Su günlerde yasananlar sürpriz degil

Iki yili askin bir çatismasizlik döneminin ardindan silahlar yeniden konusur oldu. Dört bir yanda baslayan yangin ne kadar sürer, nereye varir, belirsiz.
Bu bir sürpriz olmadi. Otuz yildir yasanan çatisma ortamina ülkenin yüz yüze oldugu en büyük sorun, Kürt sorunu yol açmisti. Sorun çözülmeden yanginin tümden sönmesi beklenemezdi. AK Parti sorunu çözecekmis gibi yapti, ama o da özüne dokunmadi. Sinirli bazi adimlarin ötesinde Kürt halkinin temel haklarini tanimaya yanasmadi. Öyle olunca da alttan alta süren kor bir süre sonra alevlendi.
Bu, ‘çözüm ve baris süreci’ denen süreç 2013 yilinda basladigi zaman bazi çevreler pek iyimserdiler, bu kez artik tamam der gibi bir hava içindeydiler. Ama ben o zaman da iyimser degildim ve bunu daha o günlerde sicagi sicagina yazdigim yazilarda dile getirdim. Bana göre ne hükümetin ne de diger tarafin (PKK ve legal uzantilarinin) gerçekçi bir çözüm projeleri yoktu. Hükümet sorunu salt PKK’ye silah biraktirma olarak görüyordu. Ama bu tutumla Kürt sorunu çözülmüs olmazdi. Hükümetin hatta PKK’ye silah biraktirmaya uygun bir projesi bile yoktu.
Öcalan’i denetime almis olan hükümet, PKK ve yandas örgütler üzerindeki etkisinden yararlanarak onu bir sihirli degnek gibi kullanabilecegini sandi. PKK’nin silah birakmasi -dagdakilerin inmesi, yurt disindakilerin dönmesi, cezaevindekilerin çikmasi ve tüm bunlarin siyasal hayata serbestçe katilimi- için gerekli yasal zemini olusturma yönünde bile adim atmadi.
Simdi, bugünkü duruma yol açan nedenleri bir kez daha ayrintili biçimde yazmaya gerek görmüyorum. Söz konusu sürecin basinda, 2013 Martinda pes pese yazdigim üç yaziyi, merak edenler ve bilgilerini tazelemek isteyenler için sirayla yayinlamakla yetinecegim. Çünkü olacaklari daha o günden yazmistim ve bunun için kâhin olmaya gerek yoktu.
Dilerim bu kez çatisma uzun sürmez ve basta devlet olmak üzere taraflar, aldatma-oyalama taktiklerinden vazgeçip sorunun boyutlarina uygun gerçekçi bir çözüme, yani Kürt halkinin tüm temel haklarini tanimaya yönelirler. Çünkü çözüm ve baris, yani savasi hayatimizdan çikarmak ancak böyle mümkündür.
Iste o yazilardan ilki:
NASIL BIR SÜREÇ, BARIS VE ÇÖZÜM MÜ?
Kemal Burkay
Hükümet bir süre önce Kürt sorunu kapsaminda yeni bir süreç baslatti. Buna önce ‘Imrali süreci’ dendi; çünkü görüsmeler MIT vasitasiyla Öcalan’la yürütülüyor; ardindan Basbakan bunu ‘çözüm süreci’ diye adlandirdi.
Bu yeni girisimle birlikte kamuoyunda umutlar bayagi artti; ortada ‘çözüm’ ve ‘baris’ sözcükleri uçusuyor.
Peki, gerçek durum ne, bu girisim neyi amaçliyor? O gerçekten Kürt sorununa gerçekçi bir çözüm bulup ülkede baris ortamini kalici biçimde insa etmeye mi yönelik?
Bir kere Kürt sorunu nasil bir seydir? Ikincisi de ‘çözüm’den ve ‘baris’tan neyi anliyoruz?
Kürt sorunu denince herkesin ayni seyi anlamadigi ortada. Bazilarina (örnegin MHP) göre böyle bir sorun yok, bölücülük ve terör var, onunla da ancak savasilir. Bazilarina göre dün vardi bugün yok. Örnegin Basbakan Erdogan üç-dört yil öncesi ‘Kürt sorunu var, salt askeri yöntemlerle çözülmez, biz çözecegiz,’ diyordu; ama simdi, TRT-Ses’i açtiktan, 2 saatlik seçmeli dersten, Mardin-Artuklu ve Dersim’deki Kürt dili bölümlerinin ardindan ‘Artik Kürt sorunu yok, terör sorunu var,’ diyor. CHP’ye göre Kürt sorunu hem var, hem yok!
