Makale

Sokak eylemleriyle iktidar degisikligi mümkün mü?

Türkiye’nin sokak eylemleri sonucu kaybettigi üç insanina agladigi son günlerde iktidar karsiti gösteri ve yürüyüslerin yayginlastigina tanik oluyoruz. Türkiye’nin taraf oldugu AIHS’in (Avrupa Insan Haklari Sözlesmesi) 11. maddesi barisçil toplanti ve derneklesme özgürlügünü taniyor. Burada alti çizilmesi gereken sözcügün barisçil olduguna, baska bir deyisle toplanti özgürlügünün siddet içermedigine kusku yok.

Türkiye’nin zorunlu yetkisini tanidigi AIHM (Avrupa Insan Haklari Mahkemesi) aldigi çesitli kararlarla toplanti özgürlügünü, AIHS’in 10. maddesinde kayitli ifade özgürlügünün uzantisi olarak görüyor. Bunun dogal bir sonucu olarak, toplumun çogunlugunu rahatsiz edenler de dâhil siddet içermeyen her türlü fikrin ifadesi nasil serbest ise, toplanti ve gösteri özgürlügü de çogunluk tarafindan seçilmis iktidara karsi protestolari da içeriyor.

AIHM ayrica siddet içeren gösterilere kolluk kuvvetlerince yapilacak yasal müdahalelerdeölçülülük kosulu (yere düsmüs siddet kullanan eylemci üzerinde siddet kullanmamak gibi) getiriyor. Bu kosulun kasten ya da dikkatsizlik sonucu yerine getirilmemesiorantisiz güç kullanmaktan cezai sorumlulugu olan kasten yaralama ya da cinayet suçuna kadar uzaniyor.

Bu yazimda konunun siddet/ karsi siddet ve orantisiz güç kullanimi veçhesi üzerinde pek durmayacagim. Buna karsilik, siddet içeren sokak eylemleri ile sandiktan çikan hükümetlerin yikilmasinin ne kadar mümkün ve ayrica ne kadar mesru oldugu konusuna odaklanacak ve bu sorularin yanitlarini bulmaya çalisacagim. Kabul etmek gerekir ki bugün ‘hatta uzunca bir süredir- dünyanin çesitli ülkelerinde seçilmis hükümetlere karsi girisilen sokak eylemleri ve bu eylemlerin dis kaynakli darbe girisimleri olduguna dair komplo teorileri var. Ve de tabii bu teorilere haklilik payi kazandiran son Ukrayna örnegi…

Siddet eylemleriyle seçilmis iktidarlari yikmak

Demokrasilerde hükümetler, yasama organinda bir ya da birkaç siyasi partinin çogunluguna dayanir. Seçim sisteminde büyük bir adaletsizlik yoksa hükümetlerin halkin çogunluguna dayandigini kabul etmek gerekir. Halkin çogunluguna dayanan hükümetlerin, muhalefetteki siyasi partilerden farkli siyasi opsiyonlari olmasi dogaldir. Evrensel demokrasi ilkelerine ve temel insan hak ve özgürlüklerine dayanan bir anayasal sistemde karsit görüste olanlarin kendi görüslerini, barisçil gösterilerle dile getirmeleri de öyle.

Karsit görüsler iktidar tarafindan kismen veya tümüyle göz önüne alinabilir. Alinmiyorsa ve bu görüslerde haklilik payi varsa, bir dahaki seçimlerde iktidar aleyhine dikkate alinabilecek kötü bir puan olusmus olur. Ama hiçbir gerekçe muhalefet cephesindekilere barisçil gösteri hakkinin siddet eylemlerine dönüstürülmesini ve bu eylemlerle hükümetin düsürülmesini hakli göstermez. Böyle bir durumda eski ABD baskanlarindan Abraham Lincoln’ün veciz tanimiyla ‘halkin halk tarafindan halk için yönetimi’ olan demokrasinin özüne aykiri davranilmis olur. Çünkü demokrasi, bu tanimdan hareketle halkin çogunlugunun, azinligin haklarini güvence altina alarak yönetimi demektir.

Halkin çogunlugunun yönetimini su veya bu sekilde askiya almanin siyasi jargondaki karsiligi darbedir. Askerin idareye dogrudan el koymasi, iktidar partisinin yargi eliyle kapatilmasi veya santajla çogunlugunun yok edilmesi (milletvekillerini toplu istifaya zorlamak) ya da sokak eylemleri ile kaos yaratilarak hükümetin düsürülmesi arasinda sonuç itibariyle fark yoktur. Demokrasilerde temel kural sandikla gelinmesi, sandikla da gidilmesidir elbette.

Giriste isaret ettigim gibi, dünyada bir yildir çesitli ülkelerde iktidarlari düsürmeye ya da siyasi ve ekonomik opsiyonlarini kullandirtmamaya yönelik siddet eylemleri meydana geldi, geliyor. Türkiye’de üçüncü köprü ve havaalani yapiminin, Brezilya’da Dünya Kupasi’nin engellenmesi, Venezuela’da rejimin degistirilmesi ve nihayet Ukrayna’da dünyanin basina Kirim sorununu açma pahasina AB karsiti siyasi seçenegin ortadan kaldirilmasi için örnegin. Bu eylemlerin ve en azindan hedef aldigi iktidarlara yönelik suçlamalarinin dünyada ana akim medya tarafindan desteklenmesi komplo teorilerini bir ölçüde de olsa haklilik kazandiriyor. Bunlardan inanirliligi en yüksek olani, Devlet Baskani ve hükümetinin devrildigi Ukrayna ile ilgili olani. Simdi Montreal’de yerlesikCenter for Research on Globalization (CRG) isimli think thank’in Ukrayna’da iktidar degisikligine yol açan olaylarla ilgili görüslerine bir göz atalim.

