Sovyet Istihbarat Sefinin Anilarinda Mele Mustafa Barzani
Geçen haftalarda, Ayrinti Yayinlari arasinda çikan ‘Özel Görevler: Sovyet Istihbarat Sefinin Anilari’ adli kitabi okudum. Büyük boyutta (A4) 550 sayfayi içeren ve orijinal adi ‘Special TaskTheMemoirs of an UnwantedWitnes A SovietSpymaster’ tasiyankitap, Emrah Aricilar tarafindan Ingilizceden Türkçeye çevrilmis.
Bir otobiyografi özelligi tasiyan kitap, Time Dergisi’nin Moskova bürosu sefi Jerrold L. Schecterve Leonna P. Schester’in katkilariyla,PavelSudoplatovve oglu AnatoliSudoplatovtarafindan kaleme alinmis.
PavelSudoplatov, Sovyet gizli servisindeki kariyeri boyunca 20. Yüzyilin dünya siyasetine damgasini vuran birçok olayin salt gizli tanigi olmakla kalmayip, Troçki Suikasti, Alman Nazilerine karsi savas, Bati dünyasindaki ajan sebekeleri ve ilk Sovyet atom bombasinin insasi da dahil birçok alanda etkin görevler yürüten üst düzey bir istihbarat subayi.
PavelSudoplatov biyografisinde, geçen ay dünya çapinda gösterime giren ‘Oppenheimer’ adli filmin kahramani ve atom bombasinin babasi olan Robert Oppenheimer hakkinda, onun dahil oldugu ‘Manhattan Projesi’, Los Alamos’ta kurulan labaratuar ve burada görevli olan bilim insanlari ve onlarla kurulan iliski,köstebekleri vasitasiyla labaratuara nasil sizdiklarini; hakkinda da genis yer veriyor. Sovyetler’e ve sosyalizme sempati duyan Oppenheimer’in esi Kathrineile nasil diyalog gelistirdiklerini detaylariyla anlatiyor.
Ayrica, 1945 Ocak ayinda, Oppenheimer vasitasiyla Sovyetlere atom bombasinin insaa sürecini tarif eden bes rapor ulastirildigina dikkat çekiyor.
Kitapta, Sovyet gizli servislerinin isleyisine iliskin, bu düzeyde sorumluluk almis birinin, Sovyetler Birligi ve parti mekanizmasindaki sik sik basvurulan tasfiyeler, güç iliskileri ve iktidarini saglamlastirmak isteyen Stalin’in bu tavsiyeleri nasil bir devlet politikasina dönüstürdügünü de görmek mümkün.
Otobiyografide, o dönemde Sovyetler’de ve dünyanin dört bir kösesinde meydana gelen gelismelere iliskin önemli bilgiler de bulunuyor.
Sudoplatov, 1953 yilinda Beria’nin düsüsünün hemen ardindan tutuklanmis, 1968 yilinda tahliye edilmis. Ancak Sovyetler Birligi’nin dagilmasindan sonra, 1992 yilinda aklanmis.
Sudoplatov, uzun yillar Sovyet istihbarat servisinin seçkin birimlerinden biri olan Özel Görevler Dairesi’nde çalismis, savas yillarinda da bu dairenin basina geçmis.
Sudoplatov, basta Stalin olmak üzere, Sovyet liderlerinin büyük kesimiyle dogrudan iliski içinde olan bir kisi. Uzun süre Beria ile birlikte çalismis. Stalin’le birçok kez görüsmüs, Troçki’nin öldürülmesi için talimatlar almis, Kruçev ve Molotov da dahil üst kademedeki birçok liderle yüz yüze görüsmeler yapmis.
1907 yilinda Ukrayna’da dogan Sudoplatov, gençlik yillarinda istihbaratçi olarak çalismaya baslamis ve Ekim Devrimi’nin önde gelen kadrolarindan ve Karsi Devrim ve Sabotajla Mücadele Olaganüstü Komisyonu ÇEKA’nin lideri olan Feliks Dzerjinski’yle dogrudan mesajlasabilecek düzeyde sorumluluk tasimis.
