Tarihimizden Bazi Portrelere ve olaylar
Kasime Resit (Kasim Demiralp) Karliova’nin Karga pazari köyünden, Cibran Asiretinin Suwer ailesinden Mehmet Resit`in ogludur. Mala Suvar, Cibranlari yöneten ailedir. Aile, Derik’ten(Mardin) Kanires’e (Ognut, Azizan, Kargapazar vs) yerlesmisler. Bir kismi daha sonra Varto ve Bulanik kadar yayildilar.
Seyh Sait Ocak 1925`te Hinis ‘ Koçhisar` dan kalkip Piran`a dogru yola düsünce önce Kargapazar köyünde Mehmet Reside Xeto`ya misafir oluyor.
Bu ailenin bütün erkekleri 1925 Kürt Ulusal Hareketi içinde yer aliyorlar. Kasime Resit hayatinin sonuna kadar kendi köyü olan Karga pazar`da yasiyor ve 1998`de burada vefat ediyor. Kasime Resit Dr. Hatip Demiralp`in babasidir. Hatip Demiralp 1974`ten beri aktif olarak Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP) saflarinda politik faaliyet sürdürdü ve bir dönemde bu partinin yöneticilini yapti. Dr. Hatip Demiralp 15 Mart 1993`te kanser hastaligindan yasama veda etti.
Kasim Demiralp arkadasim Humane Çiya`nin ricasi üzerine hatiralarini kasete doldurup ona Almanya`ya gönderiyor. Humane Çiya Kasime Resit`in anilarini kurmanca olarak yazmisti.
Ben bu hatirati önce kirdkî`ye çevirip ‘Nû Bihar’ dergisinde yayinlattim. Bu kitap için Kasime Resit`in hatiratini ve bazi konularda yaptigi degerlendirmeleri Türkçe olarak hazirladim. Her seyden önce Humane Çiya`ya selam ederim.
Kasime Resit (Kasim Demiralp) Anlatiyor:
Memleketimizde ister 1925 Seyh Sait hareketinden önce olsun, ister hareketten sonra olsun, bir cemaatte Yigitlik ile düsmana karsi direnmis on a boyun egmemis insanlarimizdan bahs edilse, biz onlarin gösterdikleri Yigitlikten dolayi gururu duyuyoruz, basimiz göge eriyor. Çünkü bunlar zorbaliga direnmisler. Onlar hiçbir zaman unutulmayacaklardir.
Bunlardan benim aklima gelen bazilari sunlardir:
Sêx Seîd Efendî, Xalit Begê Cibrî, Sehdînê Telhê, Rizayê Xalit, Xalit Begê Hesenan, Kor Husên Pasa, Keremê Kol Axasî, Sêx Abdullah Efendi, Sêx Selheddîn, Salîh Begê Hênî, Heqî Begê Liceyî, Mehmud Begê Xerîbî, Mele Cemîle Musîyan, Ferzende, Sêx Serîf ve Yado vd..
Bunlarin ülkenin ve milletin kurtulusu için çok büyük hizmetler ettiler. Onlar ülkemiz ve milletimiz için canlarini verdiler ve de bizim yüregimizde unutulmayacak dert ve kederler biraktilar. Ülkemiz ve milletimizin kurtulusu için fedakârliklar yapan, bu ugurda canlarini verenler sadece yukarida saydiklarim degiller. Bunlarin disinda da daha yüzlerce isimlerini sayamadigim böyle Yigitlerimiz var. Hepsine sonsuz minnet duyuyoruz ve onlari unutmuyoruz.
Örnegin Yado hiçbir zaman unutulmamalidir. O cesareti, yigitligi, gözü pekligi ve fedakârligi ile halkimizin sevgisini kazanmis ender rastlanabilen bir ulusal kahramandir.
Mustafa Axayê Girnose bize anlatiyordu, ‘ Ruslar buraya geldiklerinde biz Ruslara karsi savastik. O zaman Sincêr Ailesinden Ibrahim Beg diyordu, yahu biz ne yapiyoruz, biz neden askeri alaylar kurup Ruslara karsi savasiyoruz. Biz Ruslar ile ittifak kurup bu Türklerden kurtulsaydik daha iyi olmaz miydi’? O zaman biz, ‘Ibrahim Beg yaslandi, bunadi, diyorduk’. Bize göre Ruslar kâfir idiler, Türkler Müslüman, onun için Türklere karsi Ruslar ile ittifak kurmak, olabilecek bir sey degildi. Fakat 1925`te olanlardan sonra aklimiz basimiza geldi, ama artik is isten geçmis idi.
