Postmodern bir direnis
Olay budur. Istanbul halki, gençlerinin öncülügünde, Tayyip Erdogan’a “one minute” demistir. Basbakan, 10 yili askin iktidari süresince, ilk kez ve üstelik ken-di sehrinde yenilgiye ugramistir.
“Tek sözün ilaç gibigelecegine inaniyorum’ diye yazdi Vivet Kanetti Uluç:
‘Sizleri anladim gençler. Vapurlar meselesi gibi, hep birlikte düsünerek çizecegiz Taksim’i de.’
Tayyip Erdogan, ‘Taksim-Gezi Parki direnisi’ üzerine bu kadarini söylese müthis bir is yapmis olurdu. Yapmadi. Yapamadi. Kalkti yine bir Rumeli Dernegi toplantisinda ‘inadim inat’ diye okunmaya müsait bir konusma yapti. Ama vücut dili degismisti. Nutuk atarken kendisine egemen olan külhanbeyi havasi bir nebze sönmüstü. ‘Karizmayi çizdirmis’ olmanin travmasinin vücut diline sindigi hissediliyordu dünkü konusmasinda.
Zira nereden baksaniz, eger 31 Mayis-1 Haziran 2013’ün tarihi olayinin bir kaybedeni varsa, o da Recep Tayyip Erdogan’dir. Olaylar, birkaç agaç yüzünden çikmadi. Ona yani Basbakan Erdogan’a karsi çikti. Ak Parti’ye bile degil, Tayyip Erdogan’a.
Tayyip Erdogan’a birikmis tepki, Taksim’de ‘yayalastirma çalismasi’ adi altinda Gezi Parki’ndaki yesil alana müdahale edilmesine karsi barisçil gösteri yapan bir grup insana ve onlara destek veren popüler beyazperde ve ekran sanatçilariyla müzik gruplarina, insafsizca biber gazi bombardimaniyla saldirilmasi üzerine, ‘tarihi Istanbul direnisi’ne dönüstü.
Yavuz Baydar’in TRT Haber’deki mükemmel tanimlamasiyla ‘Horlanmaktan, azarlanmaktan, yasam tarzi dayatmasindan bikmis her kesimden sehirli gençler, toplanip, Basbakan’a ‘one minute’ dediler.’
Olay budur. Istanbul halki, gençlerinin öncülügünde, Tayyip Erdogan’a ‘one minute’ demistir. Basbakan, 10 yili askin iktidari süresince, ilk kez ve üstelik kendi sehrinde yenilgiye ugramistir.
1 Haziran 2013, Berlin’den Kudüs’e, Prag’dan Beyrut’a, Moskova’dan Kahire’ye, Tahran’dan Sam’a, nice tarihi olaya taniklik etmis oldugum 40 yillik meslek hayatimin en önemli günlerinden biri oldu.
Maçka’dan Taskisla’ya yürüyorum. Taksim düsmüs. Taksim’i dolduran kalabaliklar, Meydan’dan ayrilip çesitli yönlere yürüyorlar. Her yönden de Meydan’a dogru geliyor insanlar. Kadiköy yakasindan gelen vapurlar tiklim tiklim. Köprüden bayrakli arabalar, Asya’dan Avrupa yakasina, Taksim’e akiyorlar. Barikatlari asip yürüyorum. Mete Caddesi’ne araçla varmak, oradan Gezi Parki’na girmek mümkün degil. Dost yüzler, ‘yol kapali’ diyor. Dolmabahçe’den Gümüssuyu’na dolaniyorum. Taksim’e Gümüssuyu üzerinden yaklasiyorum. Tekrar asagiya Dolmabahçe’ye iniyorum. Yollarda araçlar tek tük. Genellikle cumartesi günleri o saatlerin tikali trafikli caddeleri yayalarin egemenligi altina girmis. Polis yok. Trafik polisi bile yok hiçbir yerde. Devrik polis aracinin yanindan kivrilip Tophane üzerinden Cihangir’e tirmaniyorum. Her iki yönde kaldirimlar görülmemis kalabalikta. Cihangir bayram yeri. Tiklim tiklim. Tekrar Tophane’ye inip, asagi-yukari hareket halindeki özgür insan topluluklarinin arasindan Galatasaray’a çikiyorum. Ve, Istiklal Caddesi. Caddenin her iki yönünden, debisi yüksek insan irmaklari akiyor.