Kitap XIII bölümden olusuyor:
‘Ispanya Devrimi’, ‘Tasfiye Yillari’, ‘TroçkiSuikasti’, ‘Stalin-Hitler: 2. Dünya Savasi: Savas Baslarken’, ‘Büyük Yurtseverlik Savasi: Aldatma Oyunlari ve Gerilla Savasi’, ‘Atom Casuslari’, ‘Soguk Savas’, ‘RaulWallenberg, X Labaratuvari ve Diger Özel Görevler’, ‘Yahudiler: Kirimdaki Kaliforniya’, ‘Stalin Döneminin Son Yillari (1946-1953)’, ‘Beria’nin Düsüsü ve Tutuklanmam’ ve ‘Yargi Süreci’.
Yazar ‘Soguk Savas’, (sayfa 248) yillarini degerlendirdigi bölümde, yaklasik 5 sayfa (287-292), ölümsüz Kürt lideri Mele Mustafa Barzani’yle yaptigi görüsmelere, Sovyetler’e siginmak zorunda kalan Kürtlerin durumuna; Azerbaycan Komünist Partisi Birinci Sekreteri Bakirov’untavrina, Sovyet Devleti’nin Kürt halkinin kurtulus mücadelesine gösterdigi yaklasima genis yer veriyor.
Yazar, Barzani ve bazi adamlarina Sovyet askeri akademilerinde egitim görme imkanlarinikabul ettiklerini;yerlestirildikleri Orta Asya’daki varliklarini ise, ileride Irak ve Iran hükümetleriyle girecekleri silahli mücadelede Kürdistan’in kurtulusu yolunda bir hazirlik evresi olacak sekilde düsündüklerini dile getiriyor.
Sovyetler’in, Aras nehrini asip Azerbaycan’a geçen Barzani ve birlikte gelenlere siyasi bir siginma teklifinde bulunmasi için kendisini 1947 yilinda Azerbaycan’in baskenti Bakü’ye gönderdigini; geçici yerlesim yeri olarak da Özbekistan kirsalinda, Taskent’e yakin bir bölgeyi öngördüklerini; kendisini Barzani’ye, TASS direktör yardimcisi ve Sovyet hükümeti sözcüsü Matveyev olarak tanittigini; Barzani’nin kendisine, Kürtlerin son yüzyilda Iran, Irak ve Türkiye devletlerine karsi seksen kez ayaklandigini, bunlardan altmisinda Rusya’nin yardimina basvurduklarini ve her yardim talebinde bir miktar silah ve mühimmat destegi aldiklarini ilettigini belirtiyor.
Abakumov’un (1946-1951 yillari arasinda Devlet Güvenlik Bakani, Sovyetler Birligi Komünist Partisi Politbüro -Adli Isler Komisyonu- üyesi ve 1950’den 1951’e kadar da Devlet Güvenlik Bakanligi Collegium Baskani) kendisine, Azerbaycan KP Sekreteri M. Bagirov’a, Barzani’yle yapilan görüsmelerin içerigi, özellikle de askeri egitim konusunda Stalin’in verdigi onay hakkinda bilgi vermesini yasakladigini ve Barzani’nin adamlarindan bazilarinin Azerbaycan’dan Ermenistan’a geçerek Kürtçe radyo yayinina basladiklarini da ifade ediyor.
Kürt aydinlari, yazarlari, -Özellikle Dogu Kürdistanlilar- Mahabad Kürd Cumhuriyetini ve Barzani’nin Kürd Cumhuriyetine verdigi destegi ve daha sonra, onun birlikleriyle beraber Azerbaycan’a geçtikten sonraki gelismeleri degerlendirdiklerinde, sürekli olarak Bagirov’un Kürtlere karsi düsmanca bir politika izledigini dile getirdiler.
Pavel Sudoplatov’un yazdiklarindan da anlasiliyor ki, Sovyet yöneticilerinin Bagirov’un Barzani sahsinda Kürtlere olan düsmanligini, onlara Türk devletinin gözlügüyle baktigi bilgisine sahip olduklarini gösteriyor.
Yazar, bagimsiz bir Kürt cumhuriyetinin kurulmasina yönelik olarak da Barzani’nin görüslerine yer veriyor:
‘Barzani Türkiye, Iran ve Irak siniri arasinda kurulacak bagimsiz bir Kürt cumhuriyetine tam destek vermemiz kaydiyla, Sovyet hükümetiyle siyasi ittifak kurmayi kabul ediyordu. Kuzey Irak’ta kurulacak bir Kürt cumhuriyetinin çok daha gerçekçi oldugunu düsünüyordu. Iran ve Türkiye’deki Kürt bölgelerine özerklik verilmeli ve bunlar Kürt cumhuriyetiyle isbirligi içine girmeliydi.’