Azadî örgütün lideri Halit Cibran
Bilindigi gibi Ihsan Nuri Pasa ve Bitlis milletvekili Yusuf Ziya’ nin kardesi Ali Riza, Yusuf Ziya’ nin kendilerine gönderdikleri bir telgrafin sifresini yanlis çözdüklerinden 1924 de Beytüsebab da bir baskaldiri hareketi organize ettiler. Bu olay esnasinda Kürtlerin bazi belgeleri devletin eline geçtiler.
Bundan dolayi Ekim 1924′ te devlet güçleri Yusuf Ziya ve ‘Azadî’ örgütünün lideri Halit Cibran’ i Erzurum`da tutukladilar. Halit Cibran birkaç gün Erzurum`da tutuklu kaldiktan sonra jandarmalar esliginde Bitlis`e götürülüyor. Asker onu Sarikamis üzerinden Karakose, Tutak, Ahlât ve Adilcevaz’ tan Bitlis`e götürülüyor. Bu yolculuk çok sürüyor. Çünkü mevsim kisa dogru idi, o zamanin kislari simdinin kislari gibi degildi. O zamanin kislari çok soguk ve zorlu idi, simdiden daha çok kar yagardi. Tabi ki o zaman arabada yoktu, Halit Bey atlar, at arabalari ile götürülüyor. Halit Bey o kadar uzun yolu askerler esliginde kat ederken, maalesef Kürtlerden kimse ona yardim etmedi, kimse ona el atmadi. Hâlbuki bu yolculuk esnasinda Kürtler onu kurtarip, kurtarabilirlerdi. Ne yazik ki Kürt asiretleri arasinda çeliskiler vardi, birçok asiret arasinda çatismalar vardi.
Askerler Halit Bey`i Patnos`tan götürürken, o Kör Hüseyin Pasa`ya bir mektup gönderiyor. Halit Bey bu mektubunda Hüseyin Pasa`dan 100 siyah altin istiyor. Aslinda bu 100 siyah asker sifredir tabi ki. Halit Bey burada Hüseyin Pasa`dan 100 iyi Kürt savasçisi, 100 süvari istiyor ki gelip onu Türk askerlerinin elinden kurtarsinlar. Fakat Hüseyin Pasa bu sifreyi anlamiyor, o Halit Bey`e 100 altin gönderiyor. Bu 100 altin kâsesi Halit Bey`e verildiginde o bu altinlari alip firlatiyor. Halit Bey, ‘ benim altina ihtiyacim yoktu, o benim ne istedigimi biliyordu’ diyor.
Askerler Halit Bey`i Haydaran asiretinin topraklarindan götürüyorlar. Haydaranlarin büyükleri isteseydiler Halit Bey`i kaçirabilirlerdi, onlar bunu istemediler, bu konuda gevseklik gösterdiler.
Son yillarda Patnos`a gidip Alaadin Esin`e misafir oldum. Hüseyin Pasa`nin oglu Nadir Bey`de bulundugum eve geldi, biz sohbet ederken, ben Nadir Bey` Halit Cibran`in meselesini sordum. Nadir Bey bana, ‘ dogrudur Halit Bey daha önce ittifak kurmak için Hüseyin Pasa`ya bir mektup göndermisti, fakat tutuklandiktan sonra Hüseyin Pasa`ya herhangi bir mektup göndermedi’, dedi.
Yani Halit Bey henüz tutuklanmadan Hüseyin Pasa`ya bir mektup göndermis ve yeni Türk yönetiminden Kürtlerin haklarini almak, Kürdistan`i kurtarmak için onun da kendileri ile birlikte hareket etmelerini istemistir. Fakat Hüseyin Pasa bu islere bulasmak istememistir. Çünkü o zaman Türk Hükümeti ona pasalik rütbesi vermisti.
