‘Özgürlük kapani’ mi yargi mi?
BDP’li milletvekillerinin tahliye talebini reddeden Diyarbakir’daki mahkeme heyetinin üyelerinin ne düsündüklerinden çok, bu kararin arkasindaki zihniyeti anlamak, anlayabilmek önemli.
Balbay’in birakilmasindan sonra, ‘Artik tartisacak bir mesele kalmadi’ diye düsünmüstük. Ülkenin en yüksek yargi kurumu, böyle bir karar verince, emsalleri de kapsayan yeni bir çerçeve olusmustu: ‘Milletvekili seçildikten sonra, tutuklulugun sürmesi ve yillara yayilan tutukluluk, temel insan haklarina ve temsil hakkina engeldir.’ Durum net: Milletvekillerinin hemen tahliyesi gerekiyor.
Hâkimler ve Savcilar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) 1. Daire Baskani Ibrahim Okur, Anayasa Mahkemesi’yle ayni düsüncede. Okur, 11 Haziran 2011 seçimlerinden hemen sonra, seçilen milletvekilleri henüz yeminlerini bile etmeden, ‘Ben olsam tutuklu vekilleri tahliye ederdim’ dedi. Bu degerlendirme, mahkeme heyeti üzerinde bir etki yaratmadi.
HSYK 1. Daire Baskani Okur, son kararin ardindan ‘BDP milletvekillerinin hemen birakilmasi’ni söyle savundu: ‘KCK davasina bakan hâkimler de ‘Yarin basvuru yapilirsa Anayasa Mahkemesi bu davayla ilgili de benzer kararlar çikaracak’ diyerek tutuklu milletvekillerine yönelik ihlali simdiden sonlandirmayi seçebilir. Böyle düsünürlerse tabii ki dogru da yapmis olurlar çünkü Balbay ve Haberal kararlariyla, o basvurular için de ‘ihlal’ karari çikacagi kesinlesmistir.’
Hâlâ temel sorun yargi
Uzun yillar yargilanmis, otoriter yargi kurumlarinin magduru olmus kidemli bir sanik ve hükümlü olarak; demokrasimizin en temel meselesinin yargi oldugu gerçegine bir kez daha vurgu yapmakta yarar görüyorum. Adalet konusunda süphelerin varligini sürdürdügü bir rejime, kimse ‘gerçek demokratik bir rejim’ diyemez… Sunu da bir kez daha belirtmekte yarar görüyorum: Iyi kanun kötü kanun degildir mesele. Iyi hukukçu kötü hukukçudur asil olan. Bir kanun maddesini demokrasi, insan haklari ve özgürlükler gözlügüyle de yorumlayabilirsiniz, otoriter devlet mantigiyla da…
Türkiye’de yargiçlar, savcilar hatta avukatlar, otoriter bir hukuk kültürü ile yetistiler, yetistirildiler. Cumhuriyet tarihi, yargiya siyaseten yapilmis agir müdahalelerin tarihidir. Bu ülkenin hem siyasi sistemi hem de genel düsünce yapisi, yargiçlara, otoriter bir hukuk kültürünü empoze etti. Yapilmis degisik arastirmalar sunu kanitliyor: ‘Devlet mi özgürlük mü?’ sorusuna Türkiye’deki yargiç ve savcilarin önemli bir kismi ‘Devlet’ diye cevap vermeye devam ediyor. Yani sorun gelip zihniyet kaliplarinin kirilmasina dayaniyor. Yargi ve hukuk, ‘mantik degisimi’nin hizli gerçeklesebildigi alanlar degil. Bir temel zihniyet, uzun yillarin birikimiyle olusuyor. Kanunlar, belli bir zihniyetle okunup yorumlaniyor. Asil statüko bu alanda biçimleniyor. Asil ‘devlet’, kanunlarin uygulayicilariyla hayat buluyor.
2010 Anayasa Referandumu’yla birlikte, üst yargi kurumlarinin seçimine iliskin bir dönüsüm basladi. Bir yargi elitinin bütün koltuklari istedigi gibi belirleyebildigi bir sistemden ‘çogunlugu yargiçlarin ve savcilarin tamaminca seçilen yeni kurullar’a geçis hedeflendi. Degisiklige itiraz edenlerin gerekçesi, ‘üst yargi kurumlarinin hükümetin denetimine geçebilecegi’ yönündeydi.
Su an, tüm yapisal eksikliklere, sorunlu ve tartismali noktalara ragmen küçük bir azinligin degil, binlerce hukukçunun seçtigi kurullardan söz edebiliyoruz. Ayrica Türk Ceza Kanunu’nda, diger kanunlarda ilerleme sayilabilecek birçok degisiklik yapildi.
Bu degisime ragmen yerlesik kültürün ve zihniyetin sürekliligi, kendini hâlâ net bir sekilde hissettiriyor. BDP’li vekillerle ilgili son karar, isimizin ne kadar zor ve adalet anlayisimizin hâlâ ne kadar sorunlu oldugunu bir kez daha gösterdi.
—————————————————
Radikal-17 Aralik
Oral Çalislar