Yazar, Barzani’nin Kürtlerin geleceginin, süper güçlerin Ortadogu’daki çikarlarini kendi yararina yönlendirebilme becerisine bagli oldugunu anlayacak kadar akilli bir adam oldugunu belirtiyor ve söyle yaziyor:
‘Geriye dönüp baktigimda, söz konusu güçlerin Kürt sorununun adil bir sekilde çözümüyle ilgilenmediklerini net bir sekilde görebiliyorum. Kürdistan’in kaderi ne Kremlin ne de Londra ne de Washington’da insani bir mesele olarak ele alinmadi. Hem Dogu hem de Bati’nin ikiyüzlü politikalarinda belirleyici egilim Kürdistan’daki petrol yataklarina erisim gibi görünüyordu.’
Sovyetler Birligi devlet yönetiminde önemli görevler üstlenmis bir kisinin, Mele Mustafa Barzani’yle yüz yüze görüsmesi, edindigi izlenimler ve basta Sovyetler Birligi Merkez Komitesi olmak üzere, Ingiltere ve Amerika’nin Mahabad Kürt Cumhuriyeti’ne ve Kürt ulusal kurtulus mücadelesiyle ilgili politik ve pratik yaklasimlariyla ilgili yazdigi bilgilerin, Kürdistan kamuoyu ve Kürt halki tarafindan bilinmesi önemli. Uzun olmasina ragmen, yazarin kitabinda yer verdigi tüm bilgileri asagiya aktariyorum.
Yazarin degerlendirmesi söyle:
‘Kürt lider Mele Mustafa Barzani, 1946’da ayaklanin asiretlerle birlikte Iran sinirini asarak Azerbaycan’a girdi. Sah’in kuvvetleri tarafindan pusuya düsürülmüs, Ingiliz ve Amerikan destekçilerince yüz üstü birakilmislardi. Barzani’nin hafif ve agir silahlarla donanmis iki bin kisilik özel kuvvetine kendi asiretinden de bin kisi eslik ediyordu. Sovyet hükümeti onlari önce bir kampa kapatti. Barzani’yle görüsme yapmak üzere bu kampin yolunu tuttum. Abakumov, Barzani’ye hem birliklerine hem de asiretini kapsayan siyasi bir siginma teklifinde bulunmam için 1947’de beni Bakü’ye gönderdi. Bu siginma, Özbekistan kirsalinda, Taskent’e yakin bir bölgede geçici bir yerlesim öngörüyordu. Beni Barzani’ye, TASS direktör yardimcisi ve Sovyet hükümeti sözcüsü Matveyev olarak tanittilar.
Ömrümde ilk defa gerçek anlamda feodal bir beyle karsilasiyordum. Görünüsünden kurnaz bir politikaci ve komutan oldugu anlasiliyordu. Kürtlerin son yüzyilda Iran, Irak ve Türkiye egemenligine karsi seksen kez ayaklandigini, bunlardan altmisinda Rusya’nin yardimina basvurdugunu ve her yardim talebinde bir miktar silah ve mühimmat destegi aldigini ifade ediyordu. Bu nedenle, demokratik Kürt cumhuriyetinin Iran Sahi Muhammed Riza Pehlevi’nin kuvvetlerince ezildigi bu amansiz dönemde, bizden yardim talep etmeleri gayet dogaldi.
Barzani’nin akrabalari müzakere bahanesiyle sah tarafindan tuzaga düsürülmüs ve asilmisti. Sahtan bir davet alan Barzani, bu nedenle, sahin ailesinden bazi isimlerin rehin olarak kendi karargahina gönderilmesi sartiyla müzakere için Tahran’a geçegini söyledi. Ilk aracilar sahla görüsmek için yola çiktiklarinda, Barzani kuvvetlerinin büyük kismini Sovyetler Birligi’ne geçirdi. Ortadogu’daki Bati nüfuzunu kirma mücadelesinde Kürtlerden faydalanmayi düsünüyorduk. Barzani ve bazi adamlarinin Sovyet askeri akademilerinde egitim görmesini kabul ettik. Orta Asya’daki varliklari ise, ileride Irak ve Iran hükümetleriyle girecekleri silahli mücadelede Kürdistan’in kurtulusu yolunda bir hazirlik evresi olacakti.
