Önyargilarina tutsak olanlar gerçegi göremez

Degerli okurlar, zaman zaman deginirim: bu ülkede siyaset çok kutuplasmis. Belli kesimler önyargilarinin tutsagi olmuslar. Karsitlarina öyle öfkeliler ki her seyi siyah beyaz olarak görüyorlar.
Bu kutuplasma tek tür degil. Örnegin Laikler ile Islamcilar bu kutuplasmanin bir örnegi. Sünni-Alevi ayrismasi bir baskasi. AK Parti ve karsitlari kutuplasmanin diger bir örnegi.
Böyle bir ortamda olup bitenleri objektif biçimde degerlendirmek bu kesimler için nerdeyse olanaksiz. Bunlar önyargili olmayan, sorunlari objektif biçimde degerlendiren insanlari da, her seyi onlarin gözüyle görüp söylemedikleri için karsit olarak görür, hatta bazen düsmandan sayarlar.
Bu türden önyargili suçlamalarla ben de sik sik karsilasiyorum. Kendi kutuplarina çekilip karsi tarafa dis bileyen, önyargilarinin tutsagi olmus kisiler beni dinleyip, yazdiklarimi okuyup anlamaya gerek görmeden veya pek güzel anladiklari halde bile bile görüs ve düsüncelerimi çarpitarak suçlamalar yöneltiyorlar. Örnegin PKK’nin ve onun kuyruguna takilanlarin yanlislarini ya da halka yaptiklari kötülükleri gözler önüne serdigim zaman, ‘neden AKP’ye bir sey demiyorsun?’ diyorlar. Yine AKP’nin adami oldugum yalanini bir sakiz gibi çigneyip duruyorlar.
Biliyorum, böylelerine ne dense bostur. Ünlü sözdür: ‘Görmek istemeyenden daha kör biri yoktur.’ Yine de, yalanlar sik sik ve çok sayida agizdan tekrarlandigi zaman buna inanan saf veya iyi niyetli insanlari da göz önüne alarak, bizim de dogrulari, gerçekleri yorulmadan dile getirmemizde yarar var. Bu nedenle bazen ayni konularda tekrar tekrar yaziyorum, bazen de hafizalari tazelemek ve daha önce ulasmayanlara ulastirma umuduyla eski yazilarimi yeniden yayinliyorum.
Bir yil kadar önce Mayis ayinda, daha adina ‘Çözüm ve Baris Süreci’ denen süreç tikanip silahlar yeniden patlamadan, ‘Fasit Daire ve Demokrasi’ baslikli üç bölümlük bir yazi yayinlamistim. Bu yazim geçmisin bir tahlilini yaparak muhtemel gelismelere isaret etmekteydi. Yazinin 3. Bölümü özellikle AK Parti üzerine idi.
Onu bir kez daha yayinliyorum. Akli selim ve vicdan sahibi her insan, tüm öteki yazdiklarim bir yana, ama salt bu yaziya bakarak bile, AK Parti’yi basindan beri ön yargilara kapilmadan, objektif sekilde degerlendirdigimi, hem yaptigi olumlu islere -hiç bir komplekse kapilmadan- hem de yanlislarina ve zaaflarina hiç sözümü sakinmadan degindigimi görecektir.
Ama bazilari elestiri deyince, kendi tarz ve anlayislarina uygun olarak küfür ve saldiri anliyorlar. Ha, bunu benden beklemesinler; küfür ve saldirganligin etkili bir siyaset tarzi oldugu kanisinda degilim. Buna çogu kez de haksizlar ve çaresizler basvurur.
Bir arkadasim, bir yil önce yazdigim bu yazinin 3. Bölümünü sosyal medyada paylasmis. Ben de onu bir kez daha kendi kösemde yayinlamayi uygun buldum.
Belki biraz uzunca, ama AK Parti’yi derli toplu degerlendiren bir yazim. Dost ve arkadaslarim hafizalarini tazelemek için, diger iyi niyetli insanlar da bu konuda ne dedigimi bilmek istiyorlarsa okumalilar.