BDP’ye gelince, ona göre Kürt sorunu var tabi; ama BDP’nin çözüm konusunda kafasi oldukça karisik, bir günden digerine, Öcalan’in tercihlerine göre degisip duruyor. Bir gün demokratik cumhuriyet, ertesi gün demokratik özerklik Öcalan ve örgütünün ise geçmisten beri izledikleri ve bagimsiz birlesik Kürdistan’dan demokratik cumhuriyete uzanan siyasi maceralari malumdur
Kisacasi, Kürt sorununa iliskin olarak siyasi arena fili tarif eden körlerin durumunu andiriyor. Ellerinin dokundugu yere bagli olarak, kimine göre fil uzun bir burundur, kimine göre koca bir kulak, ya da bacak Besbelli bu ülkenin siyasileri için bu tür bir tarif körlükten degil, görmek istememekten. Onlar da Kürt sorununun ne oldugunu bal gibi biliyorlar, ama dogru bir tarif islerine gelmiyor. Çünkü dogru bir tarif dogru bir çözüm gerektiriyor.
Böyle bir durumda Kürt sorununun varligini kabul edenlerin de çözüm üzerinde anlasmalari elbet kolay degil. Bir sey üzerinde anlassalar bile, o gerçekte çözüm olmayacaktir.
Hatirlayalim: 2011 yilinda MIT ve PKK Oslo’da görüsüyordu. Devrede Öcalan da Kandil de vardi. Yine baris ve çözüm umutlari yükselmisti. Sonra ne olduysa bilgiler disari sizdi, masa devrildi, süreç kesintiye ugradi. 2011 seçimlerinin ardindan Öcalan, ‘savasa gerek yok, devletle anlastik’ dedigi halde, PKK içindeki bazi derin odaklar Öcalan’i baypas ederek bir dizi eylem baslattilar ve yeniden bir çatisma ortamina girdik.
Hükümet çatisma ortamina son vermek için bir ara BDP ile diyalogu tasarladi; ama kendisine güveni olmayan, inisiyatif kullanamayan BDP, sürekli olarak Imrali ve Kandil’i muhatap göstererek buna yanasmadi; öyle olunca da hükümet BDP’den umudu kesti.
Simdi, görünen o ki hükümet bu isi dogrudan Öcalan’la çözmek istemektedir.
Öcalan’in taraftarlari üzerinde büyük etkisi var. 1980’li yillardan baslayarak zaman içinde Ortadogu isi bir Öcalan kültü olusturuldu. Kendisine ‘Serok’ dendi, ‘Önder’, dendi, hatta ‘Önderlik’ dendi. O PKK bakimindan tek karar vericiydi. Suriye’den çikarildiktan, hele hele yakalanip Imrali’ya konduktan sonra bu yüceltme isi daha da çigirindan çikti; kendisine ‘Ulusal Önder’, ‘Basimiz’, ‘Günesimiz’ dendi. Tek muhatap gösterildi, ‘Irademiz’ dendi
Öcalan silahlari susturun dedi, susturdular, savasin dedi, savastilar.
Ayni Öcalan, 1999 yilinda yakalandigi zaman ‘firsat verilirse hizmete hazirim’ da demisti. Mahkemeye çiktiginda, ‘Pismanim, ne isterseniz onu yapayim,’ demisti Taraftarlari bu sözleri duymazdan, anlamazdan geldiler.
Öcalan gerçekten de Imrali’da, idamdan siyirmak için kendisinden istenenleri bir bir yapti. PKK’nin silahlarini susturdu, güçlerini sinir disina çekti; PKK’nin adini birakti (önce KADEK, sonra Kongra Gel yapti); programini birakti (‘Ne bagimsizlik, ne federasyon, ne otonomi; bunlar ilkel seylerdir; demokratik cumhuriyet en iyisi’) dedi ve üniter devleti savunur oldu. Ideolojisini terk etti, Kemalizmi savunur oldu
Partisi de tipis tipis ardindan gitti Tek karar verici oydu, irade oydu, muhatap oydu
PKK 1999’dan itibaren 4-5 yil süreyle tek kursun sikmadi. Ama 2004’te AK Parti hükümetini devirmek için cuntalar harekete geçince, ortaligi karistirip darbe ortami yaratmak için PKK de ihtiyaca uygun olarak hareketlendirildi
Önemli bir nokta daha: Öcalan Imrali’da, son iki yila gelinceye kadar hep orduyu övdü, AK Parti hükümetini ise elestirdi, hedef gösterdi. ‘Ordu çözüm istiyor, ama AKP engel’ dedi
Peki son iki yilda neler oldu da Öcalan hükümetle böylesine güzel güzel anlasir hale geldi?