Abakumov bölge Komünist Partisi sefi M. Bagirov’a, Barzani’yle yapilan görüsmelerin içerigi, özellikle de askeri egitim konusunda Stalin’in verdigi onay hakkinda bilgi vermemi yasaklamisti. Barzani’nin adamlarindan bazilari Azerbaycan’dan Ermenistan’a geçerek Kürtçe radyo yayinina basladilar.
Ben Moskova’ya dönerken, Barzani de silahsiz birliklerini aileleriyle birlikte Özbekistan’a götürüyordu. Bes yil sonra, Mart 1952’de Taskent’e yakin bir bölgeye yerlesen Barzani’yle görüsmek üzere Özbekistan’a gönderildim. Barzani yerel makamlardan gördügü muameleden hiç hosnut degildi ve sorunlarin çözümü için Moskova’daki merkezi hükümetin duruma müdahale etmesini talep ediyordu. Taskent civarinda kolektif çiftliklere yerlestirilen üç bin kisilik asireti üzerindeki hakimiyetini kaybedeceginden korkuyordu.
Görüsme hükümete ait bir daçada gerçeklesti. Yanima tercüman olarak Binbasi Nikolay Zemskov’u almistim. Barzani gibi Zemskov’un Ingilizcesi de gayet iyiydi. Barzani ikinci karsilasmamizda, Ingiliz ve Amerikali yetkililerin rüsvet vererek Kürt milliyetçilerinin sadakatini kazanmaya çalistigini söylüyordu. Ayica adamlarindan Irak, Iran ve Türkiye’deki olaylara etki edebilmek adina faydalanmak isteyen Ingiliz istihbarat ajanlariyla irtibata geçtiginden söz ediyordu.
Kürtler hakkindaki planim, bin bes yüz kisilik bir Kürt birligini sabotaj teknikleri konusunda egiterek, Bagdat’taki Nuri Said hükümetini devirmelerini saglamakti. Bu plana devlet güvenlik bakani Ignatyev de destek veriyordu. Bu tür bir operasyon Irak’taki hakim Ingiliz nüfuzunu ciddi ölçüde zayiflatacakti. Avrupa ve ABD’ye dönük stratejik petrol arzini kontrol altina almak yönünde planlarim vardi. Kürtlerin konumu, bu anlamda, Ortadogu’daki çikarlarimizla uyusuyordu. Irak ve Iran petrolünü tasiyan boru hatlarina zarar vererek petrol akisini yavaslatabilirlerdi.
Barzani Türkiye, Iran ve Irak siniri arasinda kurulacak bagimsiz bir Kürt cumhuriyetine tam destek vermemiz kaydiyla, Sovyet hükümetiyle siyasi ittifak kurmayi kabul ediyordu. Kuzey Irak’ta kurulacak bir Kürt cumhuriyetinin çok daha gerçekçi oldugunu düsünüyordu. Iran ve Türkiye’deki Kürt bölgelerine özerklik verilmeli ve bunlar Kürt cumhuriyetiyle isbirligi içine girmeliydi.
Barzani’ye bu tür bir uzlasmanin ayrintilarini konusma yetkimin olmadigini, ancak bir Kürt sürgün hükümeti kurmasi durumunda destek vermeye hazir oldugumuzu söyledim. Bu görevde bana eslik eden Nikolay Mançka, Barzani’ye bu yönde bir teklif götürdü. Mançka, Merkez Komitesi’nin uluslararasi iliskiler subesinin sefi Boris Ponomarev’in asistanlarindandi. Taskent’in on bes kilometre disinda yer alan kolektif bir çiftlik ofisinde Kürdistan Demokrat Partisi’nin kurulusuna yardim etmeyi teklif ediyordu. Ayrica yeni Kürt yönetiminin mahalli idarelerinin baskanligini Barzani’nin yapacagi yeni bir partinin merkez komitesine nasil baglanacagini da açiklamisti.
Görüsmeye müdahale etmiyor; ancak konusulanlari dikkatle dinliyordum. Iki saat sonra görüsme sona erdiginde bu planin Merkez Komitesi’nin Staraya Ploshchad’daki bürolarinda üretilen ideolojik fantezilerinden biri oldugunu anlamistim. Barzani beni kurmaylariyla tanismam için davet etmisti. Otuz kisinin esas durusta bekledigi bir odaya girdim. Bizi görür görmez hep birlikte dizlerinin üzerine çökerek Barzani’ye dogru emeklemeye, elbisesinin etegine ve çizmelerine dokunup öpmek için müsaade istemeye basladilar. Demokratik bir Kürdistan’a dair tüm hayallerim o anda yok olup gidecekti.
