Savrulma
http://iys.turkmedya.com.tr/gorseller/yazarfotos/firaterez-150×150.jpg
10 Aralik aksami PKK, Dolmabahçe’de saldirdi.
Besiktas-Bursaspor karsilasmasi sonrasi seyirci dagilmisken, güvenlik için bölgede bulunan çevik kuvvet polislerinin hemen yaninda bir bombali araç, seyir halindeyken patladi.
Patlamanin 45 saniye sonrasinda, Maçka tarafindan patlama bölgesine inen yol üzerinde ve ilk patlama yerinden birkaç yüz metre uzakta, güvenlik güçleri süphelendikleri bir sahsi durdurup üzerini aramak istedi. Ama o da bir canli bombaydi ve etrafini çevirmis, kimi hemen bitisigindeki 10 kadar polisle birlikte kendini patlatti.
Bu ikiz bombali saldiri, detaylar henüz ortaya çikmadan, önce ISID olarak algilandi ama sonra resmi agizlardan PKK denmeye basladi.
Ikiz bombali saldiri genellikle ISID’in basvurdugu bir yöntemdi. Ama bu seferki taktik bir ilk oldu. Önce bir bombali araç ve hemen ardindan gelen bir intihar eylemcisi ilk kez görüldü.
Buna hazirlikli olmayan polislerin, muhtemelen patlama sonrasi karisikliktan istifadeyle bölgede görev yapmakta olanlari hedefleyen intihar eylemcisine fazla yaklasmalari, ikinci felaketi getirdi.
Bu taktik yeni oldugu için intihar eylemcisine gafil avlanis belki kabul edilebilir. Ama ilk patlamada bomba yüklü araçla hedef alinan polis grubunun, trafik akisina bu kadar yakin bir toplanma bölgesinde bulundurulmalari, üzerinde düsünülmesi gereken bir zafiyet ve sorusturulmayi hakediyor.
Saldiriyi bir gün sonra PKK’nin yari-otonom uzantisi TAK üstlendi.
TAK, PKK’nin kendi iddiasina göre onlardan bagimsiz, örgütü yeterince sert bulmayarak ayrilmis bir baska örgüt.
Kimler oldugu bilinmiyor.
Açik olan, eylemlerinin tamaminin kentleri hedeflemesi ve asker/polis-sivil ayrimi yapmamasi.
TAK’in otonomisi, biraz PKK’nin onu reddetme tiyatrosundan, biraz da örgütlenmedeki kapaliligindan geliyor.
TAK üyeleri, genellikle diger PKK’lilar gibi legal örgütlenmeler veya görece hafif siddet içeren eylemler içinde yer almiyor, grubun disinda duruyorlar.
Bu da onlara eylem günü gelene kadar bir gizlilik perdesinin ardinda saklanma olanagi sagliyor.
Ancak eylem akli Kandil’den bagimsiz degil. TAK, Kandil için bir gizli silah ve kosullara göre istendiginde devreye sokuluyor.
‘Bu kadar da alçakca davranamazlar’ denilen bir yerde, biçimde ve genellikle de PKK yenilirken saldiriyor. Ama saldiri sorumlulugu PKK’ya yüklenmiyor. (Bu da bir yaniyla, ISID’in Türkiye’deki eylemlerini üstlenmemesine benziyor.)
Bunlardan baska, amacindan sapmis görünen, PKK’yi kitlesi karsisinda olumsuz pozisyona itecek eylemler için de bir kurtarici TAK.
Siddet amacini mi asti; gereginden fazla mi sivil ölüm var örnegin?
Yine devreye TAK giriyor ve PKK’nin yerine eylemi o üstleniyor (TAK konusunda detayli bir okuma için bkz http://www.gazetebirlik.com/yazarlar/taknedir-ne-degildir/).
Konu PKK ve ona yakisan cinsten bir saldiri olunca, Dolmabahçe sonrasinda muhalefetten her zamanki gibi öznesiz, hedefsiz, yuvarlak kinamalar geldi. PKK tarafi da, suçu TAK’a atarak yine yarim agiz kinamalarda bulundu ama akan kanin sorumlusu olarak hükümeti gösterdi.
Saldiriya gösterilen tepkilerdeki asil fark ise hükümet ve destekçileri tarafindaydi.
Kuskusuz saldiri oldukça etkiliydi ve hem maç çikisina denk getirilisi, hem kayiplarin çoklugu, hem de Istanbul’un en merkezi yerlerinden birini hedef almis olmasiyla, herkesin öncekilerden çok daha fazla sarsilmasina sebep oldu. Ama yansimalari, sayilan bu özellikleriyle açiklanabilmenin çok ötesindeydi.