Fasit daire ve demokrasi
3. Bölüm
AK Parti’nin iktidar dönemi
Kemalist kesim ve onun en etkili gücü asker-sivil bürokrasi ve merkez medya, daha 2002 Genel Seçimleri öncesi, AK Parti’nin seçim basarisini engellemek için yogun çaba gösterdi, ama bu sonuç vermedi.
Seçimlerin hemen ertesinde yazdigim ‘AKP Için Hem Agir Yük, Hem Sans’ baslikli yazimda söyle demistim:
‘3 Kasim seçimleri, AKP’yi yüzde 35 oyla tek basina iktidar, CHP’yi ise yüzde 19 oyla tek basina muhalefet yaparken, hükümeti ve muhalefetiyle, parlamentodaki öteki partileri silip süpürdü.
Seçim sonuçlari bir sürpriz degil. Ecevit hükümeti 1999 yili baslarinda esen müthis sovenizm rüzgarinin bir ürünüydü. DSP ve MHP yelkenlerini bu rüzgarla sisirip öne çiktilar, hükümet oldular. Böylesi bir anlayisla ülkenin hiçbir temel sorununu çözemeyecekleri açikti.
Nitekim öyle oldu. Gerek Kürt sorununun çözümü, gerekse bir bütün olarak baris ve demokratiklesme yönünde hiçbir ciddi adim atmadilar. Agirlasan sorunlar ülkeyi pes pese, tarihinde görülmemis iki agir krize sürükledi, ülke biraz daha yoksullasti, ulusal gelir üçte bir oraninda düstü, dis borçlar büyüdü. Krizin yükü bir kez daha emekçi halka bindi. Esnaf ve çiftçi yikima ugrarken, issizlik, açlik görülmemis boyutlara vardi.
Yolsuzluk ve soygun ise bu dönemde daha da katmerlendi.
Iste bu kosullarda emekçi halk kendisini dünden bugüne aldatan siyasi partilere ve liderlere, ister iktidarda, ister muhalefette olsunlar, hayir dedi. Siyasi hareketi gönüllerince dizayn etmek isteyen güç odaklarina, toplum mühendislerinin türlü baski ve oyunlarina da hayir dedi. Bu tepkiyle denenmemis, üstelik tekelci basin ve asker-sivil bürokrasi tarafindan akil almaz biçimde karalanip engellenmek istenen AKP’ye yöneldi.
Kitleler ellerindeki tek silahla, oyla, egemenlerin oyununu feci sekilde bozdular. ( ) Ne ilginçtir ki, asil olarak Kürt ulusal hareketini ve solu engellemek için konmus olan yüzde 10 baraji da ilk kez hayirli bir is gördü. Söz konusu liderler ve partiler, baskalarina kurduklari tuzaga bu kez kendileri takildilar.
Seçim bu haliyle son derece olumludur. Kitleler için bir basaridir, bundan öte zaferdir.
Gidenler gitmeyi çoktan hak etmislerdi. Silinip süpürülmeleri ne kadar hos!
Öte yandan, gelenler bunu ne derece hak etmislerdi?
178 milletvekili ile ana muhalefet olan Baykal yeni bir yüz degil. Yillarin politikacisi ve en az gidenler kadar eski.. Ülkenin sorunlarina iliskin olarak söyledigi yeni bir sey, dise dokunur bir çözüm önerisi yok. Demek ki bu muhalefet demokrasi için bir itici güç degil. Iktidar olmamasi ise bir sans!
Ya 363 gibi ezici bir sayiyla iktidar olan AKP? O bu zaferi ne kadar hak etmisti veya, ülkenin sorunlari konusunda ne kadar umut veriyor?
Bu konuda da iyimser olmak için ne yazik ki henüz görünürde bir sey yok.