Hüseyin Pasa`nin oglu Nadir Bey bana söyle bir sey anlatti: ‘ biz bir gün Ahlât`tan gelirken, askerlerin bir fayton ile Ahlât`tan Bitlis`e dogru gittiklerini gördük. Yerde biraz karda vardi. Biz bu durumdan biraz süphelendik. Çünkü bu vakit de askerlerin fayton ile Ahlât`tan Bitlis`e dogru gitmeleri normal degildi. Herhalde bir devlet büyügü fayton`un içindedir, askerler onu Bitlis`e götürüyorlardir diye düsündük. Daha sonra sagdan soldan bu fayton`un ne oldugunun, içinde kimin oldugunu sorduk. Aldigimiz bilgi sonucu bu fayton`un içinde Halit Bey`in oldugunu duyduk. Meger askerler bu fayton ile Halit Bey`i Bitlis`e götürüyorlarmis. O zaman fayton`un önünü çevirip Halit Bey`i kurtarmadigimiza pisman olduk tabi ki, ama ne yazik ki is isten geçmisti. Askerlerden fayton`un içinde kimin oldugunu sorabilirdik. Askerleri de rahatlikla teslim alip Halit Bey`i kurtarabilirdik.
Miralay Cibranli Halit Bey (Xalid Begê Cibirî) 14.04.1925`te Bitlis`de kursuna dizilerek öldürüldü. Yusuf Ziya Bey ayni tarihte Bitlis`de asildi. Fakat Halit Bey asker oldugu için kursuna dizildi.
Orada birisi Halit Bey için su siiri yaziyor:
Mîrêm tu rabe sere xwe hilde
Serê me Kurdan bi te bilinde
Ne wexta te bû, tu çûbû gorê
Te Kurd histin ber vê zilm û zorê
Kör Hüseyin Pasa`nin öldürülmesi
Abdülhamit döneminde Hüseyin Pasa`nin Abdullah Bey adinda bir oglu varmis. Bu Abdullah Bey Osmanlilar ile Iran arasindaki bir savasta öldürülüyor. Abdullah Bey bir gün babasina, ‘ Vallahi Pasa sen bunlar ile ne kadar dostluk yaparsan yap, bunlara ne kadar hizmet edersen et, bunlar bir gün senin keleni alacaklar, seni ortadan kaldiracaklar’ diyor.
Daha sonra Abdullah Bey`in söyledikleri oluyor. Hüseyin Pasa`nin kelesi onlar tarafindan kesildi.
Seyh Sait`in yakalanmasindan sonra Kör Hüseyin Pasa Haydari, Medenî Hecî Musa Begê Xuytî gibi bazi Kürt önderleri Iran`a geçiyorlar. Bunlar burada Barzani ailesi ile birlikte bir örgüt kuruyorlar. Bu örgüt bir program, tüzük, raporlar ve bildiriler hazirliyor. Hüseyin Pasa ve arkadaslari bu belgeleri uluslararasi kurumlara iletmek amaci ile Kuzey Kürdistan`a getirip burada muhtarlara ve Kürt toplumunun beli basli, bilinen, taninan önderlerine imzalatmak amaci ile ülkeye giris yapiyorlar. Onlar bunun ile bu topraklarda Kürt diye bir milletin yasadigini, bu topraklarin Kürdistan oldugunu dünya kamuoyuna göstermek istiyorlar. Bunun için Kör Hüseyin Pasa`ya görev veriliyor. Hüseyin Pasa arkadaslarina, ‘ bana 10 tane süvari verin, ama mutlaka Medeni`de benim ile gelsin’ diyor.
Medeni hem Hüseyin Pasa`nin enistesi idi hem de çok iyi bir silahsor idi. Bu yüzden Hüseyin Pasa mutlaka Medeni`nin kendisi ile gitmesini istiyor.
Hüseyin Pasa yanindakiler ile Güney Kürdistan (Irak)`tan çikip Kuzey Kürdistan`a dogru yola çikinca, Türk Devlet yetkilileri Hüseyin Pasa`nin ülkeye girip siyasi faaliyetler sürdüreceginden haberdar oluyorlar. Bunun üzerine yetkililer hemen Hüseyin Pasa`nin kellesine ödül koyan bir kararname yayinliyorlar. Bu kararnameye göre hem Hüseyin Pasa`nin kafasini kesip getiren af ediliyor hem de ona para ödülü vaat ediliyor. Hüseyin Pasa yanindakiler ile birlikte Agri, Patnos ve çevresinde gezip siyasi faaliyetlerini sürdürüyor. Bu arada Medeni`de Hüseyin Pasa`nin basina konan ödül fermanindan haberdar oluyor. Medeni bir gün Hüseyin Pasa namaz kilarken onun kafasini kesip bütün yazi ve belgeler ile götürüp Agri kaymakamina teslim ediyor. O zaman agri henüz il degildi, ilçe idi.
