Makale

Partili cumhurbaskanligi ve yerel özerklik

Pazarliklardan falan bahsetmeyecegim, zaten aklim ermez. Daha basit bir noktaya, yürürlükteki anayasa ihlallerine dikkatinizi çekmek istiyorum. Ve herkesi mutlu etmese de, bence çok basit ama o ölçüde de dogru bir benzerlikten söz edecegim.

Mevcut anayasal sistem parlamenter bir sistem. Ama bu durum kimsenin, buna iktidar partisi ve Sayin Cumhurbaskani da dahil, baska yönetim sistemlerini tercih etmelerine, bu alternatif sistemleri savunmalarina engel degil. Engel olsa zaten demokrasiden ve hukuk devletinden bahsetmek mümkün olmazdi.

Ancak, bu durum kimseye, buna Cumhurbaskani da, Basbakan da, yandaslar da, yandas akademisyenler de dâhil, sunu söyleme hakkini vermez: ‘Agustos 2014’de fiili bir durum olustu, parlamenter sistem rafa ya da bekleme odasina ya da buzluga kalkti, simdi yapilmasi gereken anayasayi fiili duruma uyarlamaktir ve bu süreç içinde de birilerinin fiili partili Cumhurbaskani ya da seçilmis baskan gibi davranmasi dogaldir.’

Bu laf bastan asagiya bir hukuk ve demokrasi skandalidir, bir fiili durumu anayasaya karsi savunmak darbeyi savunmak demektir. Anlama özürlüleri için bir kez daha hatirlatiyorum, herkes, buna Cumhurbaskani da en basta dâhil olmak üzere, anayasal yöntemlerle yeni bir anayasal sistem olusuncaya kadar mevcut anayasal kurallara uymak zorundadir.

Bu demokratik, hukuki ve ahlaki bir zorunluluktur.

Gelelim hukuk, anayasa ihlali açilarindan paralel bir duruma. Türkiye Anayasasi merkezi bir yönetim öngörüyor, Anayasada merkezin yerel yönetimler üzerinde vesayet yetkisi var, seçilmis merkezi yönetim baska bir seçilmis yöneticiyi, yerel yöneticiyi görevden alabiliyor. Vesayet lafini agizlarindan düsürmeyen yeni yetme, yeni bitme sözde demokratlar nedense bu vesayet iliskisini hiç görmezler.

Ancak, aynen partili cumhurbaskanligi ya da baskanlik sistemleri için geçerli oldugu gibi, her vatandas merkez ve yerel yönetim iliskileri konusunda çok farkli modeller de isteyebilir, önerebilir, bu dogrultuda siddeti içermeyen, önermeyen siyaset de yapabilir. Anayasanin 90. maddesi bu duruma tümüyle cevaz vermektedir. Ama yapilamayacak olan sey fiili durum yaratarak, anayasa degismeden özerk sisteme geçtiklerini ya da geçeceklerini ilan etmektir.

Bir demokraside, hukuk devletinde bu olmaz, olamaz.

Yine Anayasa 90’a göre, bu çok önemli degisikligi 2004 senesinde AKP yapti, siddet yolunu önermeden, siddete basvurmadan ülke topraklarinin bir bölümünün ana topraktan ayrilmasini istemek bile serbesttir. Durum, benzerlik, paralellik çok açik degil mi? Muhtemelen, bu asikâr durum, paralellik muhtemelen bazi AKP’li arkadaslarin hosuna gitmeyecektir.

‘2014’de yüzde 52 ile bir Cumhurbaskani seçildi, artik eski sistem rafa kalkmistir, fiili bir durum vardir’ demek ile ‘fiili bir durum yaratip özerklik ilan ettik, ediyoruz’ demek özünde tam da ayni seydir. Her iki talep de, partili cumhurbaskani ya da baskanlik talebi de, özerklik içeren çok güçlendirilmis yerel yönetim sistemi talebi de mesru, demokratik taleplerdir. Ama bunlardan birini fiili durum yaratarak hayata geçirmeye ya da yetkilerinize dayanarak hayata geçmis gibi yapmaya kalktiginizda durum degisir.

Yeni ceza maddelerini bilmiyorum, çok degisti, karisti ama bizim kusak eski TCK 146’yi hatirlar, özü de anayasaya karsi fiili durum yaratmak idi. Ülkemizde savcilar olsa, her iki talebe de hukuk içi talepler, fiili durum yarattik diyenlere ise anayasa suçlusu olarak bakarlar.

Çok sey istiyorum galiba degil mi? AKP’nin bazi talepleri, bu yönüyle, PKK’nin bazi taleplerine ne kadar benziyor degil mi?

———————————————

Haberdar-30 Mayis

Eser Karakas

Back to top button