AKP’nin bizzat kendisine yönelik bunca baski ve engele ragmen, bugüne kadar, demokratiklesme ve barisa iliskin olarak ciddi bir projesi görülmedi. Bunda elbet hem kendi Islamci geçmisinin, hem de kendisine yönelik 28 Subat sürecinin büyük payi var.
AKP’nin Islamci gelenegi reformcu bir atilima hiç de uygun degil. Bu hareketin geçmiste ne demokrasi, ne Avrupa ile bütünlesme sorunu vardi. Yüzü, su son yillara kadar geçmise dönüktü, çözümleri Islam ortaçaginda aramaktaydi. Son yillarda yasanan olaylarin onlari da bir dereceye kadar degistirdigi ve egittigi söylenebilir. Demokrasi yoklugunun aci ve sikintilarini kendileri de çesitli biçimlerde (son olarak yasakli genelbaskanlari ve partilerinin kapanma istemiyle Anayasa Mahkemesi önünde olmasi) yasamaktalar.
Ama bu ne tür bir degisimdir ve nereye kadar gidebilir? ( ) Yillardir gelip giden tüm hükümetler bu kurulu düzen içinde kendilerine çizilmis sinirlarda hükümet ettiler, ya da edemeyip gittiler. AKP farkli olacak mi?
Iste sorunun özü de burada. Türkiye’ye bugüne kadar izlenenlerden çok farkli politikalar ve bu yönde radikal bir dönüsüm gerekiyor.’
Yazimin daha sonraki bölümünde Kürt sorununun çözümü, baris ve demokratiklesme için yapilmasi gerekenleri siralamis ve söyle demistim:
‘AKP yöneticileri bunun ne kadar farkinda? Farkinda olsalar bile degisimin basini çekmek için gerekli kararliliga ve cesarete sahipler mi?
Bu soruya evet demek güç.
Ama bu olmadan sorunlar çözülemez. Bunu yapamiyanlar bir süre sonra, kendilerinden öncekilere benzerler ve sonlari da onlardan farkli olmaz. ( )
AKP seçimleri bu kadar büyük farkla kazanmakla hem büyük bir yükün altina girdi, hem de bu onun için, kendisinin ve ülkenin yolunu açmak için önemli bir sans..
Bakalim bu sansi kullanabilecek mi, bu ileri görüslülügü ve cesareti gösterebilecek mi; yoksa tutuculukla degisim arasinda, iki arada bir derede mi kalacak?.
Toplumsal degisim belli kosullarda kendini dayatir. Böyle durumlarda degisimin sözcüsü veya manivelasi olmak için ille de köklü devrimci bir geçmise sahip olmak ya da reformcu iddialarla yola çikmak gerekmez. Tarih bazan böyle firsatlari liderlerin ve partilerin ayagina getirir; ama o niteliklere sahip degillerse firsatlar geçip gider ve yazik olur!.’
O zamandan bu yana 12 yil 6 ay bir zaman geçti. AK Parti ülkeyi tek basina yönetti ve bu arada daha yüksek oylarla birçok seçim kazandi. Peki bu sansi kullanabildi mi? Gerekli demokratik dönüsümü basardi mi? Kürt sorunu basta olmak üzere ülkenin önemli sorunlarina çözüm getirebildi mi?
Ne yazik ki hayir. AK Parti bu büyük dönüsümü basaramadi ve bundan böyle de basarmasi beklenemez.
