Seçim ve muhalefet

Ilk seçimin normal zamanina bir hayli zaman var. Zaman olabilir ama epeydir bu ülkede “normal” diye bir sey kalmadi. Neyin “normal” olabileceginin bir tek ölçütü var: Tayyip Erdogan’in iktidarda kalmasina yardimci olacak sey. Seçim tarihi de böyle: Öylesi uygun olacaksa yarin da seçim olabilir, bastan saptanmis tarihinde de olabilir. Ya da o tarih geldiginde kosullar beklenen kivama gelmemisse, ertelenebilir de. “Normal” kavrami böyle tarumar olunca “sasma” duygusu da köreliyor. Bogaziçi Üniversitesi’ne rektör seçme yöntemine birkaç yil önce sasirabilirdik. Kapiya kelepçe vurulmasina da sasirabilirdik. Kizmak, isyan etmek falan gibi tepkiler de gösterirdik ve gene gösteriyoruz. Ama “sasirma”? Ben kendi hesabima sasirmaz oldum. “Demek bunu da yaptilar” diyorum, o kadar.
Bizim buralarda böyle de baska yerlerde çok mu farkli? Iste tam bu günlerin olayi: Amerika! Donald Trump, Amerika Birlesik Devletleri’nin Cumhurbaskani! “Bunu da yapti.”
Dönelim kendi isimize. Amerika hakkinda daha çok yazacagiz, hele veriler biraz daha biriksin ve saydamlassin.
Seçimin yapilmasinin “normal” zamanina daha çok var. Ama gün geçmiyor ki birilerimiz seçim lafi açmasin; gün geçmiyor ki, seçim olursa kimin ne alacagi konusulmasin. Burada birbiriyle çelisen iki etkene dikkat ediliyor: Zamanlamaya Tayyip Erdogan karar verecek, bundan kimsenin süphesi yok. Peki, neyi hesaplayarak karar verecek? Bir kosul, genel havanin kendi lehinde oldugunu düsünecek, “Simdi sirasidir” diyecek. Bunun için bir “basari” gerekiyor ki, ufukta böyle bir basari ihtimali görünmüyor. Erdogan ve AKP inise geçmis durumda. Bu “inis”, beklendigi ya da umuldugu kadar hizli degil; ama var. Iktidarin kendisinin de bunun farkinda oldugu “gayrinizami” davranislarindan belli. Dolayisiyla, Erdogan belirli bir süreden beri uygulamaya koydugu “gerilim” politikasi içinde bir elverisli an kollamayi da seçebilir. Iktidari birakmamak en büyük amaç olduguna göre, gerilimi ateslemekten çekinecegini sanmiyorum.
Öteki ihtimal de kötü gidisin katlanarak devam etmesi ve seçimin bir kaçinilmazlik olarak ortaya çikmasi. Bu da belirli kosullarda olmayacak bir sey degil: Ekonomi kötü gidiyor ve bunu düzeltmek üzere Erdogan’in yapabilecegi bir sey oldugunu sanmiyorum. Dis politikada yapabilecegi çok sey var ama yapmamaya kararli. Bunun giderek bir cendereye dönüsecegini tahmin ediyorum. Ne var ki, bu gibi gelismeler sonucunda Erdogan’in “çaresizlik”ten ötürü “seçime gidelim” diyecegini sanmiyorum. Kendini böyle bir noktada bulacagini anladigi anda gerilim alternatifine sarilacaktir. Bugünkü politikalariyla seçimin “normal” kabul edilen tarihine kadar dayanamayacagini tahmin eden çok kisi var. Hakli olma ihtimalleri de yüksek.
Çesitli muhalefet partilerinin sözcüleri bu soru soruldugunda “Biz her an seçime haziriz” diyerek cevap veriyorlar. Özetlemeye çalistigim kosullarda öyle olmalari gerekiyor zaten. Ama gerçekten hazirlar mi? Bundan emin degilim. Yani, herhalde seçim olursa kimin nerede olacagi, sandiklarin basinda kimlerin görev yapacagi gibi konularda hazirliklari vardir, muhtemelen tamamdir. Ama seçimi kazanmaya hazirlar mi? Emin olmadigim konu bu.
Durmadan anketler yapiliyor. En fazla oy alan parti AKP. Cumhurbaskanligina kim adayligini koyar ve kim en çok oyu alir? Geçenlerde bir anket sirketi Mansur Yavas ile Ekrem Imamoglu’nun en azindan ciddi rakip olabilecegini gösterdi ama Erdogan’in birinci çikacagini gösteren anketler de var. Yakin zamana kadar açik ara birinci gidiyordu.
Demokrasi konusunda, bütün siyasi alanlarda tipik bir fasist politika izliyor. Dis politikada devam eden kavgaci tavir herkesi endiselendirmeli -tehlikeli. Ekonomi günden güne sarpa sariyor. Bu arada inanilmaz zengin edilenlerle yoksulluga itilenler arasindaki kontrast ve tepede kalanlarin “itibar”i göz çikariyor. Pandeminin basindaki “Galiba iyi gidiyorlar” izlenimi iyice siliklesti. Bütün bunlar oldu, oluyor, olmakta.
Bütün bunlarin AKP’ye oy vermeye devam eden kitle üzerinde etkileri yok degil; ama oldukça sinirli. Neden?
Aykiri bir örnek verecegim: Amerika’daki garip olaydan sonra özellikle siyahlardan bir soru geldi: “Bu kadar kisi nasil böyle bir binadan içeri girebildi?” Ve sunu eklediler: “Girmeye çalisanlar siyah olsaydi böyle bir sonuç imkansiz, olmazdi.” Bence de dogru bir tespit.
Ben de sunu soracagim: Yukarida “AKP’nin performansi” olarak özetledigim durumu CHP yaratmis olsaydi, CHP simdi nerelerde olurdu? Baykal’in baraji geçemeyen CHP’si, Ecevit’in DSP’sinin ugradigi (ondan önce CHP’sinin de) kayiplar… Neden bu, Türkiye halki anasindan “sagci” olarak mi doguyor? Bu mantiken mümkün olmadigi gibi ampirik düzeyde de böyle olmadigi görüldü. Çünkü CHP en yüksek oyu alan parti olmayi da basardi. Bunu yaptiginda tek-parti rejiminin anilari bugünküne göre çok daha tazeydi. Demek ki halk, Halk Partisi’ne, “kurtarici” gözüyle bakmiyor. AKP oy kaybediyor. Bu durumda CHP’nin oy kazanmasini beklersiniz. Ama böyle de olmuyor.
Neden?
Türkiye’nin girdigi su son derece kritik ve hayati dönemeçte bu sorunun cevabi da hayati bir önem tasiyor.
Bu yazida soruya cevap vermeye kalkismayacagim. Herkes gibi benim de kafamda eksik – tamam, dogru – yanlis birtakim açiklamalar var. Bundan sonra yazdikça bunlara aklim erdigince birtakim açiklamalar getirmeye, tartismaya çalisacagim. Ama bu seferlik, bu konulara girmeden, bu soruyla bitirmek istiyorum.
—————————————————–
9 Ocak 2021
Murat Belge