Makale

PKK Kandil`den çikarilabilir

ABDÜLKADIR SELVI

Daha önce defalarca bölgeye gitmis gelmis, birçok Nevruz eylemini, operasyonu izlemis, 90`li yillarin faili meçhullerine, 2000`li yillarin sükunetine tanik bir gazeteci 24 sehit verdigimiz saldiridan 3 gün sonra Çukurca`ya gidiyor.

Daha üç gün önce 8 ayri noktaya ayni anda saldirinin gerçeklestigi, çatismalarin yasandigi Çukurca`da hayatin normal seyrinde devam ettigini görünce sasiriyor.

`Bir tuhaflik var da ben mi göremiyorum?` düsüncesiyle vatandaslarla konusuyor.

Çukurcalilar da hayatin normal seyrinde devam ettigini söylerler.

`90`li yillarda olsaydi, büyük çatismalardan sonra genis çapli bir gözalti yasanir. Iskenceden geçirilip, nezarete alinirdik` derler.

Tabii çiktiktan sonra solugu dagda alirlardi.

90`li yillarin yanlislarinin kitleleri PKK`ya hediye ettigini Kemal Burkay çarpici bir sekilde anlatti:

`1991 saniyorum, Cizre, Nusaybin ve Sirnak`ta Nevruz`un kana bulanmasi. Orada barisçi gösteriler, devletin asiri siddet kullanmasiyla kana boyandi ve o bir dönüm noktasi oldu. Hatta Öcalan bana aynen sunlari söyledi: `Devlet, kitleleri adeta bize hediye etti.`

Simdi ise birakin kitleleri PKK`ya hediye etmeyi, kitleleri kazanmak için çaba gösteriliyor.

Isimiz kolay degil.

Ama çözüme çok yakiniz. Çünkü `sessiz çogunluk` çözüm istiyor.

Çünkü kitleleri PKK`ya iten yanlislar yapilmiyor. Teröristle vatandas birbirinden ayri tutuluyor.

Bölgede ise kitlelerin üzerinde yillarin getirdigi bir yorgunluk ve bikkinlik hissediliyor.

PKK`ya operasyon yaparken, vatandasina sefkatle muamele eden, çözüm bulmak için MIT`i PKK ile görüstüren yeni yaklasim örgütün ezberini bozuyor. O nedenle kitleleri sokaga döküp, yüz binlerin katilimi ile gösteriler yapmayi planlayanlar yaptiklari her çagrinin ardindan daha küçük topluluklarla karsilasiyorlar.

Buna PKK`nin dogmamis bebegi hedef alan eylemleri de eklenince, derinlerde bir sorgulama süreci yasaniyor.

Ama biri var ki, terazinin kefesine konuldugunda en büyük agirligi teskil ediyor.

O da Basbakan Erdogan`a duyulan güven.

Bölge insani Cumhurbaskani Gül`ü seviyor, Erdogan`a ise güven duyuyor.

Ama ayni zamanda çözüme çok uzagiz.

Eger Erdogan gibi, bölgede BDP`den daha çok oy alabilen Türkiye`nin gördügü en güçlü siyasi liderlik dahi bu isi çözemezse, umutlarin tersine dönmesi, bir kopus sürecinin baslamasi isten bile degil.

`Bu adam da çözemedi artik çözüm mümkün degil` denilecek.

O nedenle bundan sonraki süreci, Basbakan Erdogan`in iradesi belirleyecek diyorum.

Eger bir, `Akil tutulmasi` yasanmaz, PKK ve KCK`nin kolu kanadi kirildiktan sonra, `terörle mücadele, siyasetle müzakere` ekseninde görüsmeler devam eder ama ondan da önemlisi PKK`ya ragmen demokratik açilim yeni bir vizyon ve daha güçlü bir irade ile devreye sokulursa, bunun kaybedeni PKK, kazanani ise Türkiye olacak.

Demokratik Açilim`i sonuna kadar destekledim.

Türkiye`de simdiye kadar bu is, askerin isi olarak görüldü.

Geldigimiz nokta ortada.

Ilk kez sivil irade inisiyatifi üstlendi.