AK Parti’nin bu 12 yil 6 aylik yönetim dönemi elbet kolay geçmedi. ‘Iktidar dönemi’ demiyorum; çünkü Türkiye’de seçim kazanip hükümet olmakla hemen iktidar olunmuyor. AK Parti de bastan itibaren güçlü bir direnisle karsilasti. Onun seçimi kazanmasini önleyemeyen çevreler, bu kez baska yollardan düsürmek için harekete geçtiler. Cumhuriyetin, laikligin, ‘devrimlerin’ tehlikede olduguna dair müthis bir kazan kaynatildi. Ordu içinde cunta hazirliklari gizlenemez biçimde basgösterdi. Buna zemin hazirlamak için dört bir yanda provokatif eylemler uç verdi. PKK, Öcalan’in yakalanmasinin ardindan silahlari susturmusken, bes yil boyunca tek kursun sikmamisken, derin devletin denetimindeki Imrali’dan gönderilen direktifle 2004 yilinda tekrar savas pozisyonuna sokuldu ve karakol baskinlari basladi
Ne var ki bu kez cunta girisimleri hedefe ulasamadi. Hem AK Parti’ye kitle destegi yüksekti, hem de soguk savas dönemindeki kosullar yoktu; ABD ve NATO darbelere yesil isik yakmadilar. Batililar, özellikle radikal Islam’in güçlenip Bati dünyasini da hedef tahtasina koydugu bir asamada, Türkiye’de AK Parti’nin temsil ettigi hereketi ‘ilimli Islam’ olarak degerlendirdiler ve hem kendileri, hem demokrasi açisindan bir sans olarak gördüler.
AK Parti’nin kendisi de bu zor dönemde disarda ABD ve AB’nin, içerde liberal ve demokrat aydinlarin ve çevrelerin desteginin önemini gördü ve iyi degerlendirdi. Bu çevrelerle iyi iliskilere deger verdi.
2007’deki cumhurbaskanligi seçimi sirasinda yaratilan büyük kriz de asilip Gül cumhurbaskani olunca AK Parti daha da rahatladi.
Bir yandan darbe girisimlerine iliskin sorusturmalar açilir, Balyoz ve Ergenekon davalarinda geçmiste görülmemis biçimde emekli ve muvazzaf subaylar ve onlarla iliski içindeki siviller tutuklanirken, öte yandan ‘Kürt açilimi’, ‘Alevi çalistaylari’ ve benzer girisimlerle, kismi Anayasa degisikligine yönelik referandumla Kürtlerle, Alevilerle, liberal ve demokrat çevrelerle sicak iliskiler yaratildi. Askeri vesayetin kirilmasina yönelik tutum, reformcu nitelikteki diger bazi adimlar (TRT Ses’in tam gün Kürtçe yayina geçmesi, kimi üniversitelerde açilan Kürt dili bölümleri, geniseyen özgür tartisma ortami vb) AK Parti’ye destegi büyüttü.
Bu arada Imrali üzerindeki denetim de askeriyeden hükümete geçti, Öcalan hükümetle uyum içinde hareket eder oldu. AK Parti PKK’ye silah biraktirmak için girisimler baslatti. Öcalan ‘Hükümetle anlastik, artik savasa gerek yok’ dedi.
2011 Haziran Genel Seçimleri bu ortamda yapildi ve AK Parti bu seçimden de gücünü koruyarak çikti.
Ne var ki seçimlerin ardindan ortam yumusamadi, aksine gerildi. Bir yandan tutukluyken seçilmis milletvekilleri meclise giremedigi için CHP ve BDP parlamentoyu boykot ederken, diger yandan PKK (en azindan PKK içinde bir kesim) Öcalan’i baypas ederek bir dizi eylem koydu; yol kesti, adam kaçirdi, karakol basti; yeni bir kanli olaylar dizisi yasandi. Ancak bu hamle de para etmedi. AK Parti bu vartayi da atlatmayi basardi ve bir bakima düze çikti. Bu, AK Parti bakimindan gücünün dorugunda oldugu bir dönem olarak da nitelenebilir. Politikalarindaki degisim de iste bu asamada netlesti.
O Islamci gelenekten gelen bir parti olarak Kemalist rejim açisindan geçmiste, sol hareket ve Kürt hareketi ile birlikte üç büyük sakincalidan, daha açik bir deyisle üç büyük iç düsmandan biriydi. Ama geçen on yil boyunca engeller ve zorluklarla dolu bu uzun yolu artik asmis, asker-sivil bürokrasiyi yola getirmis, iktidar olmustu. Devlet artik onun elindeydi ve simdi yapmasi gereken isin yerini saglamlastirmak, geçmisten beri tasarladigi biçimde toplumsal hayati biçimlendirmek oldugunu düsündü. Diger bir deyisle kendi gündemini hayata geçirmeye yöneldi.
