Sira Türkiye’de; kendi ahlâkini siddet yetkisine dönüstürenlerde
(1) Bunun iki asamasi var. (a) Sahne Istanbul Pendik; tarih 14 Haziran (Londra’daki kriket finalinin dört gün, Haryana eyaletindeki bir trende islenen cinayetin sekiz gün öncesi). Üniversite (Psikoloji) ögrencisi, 21 yasindaki Asena Melisa Saglam minibüse binip koltuguna oturdugu anda, tanimadigi, sonradan adinin Ercan Kizilates oldugu anlasilan bir kisinin hem sözlü hem fiziksel saldirisina ugruyor. E.K. önce ‘Bu ne biçim kiyafet? Ramazanda böyle giyilir mi? Allaha da mi saygin yok’ diye bagiriyor. ‘Orospu’ diye hitap ediyor. Bakma dendiginde, ‘Sen kiçini basini açarsan nasil bakmayayim? Ben de bakarim iste’ diye büsbütün sirretlesiyor. Ardindan, hakaretlerini duymamak için kulakligini takip müzik dinleyen A.M.S’ye inerken bir de yumruk atiyor. En az üç dört kere vuruyor. Kizin disi kiriliyor, cama çarpiyor, yere düsüyor. E.K. kaçip gidiyor ve herkes susuyor; kimse bu zorbaliga direnmiyor, kimse genç kizi savunmuyor. A.M.S. karakola gidip sikâyetçi oluyor, darp raporu aliyor. E.K. 17 Haziran’da yakalaniyor. Kendini ‘tahrik oldum’ diye savunuyor: ‘Kadinlarin bu sekilde giyinmesi insanin nefsini tahrik ediyor.’ Serbest birakildigi gibi, bir de kendisi A.M.S.’den sikâyetçi oluyor.
(b) Sahne Istanbul Eyüp; tarih 7 Temmuz. Bundan iki gün önce, R.T. adinda, 26 yasinda bir genç kadin lise arkadaslariyla bulusmak için evinden çikiyor. Sort giyiyor (annesi Saadet T. kizinin sporcu oldugunu anlatiyor). Fil Köprüsü’nün altindan geçerken arkadan saldiriya ugruyor. Henüz kimligi bilinmeyen bir saldirgan R.T.’nin sirtini tekmelemekle kalmiyor; biçak çekiyor ve savuruyor. ‘Göbeginin yanindan beline kadar biçak izi var’ diyor annesi. Alibeyköy Karakolu’ndan darp raporu aliniyor. Ama köprünün altinda güvenlik kamerasi olmadigi için saldirgan bulunamiyor.
Ercan Kizilates ve diger bilinmeyen saldirgan gibi kisilerin, ‘inek koruma fedaisi’ Hindulardan farki nedir? Onlar sigir eti yiyor diye Müslümanlari linç etme, biçaklayip öldürme hakkini kendilerinde görüyor. Bunlar kendi (Islâmî?) inanislarina göre dekolte giyindi diye kadinlari ezme, yumruklama, biçaklama hakkini kendilerinde görüyor. Iki grup da son derece ‘yanilmaz.’ Iki grup da baskasinin özgürlügünün basladigi yerde kendi özgürlüklerinin bittigini algilamiyor. Baskasinin kamusal alanda diledigi gibi varolma hakkini, kendi varolusuna bir tecavüz sayiyor ve bunu kestirmeden cezalandirma yetkisini kendinde vehmediyor.
(2) Sahne Istanbul. Tarih 25 Haziran 2017 (yani bu da zikrettigim bütün diger olaylarla ayni günlerde). LGBTI Onur Yürüyüsü yapilacak. AK Parti iktidari boyunca, düzenli yapila gelmis — üç yil öncesine kadar. Ilk defa 2015’te, Alperenler kendi ahlâkî anlayislarini gerekçe göstererek tas koydular; tehditle, olay çikar (çikaririz) diyerek, gerilim yaratmak suretiyle yürüyüsün yasaklanmasini sagladilar. Bu yolla bir kere basari elde ettiler mi, neden biraksinlar? Üç yildir devam ediyor ayni tavir. Bu sefer de daha bir hafta kadar önceden, yetkililer biraksa bile biz birakmayiz diye açikladilar nerede durduklarini. Sadece LGBTI’cilere degil, bizatihî kamu düzenine meydan okudular. ‘Hak, kuvvettir’ (might is right) anlayisina göre, ‘haksiz’ (?) çiktiklari da söylenemez. Tek bir iktidar sözcüsü, tek bir AK Partili politikaci, demokrasi adina, hak ve özgürlükler adina en küçük bir sekilde tavir almadi Alperenlere karsi. Zorbaligi elestirmedi. Istanbul Valiligi de bir kere daha santaja boyun egdi ve ‘toplumdan gelen yaygin tepkiler’ adina yürüyüse izin vermedi.
Insanlar cinsel kimlik tercihlerinde özgür. Bunu suç diye tanimlayan hiçbir sey yok Türkiye yasalarinda. Olsa da karsi çikmak gerekirdi, ama yok iste, yani yasal bir engel de söz konusu degil. Üstelik, yillardir da baris içinde yapiliyor, kimseye de zarar vermiyor, en basta ifade ettigim gibi. Öyleyse ne demek, ‘toplumdan gelen yaygin tepkiler’in, kamu makamlarini anayasal bir hakkin kullanilmasini yasaklamaya sevkedebilmesi? Alperenlerin tavrinin, krikette Pakistan’i tutan seyircilerin tutuklanmasindan, ya da Hindularin Müslümanlari sigir eti yiyor diye linç etmesinden, ya da sokakta kiligini dekolte buldugun kadini biçaklamaktan ne farki var? Hepsinde ortak yan, kendi inanci ve/ya deger yargilarini mutlak dogru saymak; baskalarinin özgürlügünün basladigi yeri yok saymak; kendi özgürlügünün orada bitmesi gerektigini kabul edememek.
Ama bence asil problem yetkililerde. Bir kere birileri, ‘ben ona tepki duyuyorum buna tepki duyuyorum, falanca yüzden olay çikartirim filanca yüzden olay çikartirim’ diye kendini ‘toplumdan gelen tepki’ye dönüstürür ve kamu makamlari da hak sahiplerinin haklarini kullanmalarini bu tür ‘tepki’lere bakarak engellemeye girisirse, bu is nereye varir? Böyle ‘tepki’lere ‘hak’ vermek, tam da Mill’in tarifiyle, hirsizin sizin cüzdaninizi gaspedip gitme ‘özgürlügü’nü kabullenmek ve sizin cüzdaniniza sahip çikma hakkinizi yok saymak anlamina gelmez mi?
————————————————————–
Serbestiyet-10 Temmuz
Halil Berktay