Ilki Içisleri Bakani Süleyman Soylu’dan geldi. Samimi, bilinen heyecaniyla ve elbette hakli bir hüzünle konusan Soylu, içinde ‘gebertmek, hayvanlar, intikam’ gibi kelimelerin geçtigi bir açiklamada bulundu
(https://www.youtube.com/watch?v=8jYLgfUuGBg).
AK Parti milletvekillerinden Samil Tayyar ise katildigi bir televizyon programinda, kendi ifadesiyle ‘milletten emir alacak’ bir ‘Yeni Derin Devlet’ vizyonundan söz etti (http://t24.com.tr/haber/samil-tayyar-yeni-bir-derin-devlet-olusturulacak-bunlar-milletten-emir-alacak,376362).
Bakan Soylu’nun ve milletvekili Tayyar’in açiklamalarinda görülen bu söylem savrulusu, sosyal ve konvansiyonel medyada, köse yazilarinda, tv programlarina çikan farkli isimlerin demeçleriyle de çogaltilip çesitlendi.
Saldiri anindan bu yana esen ve Halep’in Suriye rejiminin eline düsmesiyle daha da alevlenen bu yikici, intikamci ve aslinda hedefsiz, beyhude söylem rüzgari kolay kolay dinecek gibi gözükmüyor. Bu açidan, her geçen gün isler kötüye gitmekte.
Tam olarak neden söz ediliyor?
Intikam? Derin Devlet? Nedir bunlar?
Kimden intikam alinacak?
Saldiriyi gerçeklestiren iki intihar bombacisi zaten ölmüs ve onlari yönlendirenler de namlunun ucunda; görülseler vurulacaklar.
Her gün sinir içi ve disinda, havadan ve karadan operasyonlar yapiliyor, PKK’lilar vuruluyor. Açik, kanli, karmasik bir savas zaten hüküm sürmekte.
Ve Yeni Derin Devlet ne demek oluyor acaba?
Kanunlardan bagimsiz, kendi insiyatifi ile hareket eden, sorusturulamayan, yargisiz infazlar gerçeklestiren 90’lardaki eskisinden ne farki olacak?
Nasil ve hangi mekanizmayla ‘milletten emir alacak’?
Evet, isler kötüye gidiyor, çünkü bu savrulus, birakalim etik-siyasi yanlisligini, aslinda terör karsisinda yenilgiye ugramak da demek.
Türkiye içeriden, etkisi artik iyice azalmis olsa da DHKP-C TIKKO gibi sol örgütlerin tehdidi altinda. Hem içeriden hem (Suriye ile disaridan) PKK’nin tehdidi altinda. El Bab cephesinde ve tekrar yurt içinde ISID’in de tehdidi altinda. Fakat bir taraftan da bunlarla gayet iyi basa çikiyor.
15 Temmuz darbesi ardindan ilan edilen OHAL, baslangiçta toplu görevden alma, sebepsiz gözalti, ani isten atma gibi uygulamalarda asiriya kaçtiysa da, arada yapilan hatalar telafi ediliyor ve ne iskenceden, ne yargisiz infazdan, ne de benzeri, siddet içeren uygulamalardan sikâyet duyulmuyor.
Tarihte yasanan benzer durumlardaki sicili hiç de parlak olmayan Türkiye Cumhuriyeti devleti, bu kez oldukça farkli, kontrollü, bilinçli ve sagduyulu bir süreci yürütüyor.
O zaman bu savrulus neden?
Yapilmasi gereken, önceden de denenmis ve basarilmis olan:
Saldirinin etkilerini olabildigince çabuk ortadan kaldirmak, en hizli tarafindan normale dönmek, olagan hayat akisini saglamak, vekar içinde yas tutmak.
Bu amaci asan söylemlerin, panik ifadelerinin, hedefsiz saldirganliklarin ne geregi var?
Terörün istedigi tam da bu degil mi?
Devlet, kanunun verdigi yetki ile ve yine kanun sinirlari içinde kalarak basarili operasyonlarla ilerliyor, terör örgütleriyle mücadelesini sürdürüyor. Terör de ondan bekleneni yapiyor ve savas alaninin disindaki hayata saldiriyor.
Benzeri bir çok eylem engelleniyor ama elbette aradan kaçirilanlar da oluyor.
Ülke buna dayanmak ve itidal göstermek zorunda.
Terör karsisindaki en saglam durus, ondan en az etkilenmis ama ögrenmis, gelismis ve mücadele için bilenmis olani degil mi?
Simdiye kadar öyleydi, ama artik hayir. Bu sefer öyle olmuyor.