Euromaydan hareketi örnegi sivil darbe

CRG, Ukrayna’da Rusya’nin el altindan destegiyle ve az farkla (yüzde 3.4) da olsa seçilmis Baskan olan Yanukoviç’in hükümetine karsi Kiev Meydani’ndaki gösterilerle görünür oldugu için ‘Euromaydan’ olarak adlandirilan hareketin ‘sivil darbe’gerçeklestirdigini savunuyor. Euromaydan hareketinin Baskan Yanukoviç’e yönelik en temel elestirisi AB ile serbest ticaret anlasmasini imzalamamasiydi. Bu, Rusya yanlisi seçilmis Baskan Yanukoviç’in siyasi ve ekonomik opsiyonuydu. Son seçimde (2010) sandiktan AB yanlisi Timosenko degil kendi çiktigina göre bu opsiyonu kullanmasi dogaldi ve karsi görüste olanlar için bir sonraki seçimlere kadar beklenmesi gerekirdi; böyle olmadi.

CRG, arastirmaci David Teurtri’ye dayanarak anlasmanin Ukrayna’nin ulusal çikarlari ile bagdasmadigini savunuyor. Anlasma ile AB ve Ukrayna arasinda kurulacak olan serbest ticaret bölgesinin AB mallarina tümüyle açik ama buna karsilik Ukrayna için aralik oldugunu ve sadece rekabet gücü yüksek olmayan ihraç mallarini kapsadigini öne sürüyor. Buradan hareketle Yanukoviç’e karsi girisilen hareketin ayrica ‘gayri-milli’çikarlara hizmet ettigini vurguluyor.

Ukrayna eski SSCB’den kopan ülkelerin bazilarinda meydana gelen Turuncu devrimlerden birini 2004’te yasamisti. Ayni yil baskanlik seçiminin ikinci turunu kazanan yine Yanukoviç olmus ama seçime hile karistirildigi iddialari sonucu bir üçüncü tur düzenlenmis ve seçimi bu kez AB yanlisi Yusenko kazanmis, basbakanliga da Timosenko’yu getirmisti. Dolayisiyla Sirbistan, Gürcistan ve Kazakistan’ da oldugu gibi Ukrayna Turuncu devriminin de arkasinda ABD ve AB ülkeleri vardi. Bugün de Euromaydan hareketine destek ayni cepheden geliyor.

Euromaydan hareketinin arkasinda Ukrayna’nin iki büyük partisi var. Timosenko’nun lideri oldugu ‘Batkivshina’ ya da ‘Vatan’ Partisi Avrupa Halk Partileri PPE grubu içinde yer aliyor. Alman Hiristiyan Demokratlari (CDU) ve Amerikan Cumhuriyetçileri ve özellikle IRI (International Republican Institute) ile siki baglari var. Hareketi destekleyen ikinci parti UDAR (Ukrayna Demokratik Reform Birligi) da ayni siyasi aileye mensup bulunuyor.

Görüldügü gibi Ukrayna, AB ve özellikle içindeki PPE grubu ile Amerikan Cumhuriyetçileri tarafindan desteklenen sokak eylemleriyle iktidari degistirilen bir ülke oldu. Rusya’nin da bu ülke siyasetine öteden beri burnunu soktugu düsünülürse, Ukrayna’nin turuncu devrimden bu yana, hatta çok daha eskiden beri ardi ardina sivil darbeler yasayan bir ülke oldugunu kabul etmek gerekir. Ama halkinin seçimine müdahale edilen tek ülke Ukrayna mi? Baska ülkelerde de ayni sekilde siyaset dizayn ediliyor mu? Dünyada eskiden tezgâhlanan ve büyük devletler tarafindan desteklenen askerî darbelerin yerini artik sivil darbeler mi aldi?

Basinda Profesör Michael Chossudovsky’nin bulundugu CRG’nin iddialarina bakilirsa böyle; Ukrayna darbesi Washington’dan orkestre edildi ve simdi sirada Venezuela’nin basini çektigi Latin Amerika’nin Bolivya ve Ekvador gibi ABD karsiti ve ‘sol’ etiketli rejimleri var. Tam da ABD Disisleri Bakani John Kerry’nin Monroe doktrininin artik sona erdigini açiklamasinin üzerinden daha bir yil bile geçmemis iken.

CRG Amerika’da yerlesik Yahudi lobisinin tepkisini çeken, sol egilimli ve RT (eski Russia Today) ile yakin iliskileri bulunan bir kurulus. 2005’te The Jewish Tribune tarafindan Yahudi karsiti komplo teorileri üretmekle suçlanmis. O bakimdan ürettigi teorilere ihtiyatla bakmakta yarar var elbette.

Bununla birlikte, Ukrayna’da olan bitenler ortada. Ukrayna sivil darbesini destekleyen medya ayni zamanda Venezuela ve Türkiye’deki sokak eylemlerine ve özellikle hedef aldigi iktidarlarin ‘kötülügüne’ benzer sekilde abartili yaklasti, yaklasiyor. Hatta birbirinden çok farkli iki rejimi ve hükümetlerini, iki ülkenin siyasi ve ekonomik durumlari da farkli oldugu halde, ayni kefeye koyuyor. O zaman insan ister istemez acaba iktidara gelmenin demokrasi açisindan kuskusuz tehlikeli yeni bir yolu mu bulundu diye kuskulanmadan edemiyor.

——————————————————

Serbestiyet com-17 Mart

Akin ÖZÇER

Back to top button