Haber

Sair Kemal Burkay: ‘Ankara anilarimda genis yeri olan bir kent’

Adnan Gerger’le yapilan bu söylesi, 12 Aralik 2012 tarihli Haber Türk gazetesinin ‘Ankara’ ekinde, ‘Ankara insanin içine isleyen bir kent’ basligi altinda ve tam sayfa olarak yayinlandi. Gerger’in aldigi notlara göre metinlestirilip yayinlanan söylesinin Burkay tarafindan redakte edilmis son biçimini asagida okurlarimiza sunuyoruz.

‘Ankara’nin hayatimda önemli bir yeri var. Üniversiteyi burada okudum, askerligimin bir bölümünü, avukatlik stajimi Ankara’da yaptim. Daha sonra bir dönem Ankara’da avukatlik ve siyaset yaptim. Birinci esimi de, ikincisini de burada taniyip evlendim. Ankara anilarimda genis yeri olan bir kent…’

Çogu bilmezdi ismini. Ama siirleri yakin zamanda sarki oldu, türkü oldu, dilden dile söylenip durdu. Özellikle 1971 yilinda Mamak Askeri Cezaevi’ndeyken yazdigi ‘Tutsaklar’ adli siiri , ‘Mamak Türküsü’ adiyla dillere pelesenk oldu, olmaya devam ediyor. Oysa o siyasi kimligi nedeniyle bu cografyada yasakti. Yaklasik 30 yil sonra yurt disindaki kaçak yasamini sonlandirarak yakin zamanda Türkiye’ye döndü, yine siyasi kimligiyle… Bu ünlü sair Kemal Burkay’di. Iste ben de Kürtçe ve Türkçe çok sayida siir ve edebiyat kitabi, politik deneme kitabi olan Kemal Burkay’la sair yönüyle, siiri ve Ankara’nin edebiyata ve duygularina izdüsümü üzerinde konustuk.

Tutsaklar’i hangi kosullarda yazdiniz?

Mamak cezaevindeydim. 1971 yilinin son aylariydi. 12 Mart döneminde önce gözaltina alinip Istanbul’a götürüldüm. Mahir Çayan ve arkadaslari tarafindan Israil Baskonsolosu Efraim Elrom kaçirilmisti. Bizi, 50 dolayinda yazar, bilim adami ve sendikaciyi rehine olarak gözaltina alip Davutpasa Kislasi’na koydular. Aramizda Yasar Kemal, Samim Kocagöz, Muzaffer Erdost, Dogan Avcioglu, Muammer Aksoy ve Kemal Türkler de vardi. Cunta bir bildiri yayinlamisti, eger Elrom’a bir sey olursa hesabini bizden soracaklardi! Ama bir ay geçmeden oradaki herkesi biraktilar. Beni önce Diyarbakir’a, ardindan Ankara Mamak Askeri Cezaevi’ne götürdüler. Tutuklandim. Mamak’ta merkez binanin güneyindeki askeri gazinodan bozma bir binaya koymuslardi bizi. Havalandirma alaninin çevresinde duvar yoktu, ama dikenli tel vardi. Çevrede genç fidanlardan olusan agaçlik bir alan da vardi. Ilerde bir gecekondu mahallesi görünüyor ve aradan Samsun asfalti geçiyordu. Bana ‘Tutsaklar’ siirini yazdiran bu manzara oldu. Orada dört ay kadar kaldim ve baska siirler de yazdim. Daha sonra yeniden götürüldügüm Diyarbakir Askeri Cezaevi’nde de yazdim. Bunlar dönemi, içerdeki adamin duygu ve düsüncelerini yansitan siirlerdi. Onlari herhangi bir aramada ele geçmesinler diye ot minderin içinde sakliyordum.

T U T S A K L A R (Mamak Türküsü)

Geldigimizde otlar yemyesildi
Ve kuzeydeydi günes
Kömür deposu bosaldi iste
Mamak’a sonbahar geldi

Günes altinda tutsaklar
Geçen sonbahara bakiyorlar
Sirin mi sirin gecekondu evleri
Samsun asfaltinda otomobiller
Ne güzeldir yollarda olmak simdi

Ankara sizin için ne anlam ifade ediyor?

