Makale

Taslitarla’da mahallenin Kürtleri yolda yürürken, tark-turk diye…

Asli Erdogan’a yönelik tepkiler üzerine bir ‘ara’ yazi…

Yirmi küsur yil önce, aile efradi toplanip bana eski model bir ‘Röno 9’ almisti. Ankara caddelerinde talime baslamistim kan ter içinde. Malum, Türkiye’de önce araba alinir, sonra soförlük ögrenilir! Bir gün, fakülteden çok yakin bir arkadasimla Ulus’a, Itfaiye Meydani’na gittik. Isimizi bitirdikten sonra araca bindik. Çalistirip Opera’daki dört yol agzina açilan büyük caddelerden birine dogru sürmeye basladim.
Kisa süre yol aldiktan sonra, onlarca aracin üzerimize geldigini fark ettim. ‘Sence hepsi ters yönde olabilir mi’ diye sordum. Arkadasim ‘Hayir’, dedi. Iki seçenegimiz vardi tahmin edebileceginiz gibi: Ya üzerlerine sürüp kaza yapacaktik, ya da hatamizi kabul edip kenara çekecektik. Macera aramayan gerçekçi iki genç asistan olarak, telasla kenara çektik. Nasil dönecegimizi de bilmiyoruz! Polis geldi, azarladi, ceza kesti vs.

Bütün dünyanin kendisine karsi oldugu, kendisine sürekli komplo kuruldugu vehmiyle yasayan Türkiye’nin ortalama ahalisi, ters yönde giden ve kabadayiliktan vazgeçmeyen, üstelik araci ‘tüplü’ sürücüye benziyor sanki!

Ters yöne giriyor, fark ettiginde trafik kurallarinin kendi istegi dogrultusunda degistirilmesini istiyor, degistirilmediginde digerlerini araçtakilere sikâyet edip yolculari baskiliyor, yolcular çaresizlikten ‘Haklisin abi’ demek zorunda kaliyor, bir kismi ‘Sür ya bir sey olmaz’ deyiveriyor, o esnada cami açip saga sola tehdit yagdirip küfrediyor, bir iki araca vuruyor ve sonunda ulasmak istedigi AVM’ye vardiginda, tüplü oldugu için kapali otoparka da alinmiyor! Haliyle, açik havada, nem, toz, kar, dolu…

Sürücü, bu tip insanlarin ve mensubu oldugu milletin alameti farikalarindan olan ‘dogustan bilgelik ve haklilik’ varsayimina, daha ilk andan sahip! Kahrolsun trafik kurallari, kahrolsun karsi yönden gelen araçlar, kahrolsun kapali otopark kurallari… Hepsi, sürücüye düsman. Ne yapsin, o da efkâra vuruyor kendisini bir süre sonra çaresizce, kimsenin kendisini sevmedigi vehmiyle saga sola satasarak geçiriyor ömrünü!

Yazar-edebiyatçi Asli Erdogan yurt disinda bir söylesi vermis. Dün gece gördüm basliklari. O basliklara bakilirsa Asli Erdogan, ‘Türklere, okula baslar baslamaz Kürtler’den nefret etmesi gerektigi ögretiliyor’, demis. Tabii bu cümlede bir tuhaflik fark ettim. Yillardir benzeri yazilari okuyan, çalisma konusu yapmis biri olarak basliklara güvenmedim. Çogu gazete(ci)nin ‘yanlis anlama’, ‘çarpitma’, ‘özensizlik’ ve ‘tiklanma’ hastaliklarindan mustarip oldugunu biliyorum.

Nitekim sabah oldugunda, yazarin haberde belirtilenle degil, baska bir gazeteyle kisa bir söylesi yaptigini, haberin basligindaki ifadeleri o sekilde sarf etmedigini okudum. Yazi bittiginde ise, Erdogan haberi yalanlamis, haber sitesi (T24) özür mesaji yayinlamisti.

Söylesinin orijinaline bakilirsa, Asli Erdogan, son derece kisa ve hatta ‘sade suya tirit’denilebilecek bir ‘Kemalist rejim/egitim’ elestirisi yapmis, hepsi bu.

Söylesiye, söyledigi iddia edilip aslindan söylemediklerine (!) girmek niyetinde degilim. Fakat, Asli Erdogan’a, adetten oldugu üzere çok sert ifadelerle yüklenen ‘AKP muhaliflerine’ ve artik bikkinlik veren ‘bunlari ödül almak için söylüyor’ korosuna öncelikle bir seyi hatirlatmak isterim:

Medyada yazmaya basladigim tarihten bugüne dek (13 yil) hemen her anayasal konu, temel hak tartismasi üzerine bir iki satir karaladim. KHK ile kapatilan Özgür Gündem gazetesinin adi ve basina gelenler de, bazi yazilarimda geçti. Ama ben, ‘yalnizca’ Özgür Gündem üzerine bir yazi yazmayi, bunun, yani yazmayi istedigim satirlarin ‘muhtemel bedelini’ ödemeyi göze alamadim! Oysa Asli Erdogan, düsünce özgürlügünü savunmak için gazetenin yaninda durdu ve cezaevine girdi. Bedel ödedi. Diger ‘sembolik’ yayin yönetmenleri de su ya da bu agirlikta hapis cezalari aldi.

