PKK’NIN SAHTE SOLCULUGUNU GEREKÇE YAPANLAR

Bazilari da PKK’nin yaptiklarini Kürt sosyalist hareketine mal ediyorlar ve onun Kürt halkinin ulusal mücadelesini saptirmaya yönelik sahte sol, sahte demokrat söylemlerini sosyalist hareketi suçlamak için gerekçe yapiyorlar.
Bu kadarina da pes dogrusu! PKK nasil bir Kürt örgütü sayilabilir ve biz onun yaptiklarindan nasil sorumlu tutulabiliriz?!. Bu baylar PKK’nin CIA ve Türk derin devletinin ortak girisimiyle kurulan ve süreç içinde ülkemizi bölüsmüs diger sömürgeci güçler tarafindan da yönlendirilen bir paravan örgüt, bir provokasyon örgütü oldugunu hâlâ anlamadilar mi? Biz daha PKK ortaya çiktigi gün bunu söyledik, yazdik. Daha sonraki gelismeler ise her seyi ayan beyan ortaya serdi.
1960’li ve 70’li yillarda Kuzey Kürdistan’da hizli bir gelisme gösteren Kürt ulusal hareketine karsi savasmak için kurulan bu örgüt, ‘Partiya Karkerên Kurdistan’ (Kürdistan Isçi Partisi) adini tasimakla gerçekten sosyalist mi oldu? Amerikan Istihbarat Örgütü CIA, geçmiste birçok NATO ülkesinde sol adina benzer sahte örgütler kurdu. Bunlardan biri de ‘Avrupa Isçi Partisi’ idi ve Isveç Basbakani Palme’nin öldürülmesinde adi geçti.
PKK’nin solculugu gibi demokrasi üstüne söyledikleri de sahtedir ve kirli rolünü gizlemeye yöneliktir. PKK’nin kendi içinde demokrasinin kirintisi bile olmadigi gibi ( o, en küçük itirazda kadrolarini infaz etti ve bu sekilde yok edilenlerin sayisinin 17.000 kisi oldugunu, daha 2000’li yillarinda basinda Öcalan itiraf etti) onun disa yönelik sözde demokrasi istemleri de sahtedir ve kendisini kamufle etmeye yöneliktir.
PKK’nin, Imrali sürecinde demokrasi ve Kürt sorununa iliskin olarak uydurdugu tezler Kürt halkinin temel ve hakli taleplerini çarpitmaya ve yok etmeye yöneliktir.
Öcalan yakalanip Türkiye’ye getirilir getirilmez yeniden devletin hizmetine girdi, pismanlik getirdi; bagimsizlik, federasyon, otonomi dahil, her türlü talebin gereksiz oldugunu söyledi; üniter devleti ve Kemalizmi savunur oldu. PKK da onu izledi. Bu süreçte, PKK ve yan kuruluslarina yön vermek üzere devlet tarafindan KCK olusturuldu. HDP de, o zamanki Içisleri Bakani Besir Atalay’in demecinde dile getirildigi gibi, MIT Müstesari Hakan Fidan ve hizmetteki Öcalan eliyle olusturuldu.
Türkiye’nin demokratik olmasi elbet kötü bir sey degildir. Biz de geçmisten beri Türkiye’nin demokratik bir devlet olmasini istiyoruz. Ama bu ancak Kürt sorununu federasyon biçiminde, esitlik temelleri üzerinde çözen, bunun yani sira çagdas demokratik hak ve özgürlükleri taniyan bir devlet olabilir, diyoruz. PKK’nin demokratik devleti ise Süleyman Demirel’in öteden beri sözünü ettigi, gerçekte degil, laftaki ‘demokratik devlet’tir.
PKK’nin durumunu ilk ortaya çiktiginda anlamayanlar, onun ‘bagimsizlik ve silahli mücadele’ gibi sivri sloganlarina kananlar, ‘canim, onlar da Kürt degil mi?’ diyenler, aradan geçen zaman ve bütün bu olup bitenlerden sonra hâlâ gerçegi göremedilerse neyi görüp anlayabilirler ki? Böylelerinin durumu pek umutsuz demektir.
‘Halklarin Kardesligi’ Üzerine Koparilan Yaygara
Benim, bu tartismalara yol açan yazimda sözünü ettigim son dönemdeki moda yanlislardan biri de ‘Halklarin kardesligi’ söylemine iliskindir.