Ankara benim için yabanci bir yer degil. Hayatimin uzunca bir bölümü bu kentte geçti. Ilk kez 1956 yilinda Hukuk Fakültesi’ne kaydolmak için Ankara’ya geldim. Van’da, Ankara’nin köylerinde ögretmenlik yaparken bir yandan da disaridan sinavlara girerek fakülteyi bitirdim. Yedek subay okulu egitimini de Ankara’da yaptim. Daha sonra 1963-64 yillarinda avukatlik staji ve ilk evliligim… 1972-1974 arasi iki yil süreyle Almanya’da idim. Dönüste yeniden Ankara, avukatlik ve siyaset… Ikinci evliligim yine Ankara’da… Ankara anilarimda genis yeri olan bir kent. Almanya-Münih’te iken yazdigim bir siirimde söyle diyordum:

B E K L E Y I S

Almanya’da bir ikindiyse
Gün vurmussa ekim çatilarina
Cebeci etekleri gelir serilir pencereme
Dokuz yüz altmis dörtlere çeker giderim
…………………..
Bu sevinç ne?
Sanki Ankara’da bir sokaga indim
Ey bana eylül asklari getiren günes
Ve yagmurun altinda simsicak yürek
Sanki on sekizinde hirpani gencim

Elbet Ankara’nin anilarimdaki yerinin bir yani da hapishaneleridir. 1967’de Ulucanlar’da, 1971’de Mamak’ta yattim. Ulucanlar’da kaldigimiz kogusa ‘Hilton’ deniyordu. O dönem hapiste olan Celal Bayar’i Kayseri’den Ankara’ya getirmek planlanmis ve iki katli bu kogus da onun için yapilmisti. Ama Bayar o arada, Ankara’ya gelmeden tahliye olunca 21 Mayisçi subaylari oraya koymuslardi. Onlar üst katta, biz alttaydik. O dönemde Yeni Akis adli dergide Kürt sorunuyla ilgili yazdigim bir yazi nedeniyle tutuklanmistim.

Ilk siir kitabim (Prangalar) Ankara’da Remzi Inanç’in Memleket Yayanlari’nda çikti, 1967 yilinda. Ikinci siir kitabim (Dersim) de 1975 yilinda, yine Remzi Agabey’in Toplum Yayinlari arasinda basildi.

G Ü L Ü M S E

Hadi gülümse bulutlar gitsin
Isçiler iyi çalissin, gülümse
Yoksa ben nasil yenilenirim
Belki sehre bir film gelir
Bir guzel orman olur yazilarda
Iklim degisir, Akdeniz olur, gülümse

Sazlarim vardi, irmaklarim vardi çok
Çakil taslarim vardi benim
Ama sen baskasin anliyor musun?
Tut ki karnim acikti anneme küstüm
Tüm sehir bana küstü
Bir kedim bile yok anliyor musun?

Iklim degisir, Akdeniz olur, gülümse

Iyi ki döndüm diyor musunuz?

Elbette. Eger kosullari olsaydi daha ilk günden dönerdim.

Ankara’yi nasil buldunuz? Çok degismis mi?

Çok büyümüs ve elbet degismis. Ben Ankara’ya ilk geldigimde 280 bin nüfuslu bir sehirdi. Diskapi’nin ötesi Keçiören’e kadar kirsal alandi. Keçiören, Etlik, Dikmen bahçeler içinde Ankara’nin sayfiye bölgeleri idiler. Kent içi ulasim çok rahatti. Troleybüsle kisa zamanda Cebeci’den Bahçelievler’e ulasirdiniz. Bir-iki gün içinde Ankara’yi dolasip bitirebilirdiniz. Simdi Ankara dörtbir yana tasmis, yayilmis; çok da betonlasmis, bogulmus. Ulus’un, Cebeci’nin, Yenisehir, Kavaklidere ve Çankaya’nin o eski büyüsü kalmamis…