Düsüncelerinin hiç birine katilmasaniz da, Asli Erdogan ve benzer çizgidekilere esip savururken, böyle insanlarin baskalarinin göze alamadigi bazi isleri yaptigini göz önünde bulundurmakta ve elestiride asgari saygiyi gözetmekte yarar var. Insan kendisini, sinirlarini, cesaretinin ölçüsünü bilmeli ve ona göre davranmali ki, gülünç duruma düsmesin. Her neyse…

Gelelim asil konuya.

Diyelim ki Asli Erdogan, olabilecek en tuhaf ve yanlis ifadeleri sarf etmis olsun. Peki ona ölçüsüz tepki gösterilince, yakici sorunlarimiz çözülüyor mu? Türkiye daha konusulabilir hale geliyor mu? Almanya’da ve Birlesik Krallik’ta vahim düzeyde olan ama bizde kesinlikle rastlanmayan ‘irkçilik’ sorunu halloluyor mu?!

Efendim, bizim okullarda Kürt düsmanligi ögretilmemis hiç! Sekerim siz Isviçre’de mi okudunuz? Dogru söylüyorsunuz, müfredatta ‘haydi Kürt düsmani olalim’ baslikli bir ders hiç olmadi. Haklisiniz, bravo, çok dogru bir tespit! Birileri de diyor ki, ‘Biz zaten Kürt nedir ne degildir bilmezdik!’ Hadi canim! Yahu sorun bu degil mi zaten! Neden bilmezdiniz? Milyonlarca Kürt bir yerlere mi saklanmisti on yillar boyu? Agaç kovuklarinda miydi hepsi? Habersiz olusunuzun nedeni ne olabilir sizce?

Rahmetli anam babam zamaninda Sark Islahat Plani, ben büyürken de Harp Okulu müfredati ile MGK kararlari vardi. Sizin haberdar olmayisinizin nedeni, dillerinin, kültürlerinin yasaklanmasi olabilir mi? Kürt kimligiyle yasamanin imkansizligi? Ne dersiniz? Örnegin her sabah ‘Türk’üm dogruyum…’ okuyordunuz ya, hah iste o sözleri ‘dag Türk’ü’ de okuyordu, biliyorsunuz degil mi?

Bizim müfredatta, ‘gayrimüslimlerden nefret etme sanati’ da olmadi hiç. Kutlarim, bu da çok dogru bir saptama. Eh neden su tarihte dahi, ‘Ermeni dölü’ diyerek sövüyor insanlar. Daha geçen gün yazdim ‘cüppeli’ bir herifin vaazindaki ifadelerini. Ne geliyor küfürbazlarin basina?

Birkaç yil önce hatirlatmistim, Dolmabahçe Sarayi’ni gezdiren rehberler, sarayin mimarini Ermeni ‘Balyan Ailesi’ yerine, Italyan ‘Balyani Ailesi’ olarak tanitiyor! ‘Millet’ sistemini benimsemis ve gayrimüslimleri tebaasi kabul eden ‘Osmanli’ya sövercesine!

Sahi, sizin Ermeniler ve Yahudilerle de bir sorununuz olmamistir muhtemelen. Eh hiç Ermeni arkadasiniz var mi ki? Yok mu? Neden yok? Ne oldu bu insanlara? Yüzyilin basinda, Müslüman olmayanlarin nüfustaki oranini hiç merak ettiniz mi? Neden etmediniz? Yoksa bu konulari merak dahi etmemeniz mi saglandi?

Ermeni bir memurla karsilastiniz mi? Ah çok garip! Hani yillarca ‘kamuda dini ve siyasi semboller’ tartisildi ya, o sembollere gayrimüslimlerin özel kilik kiyafeti ve dini sembolleri de dahil mi? Yoksa hiç gündeme gelmedi mi? Allah Allah, neden ki? Onlar da yurttas degil mi yoksa!

Yüzlerce örnek…

Türkiye Cumhuriyeti belli ilkeler üzerine insa edildi. Her devlet gibi. O ilkelerden biri, ‘Sünni-Türk’ yurttas. Ulus devletin ideal yurttasi bu niteliklerle belirlendi. ‘Uymayanlarin’ kaderi de!

Üzerinden bir asir geçti. Kurulus ilke ve amaçlarindan, ‘tutan’ ve ‘tutmayanlar’ oldu. Türk ulus devlet modelinin en önemli sac ayaklarindan olan ‘milli egitim sistemi’, kurucular tarafindan talep edilen yurttasi yaratmakta tümüyle olmasa da büyük ölçüde basariya ulasti: Diyanet Müslümanligini, turanci olmayan milliyetçiligi, emperyalizme/mandaciliga savrulmayan baticiligi benimsemis, kapitalizme sadik yurttas.