Tabi Medeni Hüseyin Pasa`nin kafasini ve bütün bildiriler ve belgeler ile devlete teslim edince, kendisine 1000 pangonot para veriliyor ve af ediliyor.
Binbasi Kasim
Ne yazik ki Kürtler` in içinden de Binbasi Kasim gibi ihanet edenler çikmistir. Binbasi Kasim Cibran asiretinin Suwêr ailesinden idi, ama o Kürtler`e çok zarar verdi. Binbasi Kasim Seyh Sait`i yakalattiktan sonra, devlet onu da Aydin`in Söke ilçesine sürgün ediyor. Kasim bir süre Söke`de yasadiktan sonra bir gün Söke`den Ankara`ya gidiyor. O Ankara`da kendisine bir görev yani bir makam verilmesi için Mustafa Kemal`in makamina gidiyor. Dairede gelen giden misafirler ile ilgilenen görevliler, Kasim`a ne için geldigini soruyorlar. Kasim, ‘ ben devletimize çok hizmet ettim, simdi hizmetlerimin karsiligi olarak devletimin bana is vermesini talep ediyorum’ diyor.
Görevliler gidip Kasim`in talebini Mustafa Kemal`a aktzariyorlar.
Mustafa Kemal buna karsilik adamlarina, ‘ sag salim oldugunu, hayatta oldugunu biliyoruz yeter. Kendi milletine bu kadar kötülük yapan, kendi milletine ihanet eden birinden bize herhangi bir fayda gelmez. Söyleyin dönüp evine gitsin’.
Mustafa Kemal`in ona yaptigi bu muameleden sonra Kasim artik kendi milletine ne kadar büyük kötülükler yaptiginin farkina variyor, ama is isten geçiyor. Kasim boynunu büküp oradan çikiyor.
Yado ve Sehdine Telha
1925`te Seyh Sait ve arkadaslarindan tutuklananlardan bazilari idam edildiler, bazilari agir cezalara çarptirildilar, bazilari sürgün edildiler. Ele geçmeyenlerden ise bazilari Irak, Suriye ve Iran`a geçtiler, önemli bir kismi da Kürdistan`in daglarina sigindilar. Onlar askerlerden ve milislerden korunmak için daglarda, magaralarda, agaç kovuklarinda saklandilar. Onlarin önemli bir kismi 1926`de toplanip birlikte hattin altina (Suriye)`ye gittiler. Bu kafilede Çanli Seyh Mustafa, Yado, Heseni Begun, Sediye Telhoyi, Ehmed Beg, Xelîl Efendi, Hesenê Cafer Aga, Mala Muhacîn Aga û Evdila Beg vardilar.
O yillarda Kürtler Lübnan`da bir örgüt kuruyorlar. Yado, Sehdine Telha
ve diger bazilari da bu örgüte üye oluyorlar. Zaten Sadi Bey daha sonra bu faaliyetlerinden dolayi Sivas `ta idam ediliyor.
Sehdine Telha ve Yado çok iyi iki arkadas idiler, onlar hem Suriye`de hem de Kürdistan`in daglarinda uzun bir süre birlikte kaliyorlar. Yado çok degerli, mert, cesur ve yigit bir insandi ama ne yazik ki namert bir tuzak ile öldürülüyor. Bugüne kadar da Yado`nun nasil öldürüldügü tam olarak bilinmiyor. Bu konuda çok fazla efsane var, çok degisik anlatimlar var.
Bir gün Bingöl`lü avukat Sait Bozgan bize Yado`nun nasil öldürüldügünü anlatti. Onun anlattigina göre, kendisi bir gün bir dava için Mistan ‘ Botan köyleri çivarindaki Tavis Dagina dogru gidiyor. Buranin köylüleri Sait Bozgan`a Yado`nun öldürülmesini anlatiyorlar.
Köylülerin Sait Bozgan`a anlattiklarina göre olay söyle oluyor:
Qurnel köyünde Yado`nun esi Teli öldürüldügü zaman, burada Yado`nun çok arkadasi da öldürülüyor. Sonunda o yalniz kaliyor ve mermileri de bitiyor. Yado buradan bir küçük köye (Mezra) gidip daha önceden tanidigi birinin evine gidiyor. Ev sahibi Yado`nun iyi bir dostudur, Yado`yu çok iyi agirliyor, ona hem kendi evindeki mermileri hem de komsulardan tedarik ettigi mermileri Yado`ya veriyor.
