Makale

Siginmacilara Karsi Degiliz; Ama…

‘Herkes zülüm karsisinda baska ülkelerden siginma talebinde bulunma ve siginma olanagin’dan yararlanma hakina sahiptir.’
Insan Haklari Evrensel Bildirgesi, 4. madde.

Türkiye çok uzun yillardir göç alan bir ülke olamasa da, çesitli ülkelerden gelen göçmenlerin ugrak yeriydi. Göçmenler simdiye kadar Avrupa ülkelerine Türkiye üzerinden ulasiyorlardi. Ancak özellikle Avrupalilarin ülkelerine göçleri durdurmaya yönelik politikalari nedeniyle artik
Türkiye’de de göçmenler kalicilasiyor. Zaten diktatörlüklerle yönetilen ülkelerlerle dolu olan bölgemizde, 11 Eylül saldirisindan sonra Irak ve Afganistan’nin isgali, Arap Bahar’i ve bu gelismelere bagli yeni savaslar; özelikle de Suriye iç savasinin etkisi ile Ikinci Dünya Savasinda bile yasanmamis göçler yasandi; yasaniyor, yasanacak. BM (Birlesmis Milletler) verilerine göre Akdeniz ve Güneydogu Asya’daki göçmen trajedileri inanilmaz rakamlar içeriyor. Geçen yil dünyada yerinden yurdundan olan 59.5 milyon insanin yarisindan fazlasi çocuk. 2013’te bu rakamin 51.2 milyon olduguna dikkat çeken BM, ‘2013’te günde 32 bin kisi evini terk etmek zorunda kalirken, 2014’te bu rakam 42.500’e ulasmis’. Bu da dünyada her 122 kisiden birinin evini terk etmek zorunda kaldigi anlamina geliyor. En çok mülteci kabul eden ülkelerde Türkiye’yi 1.51 milyon mülteciyle Pakistan ve 1.15 milyon mülteciyle Lübnan izliyor. Türkiye, en çok bireysel siginma basvurulari yapilan ülkeler arasinda Rusya, Almanya ve
ABD’nin ardindan 4. sirada. Bu rakamlarin 2016′ da artigini söylemek abarti olmaz. Üstelik bu rakamlara iç göçler eklenmemistir.

Türkiye, uluslararasi mülteci hukukunun iki temel metni olan 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözlesmesi’ni ve 1967 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne Iliskin New York Protokolü’nü ‘cografi sinirlama’ çekincesi ile imzalamistir. Buna göre; Türkiye ‘Avrupa’dan’ gelenlere ‘mülteci’ olma haki tanirken, Avrupa disindan gelenlere bu haki tanimamakta, bu kisilere üçüncü ülkelere gidebilecekleri süre boyunca Türkiye’de kalmalari için ‘siginma’ haki vermektedir. Bununla birlikte siginma arayan bu kisilerin de barinma, saglik, egitim ve temel insani ihtiyaçlarinin saglanmasi Türk devletinin sorumlulugu dahilindedir. Türkiye’nin komsu ülkelerden gelecek insanlarla ilgili bu uluslararasi anlasmalara ‘cografi sinirlama’ çekincesi koymasi Kürt-Kürdistan sorunuyla yakindan iliskilidir.

Göçmenlerin Dünya da ve ülkemizde yasadiklari dramlari ve onlara yapilan insanlik disi uygulamalari yakindan biliyoruz. Bu büyük trajediyi anlamamiz için her gün sahillere vuran onlarca ceseti ve Alan Kurdî’nin cansiz bedenini göz önüne getirmemiz sanirim yeterli olur. Kisacasi Dünyamiz da çagin insanlik drami yasaniyor. Hem de gözümüzün önünde. Bu arada barisçil siyasal yöntemlerin ne kadar degerli oldugunu bu olaydan da anlamak zor olmasa gerek.

Aslin da durum yukarida kisaca degindigimizden de daha vahim. Peki Türkiye ve Kürdistan’a gelen mülteci, siginmaci, geçici siginmaci diye adlandirilan bu insanlara karsi biz demokratlarin, sosyalistlerin, sosyal demokratlarin, halklarin kardesligini savunanlarin hiç mi yapacaklari görevleri yok? Bütün siyasi partiler, kurumlar bu konuda hemen hemen bir konsensus olusturmus durumdalar. Su anda’Biz siginmacilara karsi degiliz, deyip, ama … ‘ ile devam eden genel bir anlayis var. Tüm partiler siginmacilara karsi yapilan eylemlerde boy gösteriyorlar, ve açiklamalariyla bu gösteri ve protestolara destek oluyorlar. Oysa bu yaklasim irkçidir. Dünyadaki bütün demokratik ülkelerde de bu durum böyle tanimlanir. Demokratik ülkelerde siyasal kurumlar bu konuda görüslerini dile getirirken mültecilerin haklarina vurgu yaparlar. Hükümetlerin eksikligini bu çerçevede dile getirerek muhalefet yaparlar. Türkiye de böyle mi? Hayir. Üstelik bu irkçiligin öncülügünü Türkiye’nin en Irkçi partisi MHP degil de,, Türkiye’nin sözde sosyal demokrat partisi CHP yapiyor. ‘Siginmacilara karsi degiliz, ama iki milyon issizimiz varken Suriyelilere nasil is vereceksin?’ diyor Kiliçdaroglu. Kiliçdaroglu yalniz degil bu konuda. ‘Siginmacilara karsi degiliz, ama Suriyelileri istemiyoruz’ veya ‘Siginmacilara karsi degiliz, ama bizim buraya gelmesinler ‘ diyen büyük bir kitle var. Yine ‘siginmacilara karsi degiliz, ama cihatçi istemiyoruz’ deniyor. Oysa Türkiye ve Kürdistan’da patlayan bombalar ve bombacilar siginmaci degil, yerliydiler. Siginmacilar da insan; insan haklarinin en vazgeçilmezi ise yasama hakkidir. Hiç kimse istemezse bu insalarin durumu ne olacak? Ölmelerini mi seyredecegiz?

