Makale

TANRI VE SEYTAN…

Kemal Burkay

Degerli okurlar,
Bu yazimi 1997 yilinda, yani 23 yil önce yazmisim. Ama ilk kez yayinlaniyor. Kilerimde öylece duruyordu. Bazi nedenlerle bugüne kadar bekletmis olmaliyim. Eski defterleri karistirirken bir kez daha okudum ve neden yayinlanmasin ki diye düsündüm…

* * *
Bazen bu yazdiklarimiz ne ise yarar diye düsünürüm. Kuskusuz, sözün kiliç karsisinda bir ise yaramadigini düsünenlerden degilim. Söz bazen kiliçtan da keskindir. Dogru söz insanlara dogru yolu gösterir; yalan ve fitne ise insanlari seytanin yoluna sokabilir.

Ama, ‘insanlara yol göstermekte kim daha etkin, tanri mi, yoksa seytan mi?’ diye sorarsaniz, orada dururum. Dünyada olup bitenlere, insanlarin isine bakinca bu soruya cevap vermek kolay degildir.

Tanri insanlara dogru yolu göstermeleri için peygamberlerini gönderdi; ama seytan da bos durmadi elbet; onun da adamlari haril haril çalisiyorlar…

Örnegin savas kimin isidir, tanrinin mi, seytanin mi? Tanri yarattigi insanlarin acimasiz kurtlar gibi birbirlerinin bogazina sarilmasini, birbirlerini kan revan içinde birakmasini, kendi elleriyle kurup senlendirdikleri kentleri köyleri yakip yikmasini ister mi? Buna gönlü razi olur mu?

Biz tanrinin iyi yürekli oldugunu biliriz, öyle degil mi? Dogal olarak iyi bir dünya ve iyi yürekli, yardimsever, barisçi kullar isteyen bir tanri neden savas istesin?

Ama insanligin basindan beri savas var. Daha on bin, yirmi bin yil önceki klanlar, av alanlarini ele geçirmek ya da korumak için birbirleriyle savastilar hep. Devletler ortaya çikinca bu is daha da organize biçimde, ordularla yapilir oldu. Gücü yeten ötekileri öldürdü, korkuttu, kaçirdi; malini talan etti, badenini kölelestirdi.

Çagimiza kadar sürüp geldi bu… Dünyamizi cehenneme çeviren Birinci ve Ikinci dünya savaslarinin, savas alanlarinda mermiyle, süngüyle, topla topraga düsen milyonlarca genç insanin, bombalanan kentlerin, toplama kamplarinda çekilen acilarin, yakilan canlarin anilari daha tazedir.

Tanrinin bütün bunlari istemis olmasi, ya da bunu yapan insanlarin tanrinin buyruklarina göre davranmis olmasi düsünülebilir mi?..

Besbelli bunlar, küçüklü büyüklü tüm dinlerin söyledigine göre, seytanin isteyebilecegi isler. Demek ki seytan da bos durmuyor ve insanoglunu kendi yoluna sürüklemekte oldukça basarili…

Ben dindar degilim, ama dindar insanlara karsi önyargili da degilim, onlari hor görmem. Din insanoglunun bir iyilik arayisidir; ölümsüzlük ve adalet arayisidir. Öte yandan, her dindar görünenin gerçekte dindar olduguna da inanmam. Kiminde dindarlik salt aldatici bir örtü, bir maskedir. Dil baska yürek baskadir…

Evet, dindar degilim, bu nedenle tüm bu islerin, iyilik ve kötülüklerin herhangi bir tanrinin ve seytanin marifeti oldugu kanisinda degilim. Kanimca, bize göre iyi ya da kötü olsun, insan eliyle yapilanlar tümüyle insanlarin kendi eseridir.

Adem ile Hava öyküsüne inanmam, bilimsel evrim yasasina inanirim. Biz milyonlarca yil içinde degisip evrilen maymunlarin devamiyiz. Memeli hayvanlarin tasidigi içgüdüleri su ya da bu oranda tasiriz. Onlar gibi besleniriz; ot da yeriz et de. Yerine göre yirtici, yerine göre sefkatliyizdir. Onlar gibi çogaliriz. Ask ve çogalma güdüsü doganin bize verdigi bir duygudur. Onlar gibi korkar, bulundugumuz yöreyi, hayat alanimizi ve neslimizi koruruz. Bazen bir hayvan gibi bencilizdir. Onlar gibi yasama sevinci duyar, oynar, sarki söyleriz.

Insanoglunun hayvandan farkli olarak bir akla ve dile sahip sahip oldugunu, alet yaptigini söyleriz. Akli, bir baska deyisle zekâyi ise çevreye uyum saglama olarak anlatiriz. Eger öyleyse, hayvanlar çevreye uyum saglamakta bazen bizden daha usta degiller mi? Doga bu konuda onlari donatmamis mi? Örnegin sogukta kisin uykuya yatan bir yilan ya da ayi, mevsimlere göre göç öden kus, önce tirtil, sonra kelebek olmak üzere yumurta birakan kelebek dogaya uyum saglamakta bizden daha mi basarisiz?