Yado yemek yiyip biraz dinlendikten sonra, ev sahibinin kendisine tedarik ettigi mermileri ve azigi alip yola düsüyor. Yado buranin askerler tarafindan sarildigini bildiginden bir an önce buradan uzaklasip daglardaki diger gruplar ile iletisim kurmak istiyor. O bir an önce bu bölgeyi terk etmesi gerektigini biliyor. Yado çikip gitmek istediginde ev sahibi ogluna, ‘ oglum Yadin Pasa bu bölgeyi iyi tanimiyor, sen onun ile birlikte git, onu köyün berisindeki ormanlik alandan geçir, ona gidecegi yolu tarif edip, öyle gel’ diyor.
Yado ile adamin oglu yola çikip gidiyorlar. Onlar epey gittikten sonra, adamin oglu mahsus biraz arkada kaliyor ve arkadan Yado`ya sikip onu orada öldürüyor. Yado`nun öldürülmesinin nedeni yine paradir. Çünkü o zaman ki hükümet Yado`nun basina ödül koymustu. Yayinlanan askeri bildiriye göre, Yado`yu öldürüp onun basini getirene para verilecekti.
Adamin oglu Yado`ya kursun sikinca adam silahin sesini duyuyor ve hemen de oglunun Yado`yu öldürdügünü tahmin ediyor. Genç dönüp eve gelince, adam ‘oglum ben bir silah sesi duydum, olmaya ki sen Yado`yu sen devletin vaat ettigi birkaç kurus için, dünyanin mali mülkü için Yado`yu öldüresin’ diyor. Genç babasina, ‘ hayir baba, ben nasil devletin verecegi birkaç kurus için Yado`yu öldürür müyüm, ormanda önüme bir kurt çikti, ona ates ettim, sen o sesi duymussun’ diyor.
Fakat diger gün bu adam gidip o ormanda Yado`nun cesedini görünce oglunun Yado´` yu öldürdügünden emin oluyor.
Ne yazik ki bu efsane Kürt kahramani bir kas kurus para için kallesçe Kürtler tarafindan öldürüldü.
Sehdine Telha daha sonra Hattin Altindan (Suriye) den Hattin Üstüne (Kuzey Kürdistan) a geliyor. O kendisi ile birlikte ‘Xoybûn’ örgütünün bildirilerini getirip ülkede dagitiyor. Sedi oradan bir at kamçisi da birlikte getiriyor. Bu kamçinin üzerinde ‘ Xoybûn’ yazisi yazili imis. Sedi`nin Ermeni olan, Baro adli bir hizmetçisi vardi. Simdi de o ‘Baroyê File- Hiristiyan Baro’ olarak taniniyor.
Bu Baro alacagina karsilik Haci Yusuf Solagi´ nin bir atini alip götürüyor. Bunun üzerine Sedi`nin yegeni Resit Aga adamlari ile birlikte Baro`nun pesine düsüp, onu yakalayarak ati ondan geri aliyor.
Baro`da bu kizginligindan gidip Sedi`yi sikâyet ediyor. Devlet Bingöl`den Sedi`nin köyü Azizan`a çok miktarda asker gönderiyor. Askerler Azizan köyünün etrafini sarip, yüksek bir yerden Sedi`nin evini dürbün ile izliyorlar.
Bu arada askerler Sedi`nin evinden bir kadinin çikip köyün disinda bir tarlaya gittigini ve eteginden bir sey çikarip bir tasin altina koydugunu, görüyor.
Demiyorsun Sedi`nin kaynanasi ‘Xoybûn’`nun bildirilerini ve o kamçiyi götürüp köyün disindaki bir tarlada bir tasin altina koyuyor.
Askerler Azizan köyünü ve Sedi`nin evini basip arama yapiyorlar. Tabi ki bu arada gidip o tarlada tasin altindaki o bildirileri ve kamçiyi bulup çikariyorlar.
Sedi Hattin Altindan ilk geldiginde af yasasi kapsamina giriyor, fakat bu belgelerden ve kamçidan dolayi o tekrara tutuklaniyor ve Erzurum’a götürülüyor. Sediye telhoyo bu sekilde 3 ‘ 4 defa tutuklanip Erzurum`a gönderiliyor, fakat her seferinde bir süre sonra serbest birakiliyor.
