tarafa itti.
Böyle olunca elinin altinda onlarca hazir bahane de buldu.
Bu ‘hakli’ gerekçeler arttikça öldürme ‘hakki’ da çogaldi.
Kürt hareketi de öyle.
Gençleri asker ve polis öldürmeye kosulladi.
Hangi ezilmislik, haksizlik veya hangi haklilik iddiasi PKK’ya -asker-polis fark etmez- insan katletme hakki verebilir?
Ya da hangi toplulugun genç kizlarini böyle bile bile ölüme gönderme hakki olabilir.
Bir iktidar genç kadinlarini bu kadar acimasizca ve rahat katletmeye baslarsa, ‘demokratik mesruiyetini’ kaybeder. Bu durumda geriye sadece kati-çiplak bir ‘devlet’ kalir, demokratik özelliklerini kaybeden, insani niteliklerinden arinmis bir siddet mekanizmasi olarak.
Genç kadinlarin ölümü Ankara’daki hükümeti ancak ‘güçlü’ yapabilir, ‘sarsilmaz’ gösterir; ama bu özellikler hükümeti adil ve demokrat yapmaz.
PKK isyani, Kürt siyaseti veya Kürt hareketi, adi her neyse, genç kizlari ölüme bu kadar rahat nasil sürebilir?
Kürt gençleri neyin kurbani oluyor böyle?
Hangi dava, Kürt davasi mi o 15 genç kadinin yasamindan daha degerli?
15 gerilla kadinin yasamasi için bence bütün bir örgütü çöpe atmaya deger.
Kürt sorunu maalesef kanli bir bahar yasiyor. Hayata, yasamaya dair mustuladigi bir sey yok. Yeni Kürt stratejisi bu kanli baharin bir parçasi. 30 yildir süren çatisma ve ölümleri çogaltacak. Türkiye’nin en temel ve en büyük meselesi olarak kabul edilen Kürt sorununun çözümü adina bu yeni Kürt stratejisinde bir sey yok. Bu tutum sadece PKK’ya yarayacak. Sivil siyasi alanin daralmasina, BDP’nin dizginlerinin Kandil’e baglanmasina neden olacak. Hükümet, bunda bir sakinca duymuyor. Dert etmiyor. Yoksa bir devlet bakani, görüstügü BDP liderine, ‘Güvenlik politikalarimiz sonuç veriyor, yola böyle devam edecegiz’ deme gafletinde bulunmazdi.
Kürt hareketi, Kürt siyasetçiler bu genç ölümlerin önüne geçmek zorunda. Bunun için Kürt siyasetçilerin ‘Devlete hâkim olan AKP, yüzde 50 iktidar gücüne sahip ve bu yüzden de barisi o saglamali’ tekerlemesini bir tarafa birakmasi gerekiyor. Bu çagda, bu zamanda PKK’ya silahli mücadeleden vazgeçme -özellikle ateskes demiyorum, silah birakma- çagrisi yapmadan devlete, iktidara, hükümete ‘baris’ çagrisinda bulunmak, böyle bir beklenti içine girmek ne ‘hak’tir, ne ‘dogru’dur ve ne de samimidir.
——————————————-
Taraf-27 Mart
Kurtulus Tayiz