AK Parti’nin toplum tasarisi ise çagdas, demokratik bir toplum degil, Islami degerlerin ve hayat tarzinin geçerli olacagi, geçmise, Osmanli dönemine benzer bir toplum. Hareketin lideri ve bas sözcüsü Erdogan’in ‘dindar gençlik yetistirecegiz’, ‘herkes mecburen Osmanlica ögrenecek’ tarzindaki söz ve açiklamalari, Ak Saray’in merdivenlerinde Ortaçaga özgü kiyafetlerle yapilan garip seramoniler, bunun bazi göstergeleri. Kemalist rejim yillar boyu tek renkli bir toplum yaratmak için çalismisti, simdi ayni seyi bu kez de AK Parti hedeflemis bulunuyor. Bu nedenle yüzünün bir yani Osmanliya, bir yani ise Islam dünyasina ‘ama asil olarak Sünni Islama- dönük. Erdogan-Davutoglu ikilisi, bir yandan Osmanli’nin ihtisamina özlem duyarken, bir yandan da Islam dünyasinin liderligine oynamaktalar. ‘Yeni Türkiye’ denen sey, gerçekte böylesine yüzü geçmise ve Ortadogu’ya dönük emperyal bir tasari
Hiç de gerçekçi olmayan, basari sansi bulunmayan bu tasarinin maceraci sonuçlari Türkiye’nin Libya’ya, Misir’a, son olarak Suriye’ye yönelik dis politikasina yansidi.
Erdogan’in Baskanlik sistemi önerisinde bu denli israri da bu emperyal tasari ile birlikte önem kazaniyor. Erdogan bununla yalnizca yürütme gücünü tümden elinde toplamayi istemekle kalmiyor, ayni zamanda yasama ve yarginin engellerini de asmak istiyor
Gelinen asamada AK Parti liderlerinin, iktidar yürüyüsü sirasinda desteklerine ihtiyaç duyduklari kesimlerle baglari da bir bir kopmakta, ya da gevsemekte. Içerde liberal ve demokrat aydinlarla, disarda AB, hatta ABD ile AB üyeligi artik pek önemsenmiyor, Sanghay Beslisi’ne ‘bizi araniza alin’ deniyor
Geçmiste birlikte yürüdükleri Gülen Cemaati ile iliskilerin bu denli bozulmasi ise baslibasina önemli bir gelisme. 17 -25 Aralik yolsuzluk operasyonlarinin ardindan AK Parti, devlet içinde ‘Paralel yapi’ olusturmakla ve darbecilikle suçladigi Cemaati karsisina aldi ve askeriyeye yanasti; darbecileri akladi ve tüm günahlari Cemaate yükledi. Silivri Ergenekoncu kesimden bosalirken Gülen Cemaatinin adamlari onlarin yerini doldurur oldu.
Gelinen durumda AK Parti’nin ülkenin yüz yüze oldugu sorunlari çözüp barisi saglamasi, ülkeyi demokratiklestirmesi, yani degisim ihtiyacina cevap vermesi beklenemez.
Kürt sorunu konusundaki tutumu bellidir: PKK’ye silah biraktirmak. Bunun ötesinde bir projesi yok. Erdogan kaç kezdir açik açik, ‘Bir Kürt sorunu yok’ diyor. Böylece Kürt sorununda basa, yani inkâr politikasina dönülmüs oluyor.
AK Parti Alevilerin hakli taleplerini karsilamayi da düsünmüyor. Din dersleri zorunlu olmaktan çikarilmadi. Cem evlerinin statüsü taninmiyor. AK Parti geçmiste, devletin dine müdahale ve onu kendi denetimine alip düzenleme araci olarak görüp karsi çiktigi Diyanet Isleri Teskilati’na simdi sahip çikiyor. Bu tutumun inanç özgürlügünü hiçe indirdigi, laiklige aykiri oldugu ortada.