En son kendisinde ‘Hoybun’ nun bildirileri ve müdürü yakalaninca Erzurum götürülüyor. Daha sonra Ankara’ da yargilaniyor. Ankara’ da ki mahkeme Sadi`ye idam cezasi verdi fakat bu cezayi infaz etmedi, ömür boyu hapis cezasina çevirdi. Sadi cezasinin önemli bir kismini çektikten sonra, geri kalanini Sivas’ ta açik cezaevinde çekerken, Sivas’ a Ismet Inönü geliyor. Inönü Cezaevinde Sehdin’ i Kürt kiyafetleri ile görünce , ‘ bu kim?’ diye cezaevi yetkililerine soruyor. Cezaevi yetkilileri onun kim oldugunu Inönü’ ye anlatiyorlar. Bunun üzerine, ‘asin bu iti’ diyor. Sadi 1942`de Sivas`da idam edildi.
Babam Mehmet Resit Aga
Seyh Sait hareketi döneminde bizim aileden 17 kisi öldürüldü. Bunlardan 5’6 kisi çatismalarda öldürüldü, digerleri idam edildi. Suwêr ailesinden 33 kisi öldürüldü. Bu katliam da en çok Cibran asiretinden insan katl edildi. Seyh Sait ve arkadaslari Diyarbakir`da idam edildiler, ama Elazig ve Hinis`da da idamlar oldu.
Seyh Sait ve arkadaslari 15.04.1925 yilinda Varto yakinindaki Abdurrahman Pasa köprüsünde yakalandiktan sonra 29.06.1925 yilinda Diyarbakir`da idam edildiler. Benim babam Mehmet Resit burada yargilaniyor. Binbasi Kasim`in da Mehmet Resit adinda bir kardesi vardi.
Devlet Kasim`a kardesini af edecegine dair söz vermisti. Mahkeme baskani, ‘Ahmet oglu Mehmet Resit kim’ diye seslenince, benim babam ‘ Mehmet Resit benim’ diye ayaga kalkiyor. Bunun üzerine mahkeme babami serbest birakiyor. Daha sonra Kasim mahkeme hâkimi Süreyya Bey`e bir mektup göndererek, serbest birakilan Mehmet Resit`in kendi kardesi olmadigini, bir yanlislik oldugunu, belirtiyor. Fakat hâkim Süreyya Bey, ‘ biz bir defa karar verdik, artik kararimizi geri alamayiz’ diyor.
Babam böylece tesadüfen serbest birakiliyor.
Mahkeme heyeti daha sonra babamin dosyasini inceliyor. Bu dosyada babamin komutan oldugu ve birçok cephede savastigi tespit ediliyor. Fakat mahkeme bir defa karar verdiginden, artik kararini geri alamiyor. Kasim`in kardesi de bir hafta sonra serbest birakiliyor.
Babam Mehmet Resit Elazig` da mecburu iskâna tabi tutuluyor. Elazig`da yasamak zorunda kalan babam, burada hastalaniyor. Babam son alti ayini yatakta geçirmek zorunda kaldigi bir hastaliktan 1927`de Elazig`da ölüyor ve Elazig`da topraga veriliyor. Babamin mezari hala Elazig`da dir, bazen gidip babamin mezarini ziyaret ediyorum.
Seyh Sait ve arkadaslari Abdurrahman Pasa köprüsünde yakalandiklari zaman amcam Ali ve Necmettin ve onlarin amcalarinin oglu Mehmet Evdo Bey`de orada idiler. Fakat onlarin yaslari çok küçük oldugundan, onlari yakalayan askeri komutan bu çocuklara, ‘siz evlerinize gidin, zaten sizin yasiniz küçük, size ceza veremeyiz’, diyor. Bunun üzerine onlar oradan ayrilip Ognut köyüne geliyorlar. O zaman buralardaki askeri yetkili Osman Nuri Pasa imis. Bilindigi gibi hareketin yenilgisinden sonra asker bütün köyleri tarayip silah ve adam toplamaya baslamis. Tabi ki milisler askerlerin önüne düsüp onlari köy köy dolastiriyorlardi. Bu bölgenin milisleri daha çok Hormek asiretinden idiler. Hormek asiretinin milisleri ve nahiye müdürü bizim eve gelip neneme, ‘ bu çocuklari alip götürüp devlete teslim edecegiz, zaten yaslari küçük oldugundan, onlar serbest birakilacaklar ve serbest birakildiktan sonra dönüp köye gelebilirler. Artik burada serbest yasayabilirler’ diyorlar.