Türkiye bir göçmen ülkesi olamaya dogru hizli adimlarla ilerliyor. Yapilmasi gereken bunun her türlü alt yapisini hazirlamaktir. Tabii ki bu en basta devletin görevidir. Hem toplum hem de sorunlari çözmek isteyen siyasi parti ve kurumlar buna hazir olmalilar. Tabii Kürt ve Kürdistan sorunun da oldugu gibi ‘böyle bir sorun yoktur’ da denilebilir. Ama bundan kaynakli sorunlar biter mi? Daha da önemlisi Insanliga sigar mi?

Türkiye ‘de siginmaci kamplarina karsi onlarca protesto yapiliyor. Yapilan en hakli gösteri belki de Maras-Pazacik’ta (Sivricehöyük – Teranê Jêri) yapilani dir. Türk devleti nüfuslari dört bini bulmayan 4-5 Kürt/Alevi köyünün tam ortasina, köylülerin meralarina 27.000 kisinin yerlestirilecegi bir kamp kuruyor. Kürt/Alevi olan köylüler de hakli olarak geçmiste yasadiklari baski ve katliamlari hatirlatiyor ve kampin baska bir yere yapilmasini talep ediyorlar. Hakli bir talep. Pekala devlet isterse böyle hassasiyetleri dikkate alarak sorunu kolayca çözebilir. Bu
zaten devletin de görevi.

Ancak Maras-Pazarcikli hemserilerimin de verdikleri bazi mesajlar en azindan ‘yabanci düsmanligini’ içeriyor. ‘ Suriyeli siginmaci istemiyoruz’ve benzeri dövizler tasiyorlar, bunlari sosyal medyada dillendiriyorlar. Hemserilerim unutmamali ki, geçmisteki baski ve katliamlar, savaslarda canlarini zor kurtararak gelen siginmacilar tarafindan degil, bizzat bu devletin güvenlik güçleri nezdinde, bu devletin vatandasi olan irkçi-fasist-seriatçilar tarafindan gerçeklestirildi. Katliami dönemin Basbakani, CHP genel baskani Bülent Ecevit, yapilacagini bildigi halde müdahale etmedi. Oysa Kibris’in Kuzeyindeki isgali CHP Hükümeti bir kaç saatte yapmis, Ecevit ‘i de ‘Kibris Fatih’i ‘ ilan etmisti.. Katliamin sorumlusu CHP hiç bir hesap vermeden simdi de Marasli Alevi Kürtleri ISID ve El Nusra gibi terör örgütlerinden korumak istedigini iddia ediyor. Kendi irkçiligini ve göz yumdugu katliami da böylece perdelemeye çalisiyor. Hemserilerim her seyden önce CHP gibi kendi katillerinin temsilcisi olanlarla hakli tepkilerini dile getirmemelilerdi. Maras-Pazarcikli hemserilerim bu gün nerdeyse Dünya’nin her tarafina dagilmis, göçmen olarak yasiyorlar. Siginmaci ve mülteci olarak yasamaktan kaynakli sorunlari en iyi onlarin anlamasi gerekirdi. Her ne nedenle olursa olsun, CHP gibi Irkçi bir anlayisin arkasindan da gitmemeliler.

Hak ve Özgürlükler Partisi- HAK-PAR‘in yabanci düsmanligina, ayirimciliga ve her türlü irkçiliga ve farkliliklari dislayan politikalara karsi oldugunu biliyoruz. Ancak özellikle siginmacilar konusundaki görüslerini daha net, ve yüksek sesle kamuoyuna açiklamasinda fayda oldugunu düsünüyorum.

Son söz: Farkli renklere, milletlere, farkli dillere, farkli inançlara, farkli kültür ve yasam tarzlarina, cinsellikten kaynakli farkliliklara, mülteci ve siginmacilara karsi çikmak, onlari istememek ‘onlardan bize ne, gelmesinler, onlari istemiyoruz demek, günümüzde yabanci düsmanligi, ayirimcilik ve irkçilikla açiklaniyor. Tersi açiklamalar ve yaklasimlar zaten insanligin yüzkarasi açiklama ve yaklasimlardir.

Ali Öz

Back to top button