‘Direnis’in katilimcilarinin kimler oldugu gayet açik bir biçimde anlasiliyor. Çogunlugu sirt çantalariyla, sortlariyla, ayaklarinda ya yürüyüs ayakkabilari ya sandaletler, genellikle yirmili yaslarinda ya da otuzlu yaslarinin ilk yarisindaki gençler. Ve dikkati çekecek ölçüde, bir arada olmaya, bir arada yürümeye özen gösteren Besiktas, Galatasaray, Fenerbahçe formalilar.
‘Postmodern bir direnis’ türü bu. Alisildik cinsten degil. Bir hayli bireyci. Kayitsiz. Umursamaz. Kentli ve seküler yeni kusaklarin tüm özelliklerini yansitiyor. Barisçil, ve tüm bireyciligi içinde dayanismaci. Bir ara, Prag’daki Kadife Devrim günlerim geliyor aklima. Ama söz konusu olan, ülkenin en önemli sehrinin merkezinin, bir ‘Meydan’in egemenligi’ oldugu için Kahire’deki Tahrir (2011) ve Çin’deki Tianamen’in (1989) birbirine zit kaderle sonuçlanan tecrübeleri de ayni anda aklima takiliyor. Bu da ‘Istanbul 2013’ olarak kayitlara geçecek besbelli. Kendine özgü. Çok güzel.
Gayet genis bir alanda, çiplak gözle izledigim ve ‘niçin katildiklarini’ sormadan bana anlatan kimi insan öbekleriyle ayaküstü sohbetlerden gördügüm suydu: ‘Istanbul 2013’ün arkasinda ne bir siyasi parti, ne ‘provokatörler’, ne de ‘Türkiye’yi zayif düsürmek isteyen dis güçler’ vardi. Bu kadar büyük bir kitle hareketinin içinde, tabii ki Ergenekon muhipleri, ulusalcilar, iflah olmaz Tayyip Erdogan ve Ak Parti düsmanlari, IP’liler, çesitli renklerde provokatörler, lumpenler ve bu arada da ana muhalefet CHP üyeleri, vs. elbette vardi ama bütün bu ‘gerçekler’, olayin bir büyük ve esas olarak ‘spontane ve kontrolsüz halk hareketi’ oldugu ‘ana gerçegi’ni degistirebilecek nitelikte degildi.
Taksim’i polisin terketmesine yol açacak kadar güçlü bir toplumsal hareket, tek bir ideolojik ve siyasi gruba mal edilemeyecek kadar heterojen idi.
Peki nasil olusabildi o kadar büyük bir hareket. Görsel medya ‘bir-iki küçük televizyon kanali hariç- utanç verici bir sekilde günlerdir ‘üç maymun’u oynayinca, ‘sosyal medya’ öne çikti. (Basbakan’in dün söyledigine göre ‘toplumlarin bas belasi’) O sayede, müthis bir iletisim mekanizmasi olustu. Istanbul, ‘fiskirma’ kivamina zaten gelmisti.
Söz konusu ‘kontrolsüz halk hareketi’ içinden ‘Tayyip istifa’, ‘Hükümet istifa’ sesleri yükselmis olsa da, bir ‘siyasi omurga’ya sahip olmadigindan ‘belki de güzel ve cazip yani buydu- ve bir siyasi parti ya da Ak Parti’nin olaylari okumakta liderleri kadar aciz kimi yöneticilerinin sandigi gibi ‘askeri darbe için zemin hazirlama’yla iliskisi bulunmadigindan ötürü, Tayyip Erdogan için bir ‘yakin iktidar tehdidi’ olusturmuyor. Nitekim, bir-iki gün içinde Istanbul’da ve Türkiye’de hayat normale dönecek.