Çok zamanlardan bizim ile Hormek asireti arasinda problemler vardi. Çünkü daha önce Hormekli Selim Aga, Serif Amca tarafindan öldürülmüstü. Serif`in mezari Karakocan`in Sarican köyündedir.
Eskiden kalma bu düsmanlik yüzünden Hormekli milisler Ali ve Necmettin kardesleri, onlarin amcalarinin oglu Mehmet Evdo`yi ve komsumuz Seho`yi birlikte götürüp yolda öldürüyorlar.
Annem diyordu, ‘baban hasta yataginda iken, bu öldürülen 4 çocuk için asagidaki klami söylüyordu’.
Neman neman, neman, neman
Neman sibê ezê li dîyarê Oxnutê ketim
Ji dilê min û te ra li kesan ha li qurusan
Elê xwedê tuyê kulê mala firqa Osman Pasa
Çawa îro dîsa destê berxê mala Xelîl girêdane
Kirîye pêsîya mîlîsên Hormekîyan
Eman, neman, neman, neman, neman
Eman, neman, neman, neman, neman
Eman, neman, neman, neman, neman
Eman, neman, çi bikim bêkesî çetine
M. Serif Firat ve Varto Tarihi’ isimli kitabi
Simdi M. Serif Firat`in yazdigi Varto Tarihi’ isimli kitabi hikâyesinden bahs etmek istiyorum. M. Serif Firat bu kitabinda Kürtleri Türk olarak gösteriyor. O bu kitabi menfaat, mevki ve makam için yazdi. 1925 hareketi esnasinda Hormek asiretinden M. Serif Firat burada yani Karliova`da kâtip idi, , Haydar Dikmen (Heyderê Zeynel Efendiye Tehlê) Mus`ta valinin sekreteri, Mehmet Halit Varto`da nüfus dairesinde memur, Selim Aga`nin oglu Haydar Varto`da gardiyan idi.
Hormekli Selim Aga ile Serif Amca üzerine çok klam söylenmistir.
Asagi yukari 1933` de Hormek`lilerin bir adami Beritan asiretinin mensuplari tarafindan öldürüldü. Bundan dolayi Beritan asiretinden Haci Zülfü, Yusuf Haci Ali ve Yusuf Haci Mehmet tutuklanip Mus ceza evine konuldular. Ayni yillarda komandolar köyleri basip, silah topladilar. O zaman Abdullah Musa isimli bir Hormek`li vardi. Bu adam Pircan köyünde yasiyordu, o çok cesur, Yigit, akilli bir adamdi, onun kahramanligi asiretler arasinda nam salmisti. Beritan`li lar bu Abdullah Musa`ya para verdiler, o da gidip Hormek Aga`lari devlete sikâyet etti. Abdullah Hormek Agalari için, ‘ bunlarin Ruslar ile iliskileri var, bunlar vatan hainidirler, bunlar Alevicilik yapiyorlar ‘ v.s gibi suçlamalar yapmisti.
Devlet yukarida adlarini saydigim bütün bu Hormel`lileri isten atti ve onlari hain ilan etti. Bu insanlar hayatlarinin sonuna kadar devlet görevlisi olamama cezasi aldilar. Yani kamu haklari ellerinden alindi. Mehmet Serif Firat dâhil bu Hormek`liler kamu hizmetlerinden men cezasi alinca, o kurnazlik yapip tekrar devletin gözüne girebilmek, tekrara bir devlet dairesinde görev alabilmek için bu kitabi yazdi.
Su anda piyasada olan, okudugunuz kitap, kitab’ in orijinali degildir. Kitap 2’3 defa degistirilmistir. Bir defa Gürsel Pasa’ nin yazdigi bir önsöz ile onun tarafindan yayinlatilip dagitilmistir, bir defa Kenan Evren tarafindan yayinlatirilmis, bir defa da kendi oglu tarafindan yayinlatir ilimistir.
Kitabin önsözünde, güya Mehmet Serif Kürtler Türk tür dedigi için Kürtler tarafindan öldürülmüstür. Hata burada, ‘ Bu vatanperver insanin mezarinin bile nerede oldugu bilinmiyor’ gibi bir ibare var.