Barzani Nisan 1952’de, ailesi ve yurttaslariyla birlikte Taskent yakinlarindaki büyük bir kolektif çiftlige yerlesti. Mançka’yla birlikte Moskova’ya döndügümde, Kürtlere özerk bölge statüsü verilmesi konusunda karar alindi. Devlet güvenlik bakani Kürtlere askeri egitim saglayacak ve yurt disindaki yurttaslariyla iliskilerini devam ettirmeleri için yardim sunacakti. Ajanlarimizin Barzani’nin ekibine sizarak bazi Kürtleri servise kazandirma çabalari, Barzani’nin güvenlik servisi tarafindan etkin bir sekilde önlenmisti. Iran’daki Kürtlerle çalisma konusunda deneyim sahibi olan Zemskov, ikinci dereceden bir askeri yetkiliyi askeri akademimizde egitim gördügü sirada servise çekmeyi basarmisti, ancak bu çiçegi burnunda ajanimiz Tastent’e döndügünde hiçbir iz birakmadan ortadan kaybolacakti. Ona hiçbir sekilde ulasamadik. Ortadan kaldirildigini düsünüyorduk.
Kürt meselesi sayesinde, ilk defa Politbüro karari gerektiren bürokratik süreçlere katilmaya basladim. Ignatyev bu meseleye iliskin önerilerimizin yer aldigi belge üzerinde anlasmaya varilana dek, Mançka’nin ofisinde kalmami istiyordu. Genelde kibarligi elden birakmayan Ignatyev, Barzani’yle Moskova’daki otelinde acil bir görüsmem oldugunu söyledigimde öfkeye kapilarak, beni Merkez Komitesi’nden süratle bir onay çikarmanin siyasi önemini kavrayamamakla suçlayacakti. Ignatyev Mançka’yla beni yanina alarak tasariyi imzalatmak üzere Molotov ve Visinski’nin yanina götürdü. Molotov ve Visinski’yle uzun zamandir çalismama karsin, onlari ilk defa yasli, pasif ve yorgun görüyordum. Buna karsin, belgeden bir paragrafin çikarilmasi konusuna sürekli israr ettiler. Belgede, Kürt meselesiyle ilgili müzakerelere dair Disisleri Bakanligi’ni baglayan herhangi bir ifadenin yer almasini istemiyorlardi. Ayrica meselenin Politbüro’da Disisleri ya da Güvenlik Bakanligi’nin ortak tasarisi seklinde degil, yalnizca Güvenlik Bakanligi’nca ortaya atilan bir öneri olarak ele alinmasi gerektigini vurguluyorlardi. Bir yandan bu elestirileri düsünürken, Mançka’ya çantasinda karar tasarisini tasiyacak bir korumayla birlikte Lubyanka’daki ofisime dönmeyi ve belgenin son halini temize geçmeyi önerdim. Ignatyev bu önerimi kabul etmisti.
Komedi de iste bu noktada basladi. Ignatyev sundugumuz karar tasarisini kabul etti. Onun için mühim olan belgeyi Politbüro üyelerinin onayina sunmak üzere gönderilecek resmi mektuptu. Ignatyev belgenin sunulacagi Politbüro üyelerinin isim sirasini degistirmemiz için belgeyi daktilo eden sekreterle bana üç kez talim verdi Mançka’ya, isim listesinin alfabetik sirayla mi yoksa Politbüro’nun dis iliskiler komisyonunda görevli üyelerinin ismi basa yazilarak mi gönderilecegini soruyordu. Bu durumda yoldas Krusçev’in ismi listede Bulganin’den önce geliyordu. Yoldas Beria, Yoldas Malenkov’dan önce mi yazilmaliydi? Bu ve bunun gibi duyulmamis ince ayrintilar karsisinda hayret ediyordum. Bu islerde uzman görünen Mançka Ignatev’e bir öneri sundu. Daktilocular, Politbüro üyelerinin isim sirasi disinda hiçbir degisiklige gidilmemesine karsin, belgeleri yeniden yazmak zorunda kaldiklari için saskina dönmüslerdi.