Örgütün ezberi bozuldu. Eylem yapiyor ama kitleleri harekete geçiremiyor.

Dünyada terör örgütlerini sivil irade bitirdi. Biz de ise ilk kez böylesine güçlü bir irade, sorumluluk üstleniyor. Beni umutlandiran bu.

ABD`nin verecegi üç-bes Predatöre ya da Cobra`ya umut baglamiyorum.

Bölgeden çekilme sürecindeki ABD`nin Türkiye`ye olan ihtiyacinin konjonktürü lehimize çevirdiginin farkindayim.

IRA`nin çözüme mecbur birakilmasinda Ingiltere ABD isbirliginin, ETA`nin ateskese yanasmasinda Ispanya-Fransa yardimlasmasinin ne denli önemli oldugunun bilincindeyim.

Ama ayni zamanda bir Suriye- Iran operasyonunun gündemde olmasinin, Israil faktörünün de unutulmamasi gerektigine isaret etmek istiyorum.

Konjonktür firsatlar sundugu kadar riskler de tasiyor.

Ama bu bizim bir Kürt sorunumuz oldugu gerçegini göz ardi etmemize neden olmamali.

Isi dis konjonktüre ihale edip, kenara çekilemeyiz.

Bir Kürt sorunu var ve bununla içiçe geçmis bir PKK terörü ile karsi karsiyayiz.

Bugün Kürtlerin evlerini ziyaret ettigimizde iki liderin fotografini görürüz. Biri Menderes, digeri Özal. Simdi buna bir üçüncüsü eklendi. Recep Tayyip Erdogan.

27 Mayis`tan sonra darbecilerin Menderes`le tek bir temas olmustu. O da Kürt sorunuyla ilgiliydi.

Menderes`e 10 yil boyunca bölgede sulh ve sükunu nasil sagladigini sordu darbeciler.

`Demokrasi nimetlerinden faydalanmalarini saglayarak` karsiligini verdi Menderes…

Hava harekati kararinin alindigi toplantidan sonra Basbakan Erdogan`in, bakanlarina, `Biz Müslümaniz. Bunu unutmayin` demesini de böyle görüyorum.

Kürt sorunun çözümünü sivil çözümlerde arayan yaklasimi destekliyorum.

Bu PKK`ya ve KCK`ya karsi etkili operasyon yapilmasina engel degil.

Tam tersine gerekli.

Çünkü örgüt üstün konumda oldugu takdirde sizin, `silahlarin hangi mekanizmaya teslim edebilecegi noktasina kadar` getirdiginiz müzakereleri sabote edebiliyor.

Çözüm adina bu gücün kirilmasi gerekiyor.

Ama yine çözüm adina Vanlilarin alninin tam ortasina 33 kursun gibi dikilen kisladan Mustafa Muglali isminin de kaldirilmasi gerekiyordu.

Kaderin cilvesine bakin ki, Menderes`nin bölgeyle güçlü baglar kurmasinin bir nedeni Muglali olayiydi.

Bir koyun sürüsünün kaçirilmasini bahane ederek, masum 33 insaninin Kutur deresinde kursuna dizilmesi emrini veren Muglali`nin yargilanmasini Demokrat Parti saglamisti.

Ama aslinda Demokrat Parti sadece Van Özalp`teki 33 masumun hesabini sormamis, Dersim`de Kürtlere karsi harekati ilk baslatan, Menemen`de Divan-i Harp reisi olarak 22 masum insani idam ettiren Muglali`nin sahsinda bir devrin hesabini sormustu.

Operasyonlarin devam ettigi bir dönemde Muglali isminin kisladan kaldirilmasi dahi bölge için müthis bir mesaj.

Çok etkili bir hava operasyonuyla PKK`ya vurdugumuz darbeden daha güçlüsünü bu adimi atarak vurduk.

Basbakan Erdogan bu ise el koyar ve bu süreç iyi yönetilirse, PKK`nin Kandil`den baska yerlere gönderilmesine tanik olabiliriz.

Sirat köprüsünün üstündeyiz, ya düsecegiz ya geçecegiz.

Bu isin ortasi yok.

————————————–

Yeni Safak- 7 Kasim 2011

Abdülkadir Selvi

Back to top button