Hâlbuki bunlar dogru degildir. Mehmet Serif’ in öldürülmesinin Kürtlük ile bir ilgisi yoktur, ayrica mezari da belidir.
Mehmet Serif Firat’ in öldürülmesi ise söyle olmustur:
Mehmet Serif’ in Halil Aga ( Xeloye Ibrahim’e Tehle Hormekiyan), bir amcasi vardir. Halkin anlattigina göre Halil Aga çok cesur ve mert bir insanmis, asiretçiligin hüküm sürdügü dönemde bölgede çok taninan, sayilan bir insanmis. O dönemde Hormek Asiretinin Fero Ailesi (Mala Fero) kolunun önderligini Halil Aga yapiyordu. M.Serif’ in babasi öldügünde Halil Aga onun esini nikâhliyor.
Son yillarda M.Serif’ in durumu iyi idi, Halil Aga ise artik yaslanmisti, perisan bir durumda idi, kimi kimsesi, kendisine sahiplik yapabilecek çocuklari da yoktu. M.Serif annesini amcasindan geri aldi ve birkaç defada onu dövdü. Hatta söylenenlere göre o bir defa amcasini dövmüs ve onu götürüp atlarinin tablasinda baglamis.
Halil Aga yegeninin bu yaptiklarina çok içerlemis. Zaten ona bu yapilanlar bütün memleket de yayiliyor. Halil Aga çok tartmis, biçmis, bu durumdan kurtulmak için yegeninin öldürmekten baska bir çare bulamamis.
Zaten kendisi çok yoksul düstügünden bir seyi yokmus. O gidip bir komsusundan ( Bu komsunun adini biliyorum, fakat açiklamak istemiyorum) Rus beslisi silahini aliyor. Halil Aga gidip köyün girisinde M.Serif’ i bekliyor, o köye gelince orada onu vurup öldürüyor. Mehmet Serif Firat böyle öldürülüyor, yani mili mesele ile Kürtler ile hiçbir ilgisi yoktur.
Seyit Riza
Burada Hasan Cafer Aga`nin Seyit Riza için anlattigi bir seyi iletmek istiyorum. Hasan Cafer Aga Sorik köyünden idi, o 1929 genel affinda iki kardesi ile birlikte devlete teslim olmustu. Onun iki kardesi af olunmustu, fakat kendisi Elazig`a sürgün edilmis, orada mecburi iskâna tabi tutulmustu. O Elazig iken devlet Seyit Seyit Riza`yi da Elazig`a getirtiyor. Bir gün bölgenin umum müfettisi Abdullah Pasa
(Alpdogan) Hasan Cafer Aga`ya haber saliyor ve ona, ‘ git Seyit Riza`ya söyle gidip Dersim` de sükûneti temin etsin, o mal ‘mülk ne isterse ona veririz. Gitsin Dersim`lileri ikna etsin ki onlar devlete baskaldirmasinlar, silahlarini getirip teslim etsinler’, diyor.
Hasan Aga Seyit Riza`nin yanina gidip, Abdullah Alpdogan`in istemlerini ona anlatiyor. Seyit Riza Hasan Cafer Aga`y a dönüp, ‘ Hasan Aga seni çok sevdigimi biliyorsun, fakat sen hiç tarihte Türk ve Kürtlerin kardes olduklarina, dost olduklarina sahit oldun mu? Sen Türk Devletinin verdigi sözlere güven olamayacagini, ona bel baglanamayacagini, onlarin bahtlarinin olmadigini, onlarin sözlerini tutmadigini bilmiyormussun? Vallahi ben gidip Dersimsilere gelin teslim olun, silahlarinizi getirip teslim edin, diyemem. Çünkü biliyorum ki devlet güçleri daha sonra gidip silahsiz Dersim halkini katliamdan geçireceklerdir. Ben böyle bir günah isleyemem. Sonra Dersim halki, Seyit Riza kendi menfaati için bizim katlimize sebep oldu der’, diyor.
Hasan Cafer Aga gidip Seyit Riza ile aralarinda geçen bu konusmayi oldugu gibi Abdullah Alpdogan`a aktariyor. Seyit Riza`nin daha sonra nasil asildigini biliyorsunuz. O da ülkemiz ve halkimiz için büyük hizmetler de bulundu.
Seyîdxan Kurij