Orta Dogu’da 3 ayri kavga var
Irak’ta, dün, siradan bir gündü: Bayramin son günü Sii mahallelerindeki bombalamalarda 60 kisi öldü! Bir gün önce, Beyrut’ta THY pilotlarinin kaçirildigini duydunuz herhalde. Bu arada, Suriye’de 2,5 yildir devam eden iç savasin faturasi, hayli yüklü: Siz deyin 100 bin, ben diyeyim 200 bin ölü. Arap Bahari derseniz, cevabim ‘General Sisi’ olur.
Türkiye sinirindan baslayip Kuzey Afrika’ya giden birçok yerde, sicak çatisma ya da el Kaide türevi gruplarin sürdürdügü gerilla mücadelesi var.
Sahi, bugün Orta Dogu’daki kaosu nasil yorumlamak lazim?
Orta Dogu aslinda bir cins ‘gecikmis ergenlik’ sendromu yasiyor. Gerçekte bölge, tarihsel olarak yasamasi gereken iki travmayi bir türlü yasayamamisti: Osmanli’nin yikilisi ve Soguk Savas’in bitimi. Alelacele çizilen haritalar, masa basinda olusturulan sinirlar, Soguk Savas dengesinde ayakta tutulan kötü diktatörler derken, Orta Dogu, derin dondurucudan yeni çikti. Uluslasma sürecinden sinif mücadelesine, totaliter fasist rejimlerin yükselisinden demokrasi mücadelesine kadar… Son 200 yillik Avrupa tarihinin bütün tektonik hareketlerin tümü, bugün Orta Dogu’da ayni zaman dilimine sigdirilmis durumda.
Gelelim ne olduguna… Basite indirgemek gerekirse, bugün Orta Dogu’da 3 temel fay hatti var… Bütün mesele, bu 3 gerilim hatti üzerinde cereyan ediyor.
Sii-Sünni kavgasi
Birincisi, tahmin edeceginiz gibi adi konmamis mezhep kavgasi. Bazi akademisyenler, bugün bölgedeki Sii-Sünni çatismasini 17. yüzyil Avrupa’sindaki Katolik-Protestan savaslarina benzetiyor ve bunda tamamen haksiz degiller. Tipki Avrupa’da oldugu gibi, bugün de Orta Dogu’daki mezhep savasi, birçok ülkeyi ayni anda etkiliyor. Savasin bariz yasandigi Suriye, Irak ve Lübnan gibi ülkelerin yaninda, Türkiye, Bahreyn, Yemen ve hatta Pakistan bile mezhep geriliminden, ayrismadan nasibini almakta.
Kuskusuz mezhep kavgasinin bir ayaginda, Sii blogunun en güçlü ismi Iran var. Iran, Umman’dan Misir’a, hiç gizlemeden Sii çikarlari adina hareket eden, bunu kendine varolussal bir misyon edinmis bir ülke.
Peki, Sünnileri kim temsil ediyor?
Sansürsüz, patavatsiz söylersek, Sünni blogun en güçlü temsilcisi, Türkiye. Her ne kadar Ankara, ‘mezhep-körü’ bir dis politika güttügünü söylese de, Orta Dogu’daki algi bu degil. Biraz gönüllü, biraz da kendi disindaki küresel faktörler yüzünden Ak Parti’nin 11 yillik dis politikasi Türkiye’yi, Sünni blogun en gür sesi yapmis durumda.
Ancak Ankara, Sünnilerin tek temsilcisi degil. Farkli biçimlerde El Kaide, Müslüman Kardesler ve körfez rejimleri de Sünni kimligini temsil etme gayreti içinde.
Ilimli mücadele
Bu da bizi, Orta Dogu’daki ikinci fay hattina getiriyor: Ilimlilar ve radikaller arasindaki mücadele. Islamcilar, Batililarin varsaydigi gibi ‘yekpare’ bir grup degil. Somali’den Kamisli’ya kadar Orta Dogu’nun her yerinde el Kaide’ye bagli küresel bir gerilla mücadelesi veriyor ve bunun karsisinda alternatif olarak Müslüman Kardesler ve türevleri var. Müslüman Kardesler, ya da Ihvan hareketi, silahsiz, sistem içinde, hatta sandikta verilecek bir mücadeleyi savunuyor. Bu anlamda El Kaide’ye karsi en önemli rakip Ihvan. Bu yüzden Misir’da, Tunus’da, Ürdün’de, Libya’da, Ihvan, Selefiler ve radikal gruplarla karsi karsiya. Suriye’de de El Kaide’nin temsil ettigi Nusra Cephesi yerinde, Bati’nin ve Türkiye’nin destegini alan Özgür Suriye Ordusu içindeler.
Ak Parti hükümeti, basta Tunus olmak üzere Orta Dogu cografyasinin birçok yerinde Ihvan hareketlerine sempatiyle bakiyor, hatta yakin irtibat halinde. Ancak, Ihvan ideolojisinden beslenen gruplar arasinda su ana kadar tek basarili örnek, Tunus’da Gannusi’nin basi çektigi hareket.
Bireyin devlete isyani
Orta Dogu’da etnik, mezhepsel ya da parti kimliginin ötesinde bir fenomen daha var: Birey’in yükselisi. Su zamana kadar asiret, mezhep, milliyetçilik gibi etiketlerle kendini sürekli büyük kalabaliklar içinde tasavvur etmis Orta Dogu insani, artik akilli telefonuyla, Facebook hesabiyla, oy pusulasiyla, tarihinde olmadigi kadar güçlü ve benmerkezci. Sehirde yasiyor ve ilk kez kendi seçimini yapacak kadar özgür. Karsisinda, bir sürü alternatif ideoloji ve parti var. Birey olarak farkli seçebilecegi ya da üst üste yigabilecegi farkli kimlikler varken, kendisine diktatörcülük oynamaya çalisan neo-otoriter yönetimlere müdanasi yok!
Bireylesme çaginda, Türkiye dâhil Orta Dogu’nun her kösesinde vatandaslar, hak talep etmeye basladi. Devletle kurulan dikey iliski degissin istiyorlar. Saddam’dan kurtulduktan sonra Maliki’nin ‘hötzöt’ tavirlari, Kaddafi’yi attiktan sonra yeni Libya yönetiminin tepeden inmeci uygulamalarina isyan ediyorlar.
Söylemedi demeyin: Orta Dogu’daki fay hatlari arasinda belki en az dikkat çeken, ancak önümüzdeki dönemde belirleyici olacak olan, bireylerin otoriteye ve otoriterlesme egilimindeki liderlere karsi mücadelesi olacak!
—————————————————
Asli Aydintasbas