Eski Ankara’nin izlerini surada burada görüyorum… Hukuk Fakültesi eski yerinde duruyor, degismemis. Siyasal da eski yerinde; ama önündeki bahçeye biçimsiz bir sey yapmislar, imaji degismis. Okulun girisinde güvenlik var. O zamanlar yoktu. Geçen gün önünden geçerken yanimdaki arkadasa otomobili durdurmasini söyledim ve indim. Güvenlige söyleyip 1960 yilinda, yani 52 yil önce bitirdigim okulumu görmek istedigimi söyledim. Kapali dediler. Girip hiç degilse bahçesini görmek istedigimi söyledim. Bahçeyi dolasirken beni taniyan orta yasli birine rastladim. O da fakülteyi 1990 yilinda bitirmis, Diyarbakir’da bir dönem savcilik yapmis ve benim gibi önünden geçerken nostaljik duygularla görmek istemis…

Ankara’ya ve aktif siyasete geri dönüsünüz siyaset-edebiyat arasindaki iliskiyi etkiledi mi?

Ben edebi çalismalarla siyaseti hep bir arada götürdüm diyebilirim. Ilgim önce edebiyata idi. Ilk gençlik dönemlerimde iki roman da yazdim. Ama siyasete girince romani biraktim; çünkü o çok zaman alan bir is. Ama siiri ve diger bazi edebi çalismalarimi sürdürdüm. Öte yandan, son yillarda örgüt yöneticiligi yapmasam ve artik böyle bir görevi düsünmesem de, siyasetten hiç kopmadim. Ülkeye dönünce durum degisti. Hak ve Özgürlük Partisi’nin (HAK-PAR) kisa süre önce yapilan kongresinde Genel Baskanliga seçildim.

Siyaset ve edebiyat iliskileri kimi insanlara aykiri görünebilir. Siyasetin sikintilari çoktur; ama eger iyi seyler yapar ve toplum için iyi seyleri savunursaniz siyasetin de güzel yanlari vardir. Bu konuda bir keresinde söyle demistim: Edebiyat dikenli güldür, siyaset ise güllü diken…

Yeni dönem siiriyle ilgili olarak neler diyeceksiniz?

Kimse alinmasin ama, yeni dönemin siirini, bazi istisnalarin disinda anlamakta güçlük çekiyorum. Çok soyut… Bazi dostlar sanki hiç anlasilmamak için yaziyorlar. Elbet bu akim bir dereceye kadar daha bizim dönemimizde, 1960’li yillarda baslamisti. O zaman ‘Ikinci Yeni’ deniyordu ki ben de bir dereceye kadar etkilenmistim. Sanirim sanatta bu tür akimlarin ortaya çikmasinda dönemin, toplumsal olaylarin önemli payi var. Örnegin 2. Dünya Savasi’nin acili kosullari yazar ve sanatçilarin içe kapanmasinin, soyut edebiyat akimlarinin ortaya çikisinin, bir bakima yasanan yabancilasmanin önemli bir etkeni idi. O dönemde Camus’nun ‘Yabanci’si ve ‘Degisim’i, Sartre’nin ‘Bulantisi’ bu türdendir. 12 Eylül sonrasi ülkemiz siirinin yasadigi degisim de bu dönemde yasananlardan ‘baskilar, cezaevleri, iskenceler, sürgünler- bagimsiz degildir sanirim.

Bu durum sanatin diger dallari için de söz konusu. Stokholm’de bir tablo görmüstüm, çerçeve içindeki tümüyle beyaz fonun üzerinde bir kirmizi nokta… Bir baska ünlü tabloda ise, yine çerçeve içindeki beyaz fonun üzerinde yan yana bes çizik… Benim gibi empresyonizme; Monet’ye, Van Gogh’a, Kübizmin ustasi Picasso’ya, Chagall’a, renk ve desen harmonisinin ustasi Kandinsky’ye hayran biri için bu tür resimlere isinmak kolay degil…

Elbet bir genellestirme yapmak dogru degil. Sanatin bir de kendi serüveni, sanatçinin kendi arayisi var. Sanat zaman içinde degisiyor ve yenileniyor. Siirde de bu böyle, romanda, resim ve heykelde de. Bu nedenle yeni kusaklarin yöneldigi yeni sanat akimlarini da biz, bir bakima ‘eski kusaklar’, yeterince kavramiyor olabiliriz…

Dengê Kurdistan

Back to top button