Barzani’yle 1953 yilinin bahar aylarinda yaptigim görüsmelerde ciddi bir güvenlik ihlali yasandi. Barzani, benim de egitim gördügüm Moskova’daki askeri akademide bir dizi egitimden geçiyordu. Bir gün beni korgeneral üniformamla gördü. Bana göz kirparak kendisine tercümanlik eden genç bir tegmen araciligiyla, ‘Yüksek rütbeli bir Sovyet hükümet temsilcisiyle çalismis olmaktan memnuniyet duyuyorum.’ demisti. Ona sinavlarinda basarilar diledigimi söyledim.
Barzani’yle en son tutuklanmamdan kisa süre önce karsilastim. Beni Gorki Caddesi’nde görmüstü. Sorunlariyla ilgili konusmak için can atiyordu, ancak o an onu atlatmayi tercih ettim. Bana ulasamadan kalabaligin arasina katilip kayboldum.
Barzani, Kürtlerin geleceginin, süper güçlerin Ortadogu’daki çikarlarini kendi yararina yönlendirebilme becerisine bagli oldugunu anlayacak kadar akilli bir adamdi. Geriye dönüp baktigimda, söz konusu güçlerin Kürt sorununun adil bir sekilde çözümüyle ilgilenmediklerini net bir sekilde görebiliyorum. Kürdistan’in kaderi ne Kremlin ne de Londra ne de Washington’da insani bir mesele olarak ele alinmadi. Hem Dogu hem de Bati’nin ikiyüzlü politikalarinda belirleyici egilim Kürdistan’daki petrol yataklarina erisim gibi görünüyordu. Benden sonra Barzani’yle görüsmeye devam eden Mihail Suslov, Irak’taki Nuri Said’in devrilmesi karsiliginda Kürtlere tam destek sözü verdi, ancak 1970’lerde Kürtleri kendi mücadeleleriyle bas basa birakacaktik. Bagdat rejiminin devrilmesi konusunda Amerikalilar da Barzani’ye destek sözü vermisti, ancak en gerekli anda desteklerini geri çektiler. Kürtler feci sekilde aldatilmisti.
1950’lerde Kürt meselesiyle ilgilenmemim nedeni, Soguk Savas’in yarattigi çatisma ortaminda Kürt hareketinden faydalanmakti. Bölgede kurulacak bir Kürt cumhuriyeti, Ortadogu politikamizi gerçeklestirmek adina cazip bir araçti. Ingiliz ve Amerikalilarin bölgedeki konum ve çikarlarini sarsmanin bir yolu da buydu. Ne var ki, güç dengeleri lehimize islemiyordu.
Nuri Said hükümetinin destekledigimiz bir askeri darbeyle devrilmesinin ardindan, 1960’larda Sovyetler Birligi jeopolitik açidan bölgede Kürtlerden çok daha önemli müttefikler edindi. Barzani ve Kürt halkinin trajedisi, Dogu ve Bati’nin ve bir ölçüde Arap devletleriyle Iran’in çikarlari geregi Kürtleri bölgede önleyici bir güç olarak korumak ve Türkiye, Irak ve Iran arasindaki bölgelerarasi mücadelede onlari bir masa olarak kullanmak istemelerinden kaynaklaniyor. Kürtler, 1950’lerde Rusya’nin bölgedeki tek müttefikiyken, Irak ve Suriye’yle sonraki yillarda kurulan stratejik ortakliklar Ortadogu siyasetinde baskin bir unsur haline geldi. Kürtler için akilci çözüm, sinirli özerklik için uluslararasi garantiler almakti. Ne Bati ne de Arap dünyasindan herhangi bir devlet Kürtlerin bagimsiz bir Kürt cumhuriyeti kurarak Musul petrollerini kontrol etmesini istemiyordu.
1963 yilinda hapiste oldugum sirada, Ortadogu’daki durum kötülesince Barzani’yle irtibata geçilmesi yönünde öneride bulundum. Bir müddet sonra önerimin kabul edildigini ve Kürtlere Irak ordusunun zulmüne karsi bölgelerini korumalari için silah ve mühimmat destegi saglandigini haber aldim. Bununla birlikte, Kürtleri stratejik müttefikimiz yaparak Irak iktidarini kontrol altina alma çabalarimizin basarisizlikla sonuçlandigi bir gerçektir.
Ünal Yardimci