‘Halklarin kardesligi’ söylemi, öteden beri bizim de dile getirdigimiz bir görüstür. Bununla elbet diger halklarla, Türkler, Araplar ve Farslarla ayni soydan geldigimizi iddia etmiyoruz. Bunu, örnegin Kürt halkinin hak istemleri karsisinda irkçi-soven çevrelerin ‘Biz Kürtlerle kardesiz, bir sorun yok’ deyip bu isteklere karsi çikmalari anlaminda da elbet söylemiyoruz. Ama biz Kürt halkina zulmeden egemen güçlerle, onlarin baski mekanizmasi ile Türk, Arap ya da Fars halk kitlelerini birbirinden ayiriyoruz. Dogrusu da budur.
Söz konusu egemen güçler yalnizca Kürt halkini sömürmüyorlar, bizzat kendi halklarini da sömürüyorlar. Türkiye’de 1960’lara gelinceye kadar sol partiler, sol dernekler, hatta sol görüslerin dile getirilmesi bile yasakti. TKP’nin ilk kuruculari Mustafa Suphi ve arkadaslari Karadeniz’de bogduruldular. Solcular zaman zaman tutuklanip iskence gördüler. Ünlü Türk sairi Nazim zindanlarda çürütüldü ve gurbette öldü. Sebahattin Ali’nin basi ezildi. Zindandan geçmemis, iskence görmemis Türk aydin ve yazari azdir.
Bütün bunlar neden? Isçi ve köylülerin, emekçilerin, genis halk kitlelerinin uyanisini, örgütlenmesini engellemek, onlar üzerindeki sömürü ve baski mekanizmasini sürdürmek için degil mi?
Biz Kürt yurtseverleri 12 Mart ve 12 Eylül fasizmi dönemlerinde cezaevlerinde Türk solculari, demokratlari, ilericileri ile yan yana yattik, bizim gibi onlar da iskence gördüler.
Evet, Türk dili yasakli degil ve biz Kürtlere yapilan baski Türk ulusal birligi adina yapiliyor. Ama söz konusu politika emekçi Türk halkinin çikarina mi? Elbette degil.
Kürt halkina uygulanan baski politikasi, siddet uygulamalari, yasanan çatismalar, ülkeyi bir savas alanina çeviriyor ve ayni zamanda Türk halkina ciddi zararlar veriyor. Yalnizca Osmanli döneminde degil, Cumhuriyet döneminde de ülke baristan yoksun kaldi. Ülkenin, ekonomik ve sosyal gelismeye harcanabilecek önemli kaynaklari silaha, yakip yikmaya yöneldi. Kürt sorunu nedeniyle Türkiye’nin komsulariyla da iliskileri zaman zaman bozuldu. Diger bir deyisle, Kürt sorununu çözemeyen rejim, ekonomik ve sosyal diger sorunlarini da çözemedi, demokratiklesemedi.
Görülüyor ki Türkiye’nin ekonomik gelismesi, Türk halkinin yoksulluktan kurtulusu, çagdas demokratik hak ve özgürlüklere ulasmasi Kürt sorununu adil biçimde çözmeden mümkün degildir.
Yalniz Kürt halki degil, bizzat Türk halki da bu yanlis politikanin kurbanidir.
Tüm bu nedenlerle Türk halki, ayni zamanda Kürdistani bölüsmüs ve Kürt halkina baski uygulayan diger ülkelerin (Irak, Suriye, Iran) halklari Kürt halkinin düsmanlari degil, dogal müttefikleri, dostlaridir. Söz konusu halklarin çikari da Kürt halki üzerindeki baskiya karsi çikmak, bu sorunun adalet temelinde, esitlik ilkelerine göre çözümünü istemektir. Bu gerçegi kitlelere anlatmak ise hem Kürt yurtseverlerinin, hem de Türk aydinlarinin görevidir.
Biz Kürt aydin ve yurtseverleri, siyaset adamlari bu isi iyi yaptigimiz zaman dostlar kazaniriz ve dostlarimizin sayisini çogaltiriz. Bunun tersi ise bir kirpi gibi içine kapanmak ve Kürt hareketini soyutlamaktir.
Ne var ki bunu anlamayan ve söz konusu kosullanma ile ‘halklarin kardesligi’ söylemine karsi çikan baylar, üstelik ‘PKK da böyle diyor,’ deyip bizi PKK ile ayni kefeye koymaya kalkisiyorlar.
PKK eskiden ne diyordu, simdi ne diyor, bizimle PKK’nin Kürt sorununa bakis açilari, istemleri nedir, bir yana, ama salt PKK da ‘halklar kardestir’ diyor diye bu dogru söyleme karsi çikmamiz mi gerekiyor? Bazilarinin bakis açisi bu kadar iste. ‘PKK da halklarin kardesligi diyor, siz de, öyleyse siz de PKK gibi bir projesiniz!’ diyecek kadar pusulayi sasiran, bu derece bize düsman olan bu kisilere ne demeli? Böylelerinde akil ve vicdan var mi?
14 Eylül 2021
Devam edecek
Kemal Burkay