Olan suydu: Askeri vesayet geriledi. Darbeciler, Ergenekoncular, koca koca orgeneraller Silivri’yi boyladilar. Imrali’da Öcalan’in çevresindeki Ergenekoncu kusatma kirildi. Öcalan güç dengelerinin degistigini gördü, partnerini degistirdi. O, bu islerde oldukça usta ve gerçekçidir!
Süreç içinde MIT üst yönetimi de askerin etki alanindan hükümetin etki alanina geçti.
Iste simdi hükümet, ‘tek muhatap ve irade’ Öcalan eliyle ‘sorunu çözmek’ istiyor. Öcalan’la tam bir uyum içinde çalistigi anlasiliyor
Peki hükümetin sorundan ve çözümden kasti ne?
Basbakan Erdogan bunu açik
biçimde söyledi: ‘Amacimiz PKK’ye silah biraktirmak
’
Evet, durum bundan ibarettir!
Peki bu çözüm olur mu? Sorun salt PKK’nin silahlari miydi? Bu silahlar susunca Kürt sorunu çözülmüs mü olacak? Bunu da varin siz düsünün
Ama ben öteden beri silahlarin susmasindan, PKK’nin silah birakmasindan yana oldum. Bu en basta Kürt halki için hayirli ve yararli olacaktir. Eger Öcalan silahlari birakin derse, bu siyasi hayatinda yaptigi en dogru, belki de tek dogru is olacak Eger PKK buna uyarsa bu da PKK’nin yaptigi en dogru, belki de tek dogru is olacak
Umarim ki silahlari birakma süreci bir kez daha sabote edilmez ve bu kez sonuç verir.
Gelelim ‘baris’ denen seye
PKK’nin silah birakmasiyla çatismalar sona erecek. Peki ‘baris’tan kast edilen bu mu?
Eger savas denen sey, çoklarinin sandigi gibi Türk devletiyle PKK arasinda cereyan eden bir sey idiyse, bu gerçekten de baris olur, PKK ile devletin barisi
Ama öyle oldugunu sanmiyorum. Görüntüde böyle olsa bile, savas, özellikle son on yilda devletin iki kanadi arasinda idi. Darbeci-militarist kesim AKP hükümetini devirmek için PKK ile savas oyunu oynadi ve hiç yere o kadar can kurban edildi. Simdi de hükümet bu oyunu bozmak, istikrari saglamak için PKK’ye silah biraktirmak istiyor.
Evet, bunun için de olsa silahlarin susmasi, PKK’nin silah birakmasi çok iyi olur. Böylece Kürt halkina hiçbir yarari olmayan, aksine siyaseti ve çözüm sürecini bloke eden bu savas oyunu, yillardir süregelen bu trajikomik tiyatro sona erer, Kürt siyaseti normallesir, halkimizin özgürlük mücadelesinin saglikli bir kanala yönelmesi mümkün olur.
Sonuç olarak PKK’nin silah birakmasi tek basina, Kürt halki bakimindan ne çözüm, ne de baristir; ama çözüm ve baris yönünde önemli bir esigin asilmasidir.
Çözüm Kürt halkinin tüm temel haklarini taniyarak; devletin böylesi bir esitlik temelinde yeniden yapilanmasiyla olur. Oysa Türk tarafinda ne iktidarin ne muhalefetin bunu yapmak istedigini gösteren bir niyet ve proje yok. Bizim hayale kapilmamiz için de bir neden yok.
Iki yüz yildir özgürlük için mücadele eden bir halkin söz konusu temel haklari taninmadan çözümden ve baristan söz etmek bos laftir.
————————————————
5 Mart, 2013
Bir sonraki yazi: ‘Silahlarin susmasindan kimler endise ediyor?’
Kemal Burkay