Beyhude intikam çigliklari bir türlü dinmek bilmiyor, gereksiz güç gösterilerine girisilerek aslinda bir zayiflik sergileniyor, küçük Kürt çocuklarinin çektikleri zilgitlar ve halaylar hedeflestiriliyor, HDP’liler gözaltina alinirken duvarlara tahrik edici yazilar yaziliyor.
Sanki bugüne kadar istenmis ama bir türlü basarilamamis olan — terör karsisindaki tepkinin Kürt toplumuna dönük bir nefret ve saldiriya evrilmesi ve Kürtlerin de buna PKK safinda savasa dahil olarak cevap vermesi — isteniyor.
Degisen ne peki?
Ne oldu da bu suursuzluga, sagduyunun bunca disina savruluyoruz?
Muhtemelen bir baska hastalikli söylem etkili oluyor. Birlik çagrilari esliginde dillendirilse de aslinda halki karanlik bir yalnizligin içine itmekten baska ise yaramayan bir söylem: Belli belirsiz, gücü tahmin edilemeyen ama neredeyse herseye kadir, kimliksiz veya duruma göre kimlik degistiren, hangi yöntem ve silahlarla savasilacagi bilinemeyen ve tahmin edilemeyen bir ‘üst akil’ söylemi söz konusu.
Cumhurbaskani Erdogan tarafindan da birkaç kere, artik degismesi gereken bir dünya düzenini çagristiran ‘Dünya 5’ten büyüktür – BM sistemi degismelidir’ gibi argümanlar esliginde ifade edilen bu tanimlama, iktidar taraftari medyanin elinde neredeyse bir heyulaya dönüstürüldü.
Erdogan ‘Isterlerse hepsi birden gelsinler!’ diye ISID, FETÖ, PKK ve diger terör örgütlerini isaret ettiginde, bu, medya tarafindan çok geçmeden ‘üst akil’ konseptine baglaniyor ve bazilari birbiriyle savas halinde olup karsilikli yüzlerce militanini katletmis bu örgütler her nasilsa birden birlestiriliveriyor.
O malum ‘üst akil’ her nasilsa tüm bu örgütleri Türkiye aleyhine çalistiriyor (ve birbirleriyle çatismalari da bir aldatma aslinda).
Yine ayni ‘üst akil’ ABD’yi ve Avrupa ülkelerini de Türkiye aleyhine yönlendiriyor.
15 Temmuz darbesinin ardinda, elde tek kanit yokken, aksine kanitlar ve resmi söylemler ise bol bol mevcutken, hep ABD bulunuyor, gösteriliyor; bunu reddetmek veya sorgulamak neredeyse vatana ihanet addediliyor.
Darbenin saskinliginda gecikmis açiklamalar bahanesiyle, evet, PKK destekçisi, ama adi PKK olmayip bulunduklari ülkelerin kanunlarina göre örgütlenmis PKK yanlisi kitle örgütlerine gösterilen hosgörüden hareketle Avrupa, ‘terör destekçisi düsman’ sinifina, bir daha çikmayacak biçimde konuyor.
Düne kadar, henüz ortada bir OHAL yokken Türkiye’de de yayinlanan ve benzer haberler yapan Avrupa’daki PKK yanlisi gazete ve dergiler, Avrupa’nin PKK’ya açik desteginin kaniti olarak etiketleniyor.
Elde kalan…
Fethullah Gülen’in iadesini saglamak için ABD nezdinde girisilecek uzun bir hukuk maratonu degil.
Dolmabahçe saldirisini Avrupalilara anlatip, PKK yanlisi organizasyonlar üzerindeki baskinin artmasini saglamaya dönük ikna kampanyalari degil.
Avrupa’nin mülteci sorununda Türkiye’ye destegini saglamak degil.
FETÖ üyelerine ‘Etkisinde oldugunuz o halusinasyondan, o din tüccarinin etkisinden çikin; gerçege ve o acayip örgütünüz yerine memleketinizin çikarlarina dönün’ demek degil.
PKK’ya ‘bize ve hayatimiza ne kadar saldirirsaniz saldirin, yikamayacaksiniz ve eninde sonunda o silahlari birakacaksiniz’ demek degil.
ISID’a ‘Islam adina giristiginiz katliamlarin sonu geldi, artik o acisindan beslendiginiz insanlari tarafiniza ve çikariniza kullanamayacaksiniz’ demek degil.
Elde kalan, tutarsiz, anlamsiz, abartili bir korku ortamindan beslenen gazete basliklari, televizyon programlari, köse yazilari ve hezeyanlar.
Evet, en çok da onlar.
Ve o hezeyanlar tek bir ses olmus, gerçekte olmayani bagiriyor, ‘Üst Akil !’ diye haykira haykira diger bütün sesleri susturuyorlar.
————————————————–
Serbestiyet-13 Aralik
Firat Erez