Makale

Post-komünist otoriter kapitalizm

Avrupa’da otoriter kapitalizm, Çin’in ana modelini olusturdugu Güneydogu Asya’daki gelismesinden farkli bir patika izliyor. Sovyetler Birligi’nin ortadan kalkmasini izleyen yillarda, Dogu Avrupa ülkelerinde devleti güçsüzlestirme sampiyonlari olan elitler, iktidara gelince merkezi otoriter siyasal yapilarin savunucusu oldular. Devlet merkezli bir ahbap-çavus kapitalizmine yol verdiler. Ülkeden ülkeye önemli farklar gösterse de, bu otoriter kapitalizmin eski Dogu Bloku ülkeleri için merkez modelini Macaristan’da Victor Orban’in ‘illeberal demokrasi’ olarak tanimladigi yönetim modeli olusturuyor.

2010’da muhafazakâr-demokrat FIDESZ partisinin basinda yeniden iktidara gelen Orban, o zamandan beri mecliste üçte iki çogunluga sahip olarak ülkeyi yönetiyor. Bu çogunluga dayanarak, devlet yapisini adim adim degistirip otoriter rejimi kurumlastiriyor. Bazi gözlemcilerin ‘post-komünist mafya devleti’ olarak tanimladiklari bu otoriter kapitalizmin yerlesmesini birkaç koldan izlemek mümkün.

Birincisi, devlet kurumlarinin ele geçirilmesi. Her seviyede kamu görevlileri arasinda çok büyük bir temizlik yapmakla ise baslayan Orban, bunlarin yerine parti bagliligi yüksek kisileri memuriyete aldi. 2012’de yaptigi anayasa degisikligiyle, ekonominin bir özel sirket gibi yönetilmesini saglayan degisikliklerin yaninda, 1990’da kurulan anayasa mahkemesinin denetleme yetkisini büyük ölçüde kaldirdi. Ayni seyi AB içinde Orban’in en büyük destekçisi oldugu Polonya’da Hukuk ve Adalet Partisi hükümeti yapmaya çalisiyor.

Otoriter kapitalizmin diger alameti farikasi, medyanin iktidar tarafindan neredeyse bütünüyle kontrol altina alinmasi. Kamu telelevizyon ve radyolarinda haber bültenlerinin basbakanliktaki bir danisman grubu tarafindan günlük olarak hazirlaniyor. Orban, yandasi is insanlarina özel medya kuruluslarini art arda satin aldiriyor. Bugün Orban medyasi, bütün yerel gazetelerin, yirmi televizyonun, on bir radyonun ve bes yüze yakin internet haber sitesinin sahibi. Reklam ambargosuna dayanamayan bagimsiz gazeteler kapaniyor.

Medyadaki gelismeler bir yandan yeniden seçilmek için elzem diger yandan ‘Macar kapitalizmi’ kurma projesinin uzantisi. Orban’a iktidara gelmesinde yardim etmis kisiler kamu ihalelerini ve özellikle AB fonlarini paylasiyor. Orban’in köylüsü ve çocukluk arkadasi Meszaros 2010’a kadar sihhi tesisatçilik yaparken, simdi enerji, turizm, medya, insaat alanlarinda çalisan iki yüze yakin sirketin sahibi. Orban’in gizli kasasi oldugu iddia ediliyor.

Bu otoriter kapitalizmin seçimle iktidarda kalmak zorunda olmasi, seçim sisteminin de iktidar partisinin her zaman kazanacagi biçimde düzenlenmesini gerektiriyor. Solun oylarini bölecek biçimde seçim bölgelerinin çizilmesi, tek turlu ‘birinci gelen kazanir’ sisteminin benimsemesi ve birinci gelen partiye otomatik olarak meclis çogunlugu saglayan bir hesaplama sistemi…

Bu otoriter kapitalizmin ana temalarindan biri, özellikle AB üyesi olan ülkelerde, ulusal egemenligin yeniden tesisi. Milli çikarlari koruyacak bir kapitalistler grubunun devlet güdümünde olusmasini savunuyorlar. Ayni zamanda küresellessmenin iskartaya çikardigi emekçi kesimlerini, küçük-orta isletme sahiplerini, emeklileri cezbediyor bu korumaci politika. Neoliberal küresellesmenin yikintilarina karsi tepkiyi, öfkeyi, endiseleri kanalize ediyor.

Orban, seçmenlerine, uluslararasi güçlerin, kozmopolit elitlerin saldirilarindan kendilerini koruyacagini vaat ediyor. Bu yakin dis tehdidi simgeleyen iki örnekten biri Soros, digeri göçmenler. Tehlike altinda olan etnik ve dini kimlik temasini denetiminde tuttugu bütün medyada günbegün isleyerek, sadece yerli ve milli kimlik savunmasi yapmiyor. Avrupa’nin Hiristiyan kimliginin savunmasinin da önderligine soyunuyor. Geçen günlerde Avrupa genelinde kurulmus bir göçmen karsiti parti ile 2019 Avrupa Parlamentosu seçimlerine girme fikrini ortaya atarken, liberal ve kozmopolit saga karsi otantik bir Hiristiyan-demokrat Avrupa sag partisi kurmayi öneriyordu. Olusmaya basladigini iddia ettigi Berlin-Viyana-Roma göçmen karsiti ‘eksene’ (ister istemez Mihver Ittifaki akla geliyor), otoriter kapitalizmin yerlestigi veya yükseldigi Dogu Avrupa ülkelerini katma fikrini ilave ediyordu.

Avrupa’nin çeperinde serpilip gelisen, merkezinde de cazibesi artan otoriter kapitalizm modeli, liberal politikalar ve kurumlarin iflasindan besleniyor. Neoliberal dogmanin dayattigi toplumu piyasalastirma politikalarina tepkiyi ve büyük bir örgütlü yagma içinde ortaya çikan post-komünist zenginlere karsi öfkeyi, emekçi orta siniflarin otoriter ama yerli (bizden) bir iradenin ‘güvenli ellerine’ kendilerini teslim etmeye riza göstermesi için yönlendiriyor.

Kapitalizmle demokrasi, liberal ideologlarin iddia ettigi gibi, ikiz kardes degiller.

———————————————–

Marmara Yerel Haber-7 Temmuz 2018

Ahmet Insel

Back to top button