Ne var ki, Istanbul, 31 Mayis-1 Haziran 2013’te Tayyip Erdogan ve herhangi bir barisçi gösteriye karsi aliskanlik haline getirdigi ‘biber gazi saldirisi’na öyle bir ‘one minute’ dedi ve ‘karizmasini öyle bir çizdi’ ki, orta ve uzun vadede Basbakan ve yandaslarinin siyasi hesaplarini ve oyun planlarini gözden geçirmeleri gerekebilir.
Yani?
Yani on yildir basbakanlik yapan ve dogal ‘iktidar yorgunlugu’nu, uzun iktidar yillarinin yol açabilecegi ‘kibir’ ile halkin bir kesimine ‘hoyratlik’ ve icap ederse ‘biber gazi gaddarligi’ ile örtme yoluna sapan bir Tayyip Erdogan’a, bu halkin onu iki kez cumhurbaskani seçerek tahammül gösterecegini düsünmek zor. Onun, bu tavir ve tarziyla, 10 yil daha bu ülkeye ‘demokratik bir lider’ olarak hükmedebilecegini ummak daha da zor.
Tayyip Erdogan’in ayaklari suya erer, kendini degistirebilirse ne âlâ.
Yakin çevresinden çok umutlu degilim açikçasi. Rusen Çakir, dün, ‘Hükümetin önemsedigi kisiler, enerjilerini, direnisi gayrimesru göstermek yerine devletin olaylari anlamasina yardimci olmaya harcasalar…’ diye yazmisti. Ima ettiklerinin, Tayyip Erdogan kadar da sezgisi yok. Onlarin varolus nedenleri, hükümetin onlari ‘önemli’ adamlar kilmasi. Zira, önemli olabilmek için hükümete yakinliktan baska bir özellikleri yok. Hal böyle olunca, Tayyip Erdogan’in anlamadigini onlarin anlayabilmesi de mümkün degil.
Televizyonun popüler dizilerinin senaristi Gülse Birsel dün ‘durumun ne oldugunu’ Basbakan’a ve onun gibilerine anlatmak için Hürriyet Pazar’da çirpiniyordu:
‘… Konuyu baska bir yerden, farkli taraftan ele alacagim: Su an Ak Parti ekibinden olsaydim, derdim ki ‘Arkadaslar, durum iyi degil ha! Acilen kendimize gelelim! Ülkeyi okuyamiyoruz! Hata ediyoruz!.. AKP’ye oy vermemis,.. aralarinda midesi yanmasin diye gazli içecek içmeyenler de dahil, su an gözünü karartmis sokakta gaz yiyor! Niye böyle oldu? Deli degil herhalde bu insanlar… Bakin kardesim millet çok sikildi! Cihangir, Nisantasi filan degil bahsettigim… Otoriter tavir artik kristalize oldu, kafamizin üzerinde sallanip duruyor… Alkol, malkol derken özgürlüklere çatir çatir müdahale ediyorsunuz! Ve ‘Biz yapariz, kimseyi de takmayiz’ diyorsunuz! ‘Yalniz bir dakka söyle ki..’ diyene de basiyorsunuz biber gazini! Gezi Parki eyleminin temeli sehrin agaçlaridir. Ama eylemin büyüyüp yayilmasindaki gayet sivil, masum ve duygusal altyapinin tercümesi sudur: Eeeah yetti beaaa!’
Olay budur. Ve, iste, ‘özgürlük oksijeni’nin kisitlanacagini hisseden Istanbul, Tayyip Erdogan’a ‘one minute!’ dedi.
Olay budur.
——————————————–
Radikal-3 Haziran
Cengiz Çandar