Makale

Söyle bir durup bakinca…

Pek fazla sekmiyor, hemen hemen her gün bir olayla ‘ya da olaya- uyaniyoruz. Bu olay çarpici, sarsici, kizdirici, üzücü, düsündürücü, bütün bunlar olabiliyor. Çok zaman resmen çildirtici olabiliyor. Bunlarla örülü bir labirentin içindeyiz; disari çikabilelim diye bize verilmis ipin ucunu da kaybetmis olarak. Ama çaresizlik içinde bakinirken, bu koridorlarda daha birçok ipin ucunu kaybetmis kisinin dolastigini görüyoruz. Labirenti olusturan, labirenti yapan sey de bu dolasmalar. Sonuçta herkes kendi hesapsiz rotasini koruyarak kendi rotasini insa ediyor.

Bu AKP politikalarinin fiilen cereyan ettigi düzey. Bu düzeyde dolasmaktan dogrusu biktim. Surada burada kalasnikof, bilmem kaçinci muhtarlar toplantisi ya da döviz terörizmi gibi konulardan uzaklasip bu toplumun önceden beri devam eden sorunlarina, dünyanin geri kalaniyla kurdugu iliskilerine, bu dönem ve bu zihniyetin ezeli sorunlara verdigi yeni biçimlere, en önemlisi de sirtimizda bu yüklerle kendimize nasil bir gelecek kurabilecegimiz sorusuna, biraz daha genis uyruklu bir yerden bakmak istiyorum. Bu bakisi bugünkü kosullarda gösterecek manzaranin pek aydinlik olamayacagi belli. Ama olmasini istediklerimiz degil, gerçekte olanlar üstünde durmak zorundayiz. Karanlik kehanetlerle moral bozmak kötü bir seyse, olmayan pembe beyazliklar yaratarak insanlari kaçinilmaz hayal kirikliklarina sürüklemek daha iyi bir sey degil.

Labirentle kaybolmayanlardan Ahmet Insel geçen gün Cumhuriyet’te Türkiye’nin üç kirilma hattindan söz ediyordu. Birincisi ve en kolay akla geleni Türk-Kürt ayrimi tabii. Bütün dünyada hâlâ en keskin ayrim etnik olani. Bu ayrimin Türk tarafinda durup, öbür tarafla empati kurabilen çok az kisi var.

Ikinci ayrim Sünni-Alevi ayrimi. Sünni ya da Alevi kimligini ciddiye alanlar için, her iki tarafta da ciddi bir ayrim. Çok uzun bir olumsuzluk birikimi var. Alenen alevlenecek bir birikim. Birbirlerini tanimiyor ve güvenmiyorlar.

Bu ikisi yetmiyormus gibi ideolojik ayrim da var ve hayat tarzi ayrimiyla örtüsüyor sayilir. Modernler bir yerde geleneksel-mütedeyyinler öbür tarafta. Bu da öbür ikisinden daha kolay çözülür bir ayrisma degil. Yalniz dogustan elde edinilen kimlik farkinin oldugundan daha sofistik. Sonuçta, ‘nasil yasamali’ sorusunun çevresine toplaniyor ki bu da son derece önemli ve kapsamli bir sey.

Bir toplumda böyle çatlaklarin bulunmasi ­o toplum için bir saglik göstergesi degildir elbette. Bunu söylemekle topluma ‘çatlak’ bulunmasinin tehlikeli oldugunu söylemek istemiyorum; ‘böyle’ çatlaktan söz ediyorum. ‘Dogustan edinilen kimlik’ denen; örnegin bir Alevi-Sünni ayriminin bir sorun olarak hâlâ yasaniyor olmasi bir ayip. Ama yasaniyor. Etnik konu süphesiz daha karisik. Bugün bütün dünyada, birçok yerde hâlâ siddetle yasandigi da bir baska olgu. Ama ‘sorun’ olmaktan çiktigi çikarildigi yerler ve örnekler de yok degil.

Ahmet Insel degindigim yazisinda siraladigi bu üç çatlakta Erdogan’in çogunluk tarafinda durdugunu (bu çogunlugu da ‘geleneksel-Sünni-Türk’ diye adlandirabiliriz) bunun için de ülkede ‘çogunlugun önderi’ konumunda bulundugunu söylüyor. Buna biraz daha yakindan bakmakta yarar var. Çünkü dogruysa bundan çikacak bir sonuç Erdogan’in ‘çogunlugun önderi’ konumunu sürdürmesi için bu çatlaklarin da sürmesinin gerekli olmasidir. Yalnizca ‘sürmesi’ de degil sorun. Bunlar hep vardi, ama varliklari bu kadar endise verici degildi.