Ülkenin gerek duydugu AK Parti’nin takintilari, satafatli Baskanlik gösterileri, Osmanlicilik degil, özgürlük ve demokrasidir, insanca bir hayattir. Bu da Kürtlere, Alevilere diger tüm toplum kesimlerine özgürlük taniyip barisi saglayarak, herkese is ve ekmek saglayarak yapilabilir. Diger bir deyisle, Federal ve demokratik bir sistem olusturarak yapilabilir.
Oysa gelinen durumda, birakin demokratiklesme yönünde adimlar atilmasini beklemek, çok daha kaygi verici gelismeler yasaniyor.
Böyle bir ortamda baris da beklenemez. Ne yazik ki AK Parti kendisiyle ilgili kaygilarimizi hakli çikardi. Onun demokratiklesme, sorun çözme konusunda birikimi yoktu, projeleri yoktu. El yordamiyla ve tam bir pragmatizmle yürüdü. Yolunu açmak için içerde ve disarda demokratik çevrelere yaslandi, onlarin destegini aradi. Yolunu açtiktan sonra ise onlara sirtini dönüp kendi gündemine yöneldi.
Özetle söylersek o, tarihi bir dönemecin önüne çikardigi sansi kullanamadi ve kendisinden öncekilere benzedi. Böylece o da bu fasit dairenin döngüsüne takildi.
Ülkenin gerek duydugu degisim ise bir baska bahara kaldi. Su asamada ne yazik ki degisimi saglayacak güçler sahnede yok. Parlamentodaki partilerin hiçbiri ülkenin sorunlarini çözecek köklü bir degisim programina sahip degil. HDP de bunlardan biri. O çarpitilmis, yanlis kanallara sokulmus, denetim altindaki bir sözde ‘Kürt hareketi’ ile, yine çarpitilmis, PKK’nin kuyruguna takilmis Türk solunun bir bileskesi. Onun da bu haliyle, Kürtleri ve bazi sol çevreleri, AK Parti’den kurtulmak isteyen aydinlari bir süre oyalasa bile, yapabilecegi bir sey yok. O da bu fasit dairenin bir yolcusu.
Parlamento disindaki partilerden degisim konusunda net, yeterli bir programi olan tek Parti HAK-PAR. Ama o da bugün sistemin belki de tek sakincalisi. Bu nedenle kusatilmis durumda. Maddi olanaklari yok derecesinde ve henüz kitleleri etkileyip sürükleyecek kadar sesini duyuramiyor.
Degisimi saglayacak olan, bunda çikari olan kitlelerdir. Kendi bagimsiz ve birlesik güçleriyle sahneye çikip demokrasi ve degisim istemesi gereken emekçiler, kadinlar
Özgür ve barisçi bir toplum istemesi gereken aydinlar, gençler
Özgürlük ve esitlik için temel haklarini kapsayan bir programla sahneye çikmasi gereken Kürt halki
Gerçek bir laiklik ve inanç özgürlügü için ülkenin diger demokrasi güçleriyle el ele vermesi gereken Aleviler ve diger inanç mensuplari
Degisim tüm bu güçlerin birliginden ve mücadelesinden geçiyor; fasit dairenin kirilmasi buna baglidir.
Bu ne zaman olur? Ufukta, en azindan yakin dönem için isik görünmüyor.
Durumun bu sekilde uzun süre devam etmesi ise olanaksizdir. Çözülmeyen sorunlar içten içe çürüyen bir çöplük gibi patlamalara yol açar. Irak, Suriye ve Misir’da yasananlarin Türkiye’ye sirayet etmesi riski büyüktür. Böyle bir durum ise herkes için çok büyük bedellere yol açar.
Böyle bir ortamda AK Parti’nin de ayakta kalmasi mümkün degil. Bir yangin yerinin ortasinda kimse rahat oturamaz.
24 Mayis 2015
Kemal Burkay