Agini insanoglunun en geliskin tekstil makinasindan daha ustalikla ören örümcek, her yil denizdeki binlerce kilometrelik yolu hiç sasmadan gidip gelen kaplumbaga bizden daha mi az ustadir?.. Ya binlercesi birbiriyle sasirtici bir uyum içinde çalisan, yuva yapan, yuvasini savunan, peteklerini ören ve balla dolduran arilar ve karincalar bizden daha mi az sosyaldir?
Bize akil veren doga onlara da bizi sasirtacak kadar mükemmel yetenekler sunmamis mi?

Dil eger insanlar arasinda bir anlasma araciysa, hayvanlarin kendi aralarinda ve ayni zamanda bizlerle anlasmak için çikardiklari sesleri, koklasmalari ve türlü davranislari nasil açiklamali? Kuslarin dallarda, uzaktan uzaga birbirlerine türlü biçimde seslenisleri, bir köpegin tehlike anindaki çilginca havlamasi ile sahibini görünce çikardigi sesler, kuyruk sallayisi ve beden dili de bir anlasma araci degil midir?

Sabahlari ve aksamlari, gün dogup batarken neseyle öten kuslarin sarkilariyla bizim neseli ve kederli anlarda söyledigimiz sarkilar, yaptigimiz danslar arasindaki fark ne? Hayvan yavrulari da bizim yavrularimiz gibi oynamayi sevmezler mi?..

Denebilir ki düsünme, muhakeme etme yetisi, diger bir deyisle akil, dil ve alet yapma, gelisim sürecinde bizi maymundan ayirip bir üst gelisme düzeyine çikardilar. Biz insanlar bu yetilerle ve binyillar içinde yarattigimiz uygarlikla övünürüz. Ne var ki söz konusu yetiler ve söz konusu hünerler; bilim, sanat ve bunca ürün; buldugumuz yazi, kurdugumuz kentler, bir balik gibi yüzdürdügümüz gemiler, bir kus gibi uçurdugumuz uçaklar bizi geregi gibi uygar etmeye yetmedi henüz. Birbiriyle savasan, öldüren, acimasiz, bencil, bir baska deyisle nesline ve öteki canlilara kötü davranan, dogayi ve dogal dengeyi bozan insan ne derece akilli ve uygardir?

Kanimca, su uygarlik isinde hâlâ yolun basindayiz. Hâlâ bilinçsiz bir hayvan gibi yirtici ve vahsiyiz. Üstelik bu halimizle herhangi bir yirticidan, bir aslandan, bir yilandan, alici kustan bin kat, milyon kat daha tehlikeliyiz… Ürettigimiz silahlar, zehirler, bozdugumuz dogal denge, kendi hayatimiz dahil, dünyamizdaki tüm hayati tehdit ediyor…

Iyilige ve kötülüge gelince, tümüyle kendi eserimiz olan bu isleri bazen tanriya ve onun bize uygun buldugu ‘alin yazisi’na, bazen de kötü yürekli seytana baglariz. Ne var ki tanri da seytan da içimizdeler, bizden bir parçalar, bunlar bizim birbirine zit ve birbiriyle çekisen iki yanimiz…

Kötülüklerden, bizi kötülüge iten hirslardan, kinden, bencillikten, yalandan, benzer tutkulardan ve olumsuzluklardan arinip dürüst, barisçi, sevecen, iyiliksever yanimiz agir bastiginda, bir ‘însani kâmil’ oldugumuzda tanriya yaklasiriz. Tasavvuf felsefesinde buna ‘enel hak’ denir. Bunun tersi ise bizi setanlastirir, iblisin dünyadaki somut varligina dönüstürür…

Biz insanlar arasinda her iki tür de var. Çogu zaman da ayni insanda hem iyiligin, hem kötülügün izlerini görmek mümkün. Bir rubaimde söyle diyordum.

Dostum, eszaman ve hemmekândir insan ve yaban
Ayni bedende yasar sofu kisi ve seytan
O güzel düslere yazik, toprak ham, zaman erkendi
Geçmisten aldin, gelecege kalsin bu soylu tohum

Sonuçta insanlik nereye varacak? Dünyamizda baris, esitlik, diger bir deyisle güzel duygu ve düsünceler, güzel insanlar mi egemen olacak, yoksa hirsi dizginlenemeyen benciller, gözü doymazlar, savasçilar, acimasizlar mi? Kestirmek zor.

Su anda dünyanin hali hiç de iyi görünmüyor…

Kemal Burkay

Back to top button