Ama Tayyip Erdogan’in Türkiye’sinde, Tayyip Erdogan’in politikasiyla üzerine benzin dökülmüs korlar gibi alevlendiler.

‘Muhafazakâr-Türk-Müslüman’ kesimin ‘degismez önderi’ olma konumu bu kesimin kendisini su sekilde, bu sekilde bir tehdit altinda hissetmesiyle kazanilir ve sürdürülür. Ancak bu kesimin söz konusu üç alanda karsisinda ye alan azinlik gibi bir ‘tehdit’ daha çok, elde oldugu var sayilan hegemonik konumun kaybedilmesinden duyulan korku seklini aliyor. ‘Kürtler’ denilince bas korku ‘Ya ayrilirlarsa’ korkusu. Bunu vurguladiginizda normal olarak AKP’ye oy vermeyen, hatta düpedüz düsmanlik duyan kesimler de bakiyorsunuz, AKP’nin bugün uyguladigi politikalarin yaninda.

Alevilerin, Sünniler için bir ‘tehdit’ olusturdugunu düsünebilir miyiz? Su ortamda onlarin talepleri cemevlerinin statüsü gibi, son analizde simgesel seyler. Bazilari ‘Diyanet Isleri’nde biz de bulunalim’ diyor. Ama ‘Diyanet Isleri bizim olsun’ diyen yok, diyecegi olan da yok. O ayni ‘hegemonik konum’ nedeniyle bu talepler de karsilanmiyor.

En çetrefilli ve sorunsal alan üçüncüsü, kabaca ‘kültürel’ diyebilecegimiz alan. Çünkü bu ‘muhafazakâr- Sünni- Türk’ çogunluk orada ‘hegemonik’ degildi; hattâ bir sekilde ezikti. Simdi orada da bir hegemonya kurma ugrasina girildi ve bu, alanin kendi kural, ölçü ve gelenekleri çerçevesinde pek basarili da olmadi. Olmadi çünkü Erdogan saltanatinda burada hegemonyayi ele geçirmeye çabalayan kesim bunun için gerekli asgari dinamizmden yoksun (bunun ancak birkaç bireysel istisnasi var). Dolayisiyla en hararetli mücadele bu alanda sürüyor. Erdogan da en etkili ateslerini buradan püskürtüyor.

Buradaki hegemonya baska her seyden önemli. Türkler’in Kürtler , Sünnilerin Aleviler karsisindaki hegemonik konumlari yeni bir sey degil. Bu topraklarda bu iliskiler basindan beri asagi yukari böyleydi. Ama Batililasma denen ‘bela’ basladi baslayali hem en somut anlami ve biçimiyle iktidari elde tuttular, hem de kültürel-entelektüel üstünlügü. Bu hegemonyanin maddi temelleri ilkin AKP iktidariyla ciddi bir sekilde sarsildi. Eski modernist hegemonyanin fiziksel iktidara dayanan kismi AKP döneminde erozyona ugradi. Ama AKP isin bu kismini kendine göre çözse de (bunun kaliciligi da ayrica tartismali tabii) gerisini getirecek entelektüel atilimi herhalde yapamayacak.

Ancak simdi bu kesimde AKP’nin yapini iktidara atmasiyla baslayan süreçte edinilmis iktidar kazanimlarini kaybetme korkusu elle tutulur bir biçimde hissediliyor. Dolayisiyla bu korkuyu kazanilmis iktidari kaybetme enerjisine dönüstürme çabasi da yogun bir biçimde devam ediyor.

Dolayisiyla Türkiye tarihi çatlaklarini özenle ve ‘sefkatle’ diri tutuluyor. AKP gibi bir parti, aslinda bu gibi sorunlari büsbütün ‘çözmek’ degil de, yumusatmak, hafifletmek çözüme gidecek kanallari açmak bakimindan var olmus ve var olan partilere göre daha fazla imkân ve avantaja sahipti. Ama sonunda seçilen yol, bu yol oldu. Bu var olan çatlaklari gidermenin degil derinlestirmenin yolu. Onlarla birlikte toplumda var olan her türlü ayrimi simdiye kadar oldugundan daha antagonist bir kivama getirmenin yolu.

Sonuç olarak son derece sakim, sakincali bir yol. Bu toplumun bütün güçlüklere, engellere ragmen demokratiklesme yolunda edindigi, birikimlere de yazik oluyor.

———————————————-

T24-23 Ocak

Murat Belge

Back to top button