Sablona uymayan Aleviler, Kürtler, gayrimüslimler, sosyalistler… Eh, onlarin da olabildigince icabina bakildi ve geldik bugünlere.

Insanlar genellikle aidiyetlerini düsünüp dillendirerek kurmaz günlük yasamlarini. Bir büyük sermayedar, evden çikarken ‘Hadi hanim, ben burjuvazinin dönemsel çikarlarini saglamaya gidiyorum’, demez. Yasantisinin kendisi, eylemleri, düsünceleri, o sinifin ilkelerinde belirlenmistir zaten ve sinifinin çikarlarina uygun davranir.

Ayni biçimde, hâkim etnik ve dini grubun mensubu da, o hâkimiyeti farkinda olmadan kurar ve deneyimler. Türkiye’de çogunlugu temsil eden bir Sünni ve Türk, çogu zaman bu niteliklerini düsünmeden, fark etmeden yasar. Farkina varmak, belli ‘anlara’özgüdür. Örnegin Trump’in mektubunun ya da bir savasin ‘Türklük’ bilincini hatirlatmasi, köpürtmesi gibi. Daha ziyade ‘milliyetçi’ anlarda.

Buna mukabil, eger ‘esit yurttaslik’ ilkesi yasama geçirilmediyse, yurttaslar arasinda etnik ya da dini gerekçelerle ayrimcilik mevcutsa, çogunluga dahil olmayan kimseler bir ömrü kendi kimliklerinin ‘farkinda olarak’ geçirir. Çünkü kosullar, onlarin bunu sürekli ‘hatirlamasi’ için yaratilmistir.

Türkiye’de yasayan bir Kürt, Alevi ve gayrimüslim, bu satirlarinin yazarindan ve ailesinden farkli olarak, ömrü boyunca Kürt, Alevi ve gayrimüslim oldugunun bilinciyle yasar. Ayrimciligi hissetmeleri için, okullarin ders programinda ‘ayrimciliga giris’baslikli bir dersin bulunmasina gerek yok!

Zaman zaman Gazete Duvar’da, büyüdügüm dindar kenar mahalle hakkindaki gözlemlerimi yazmaya çalisiyorum. Umuyorum devam edecegim. Okudugum okullarda, Kürtlere ya da Alevilere, Müslüman olmayanlara nefret ‘ögreten’ dersler yoktu kuskusuz. Buna mukabil müfredat, kosullar ve büyüdügüm mahalle, karikatürize ettigim bu tür derslerin olmasina gerek birakmiyordu!

Hiç bir zararini görmedigimiz Alevilerin, hiçbir zararini görmedigimiz Kürtlerin, hiçbir zararini görmedigimiz gayrimüslümlerin, hiçbir zararini görmedigimiz sosyalistlerin, ‘tehlikeli’ insanlar olabilecegi ‘sohbetleri’ isiterek geçirdim yillarimi.

Üstelik o sohbetleri yapanlar ‘iyi insanlardi’ ve ne dediklerini, siyasi sonuçlarini hesaplayabilecek birikime sahip degillerdi. Irkçi degillerdi ama kolaylikla irkçi söyleme kapilabiliyorlardi. Alevilerle, Kürtlerle komsuydular. Gayrimüslim arkadaslari, komsulari olmustu. Hepsiyle iyi insani iliskileri vardi. Ama iste bir de, hep ögretilen, hep duyduklari, hep maruz kaldiklari bir tarih. Yalan yanlis yazilmis bir tarih. Söylenceler, inanislar, nasihatler…

Tek satirini dahi okumadigi Nazim Hikmet’i, hiç sevmeyen insan tanidim ben!

Hâl böyleyken degerli okur,

Asli Erdogan’i sever ya da sevmezsiniz, sizin bileceginiz is. Ancak bu memlekette sunca sey olup biterken, ‘Iyi de bizim okulda yoktu öyle seyler’ diyerek çözülmüyor sorunlar. Dürüst bir tavir degil bu. Hepimiz ‘aslinda’ ne yasandigini biliyoruz bu toprakta.

Bu konulara devam edecegim…

Elinizi vicdaniniza koyup su kurmaca cümle üzerine düsünün lütfen:

‘Büyüdügüm Eyüp’te ve Taslitarla’da, Türk filan yoktu. Kenar mahalle Kürtleri, meydandaki çorak arazide yürürken ayaklarindan tark-turk diye sesler gelirmis, zamanla bu seslerden Türk ismi çikmis. Yani hepsi ‘kenar mahalle Türk’ü’ aslinda. Zaten dilleri de dil filan degil, Kürtçe’nin bozulmus bir lehçesi sayilir…’

Ne hissediyorsunuz?

Yasam, en haklilik, en dogruluk, en güzellik, en bilgelik, en… sidik yarisi degil. Kendi dünyamiz disinda dünyalar, bizim disimizda insanlar, Türkiye disinda ülkeler, kültürler var.

Vallahi var!

—————————————————-

Riken-27-10 2019

MURAT SEVINÇ

Back to top button