Makale

Tek Milletten Tek Tip Millete

Tayyip Erdogan, 28 Mayis 2017 günü Ensar Vakfi genel kurulunda bir öz-elestiri üslubuyla yaptigi ve muhtemelen kendisi için de tarihi bir öneme sahip konusmasinda su tespitlerde bulundu:

“Biz 14 yildir, kesintisiz hamdolsun siyasi iktidariz ama hala sosyal ve kültürel iktidarimiz konusunda sikintilarimiz var. Elbette çok sevindirici, ümit verici gelismeler yasandi, yasaniyor. Imam hatiplere olan ilginin artmasi, tüm okullarda Kur’an-i Kerim, Siyer-i Nebi, Osmanlica gibi derslerin seçmeli olarak okutulmasi basli basina çok güzel seyler. Bunlar önemli gelismeler. Bununla birlikte ülkemizin ihtiyaci, milletimizin talebi, bizim hayalimiz olan nesillerin yetistirilmesi konusunda hala pek çok eksigimiz bulunuyor. Dilimizden tarihimize kadar birçok alanda ecdadimiza ve kültürümüze duyulan husumetin ürünü bir yaklasimla hazirlanmis olan müfredatlar daha yeni yeni degisiyor. Medyadan sinemaya, bilim teknolojiden hukuka kadar pek çok alanda hala en etkin yerlerde ülkesine ve milletine yabanci zihniyetteki kisilerin, ekiplerin, hiziplerin bulundugunu biliyorum. Açikça söylemek gerekirse bu durumdan da büyük üzüntü duyuyorum.”

Eger ben yanlis anlamadiysam bu konusma, Reisicumhur Tayyip Erdogan’in 12 yilini Basbakan olarak sürdürdügü 15 yillik iktidar döneminin en çok üzerinde durulmasi gereken konusmalarindan biriydi.

Dünyada bu tür ideallerle yola çikan baska iktidarlar da oldu. Fazla detaya girmeden, herkesin bildigi birkaç örnegi buraya aktarmak istiyorum.

Sovyetler Birliginde Stalin, sosyal/sinifsal ve kültürel bir iktidar hedeflemis ve 1936’da sinifsiz bir toplum kurmayi basardiklarini ilan etmisti. Ama bu tarihten sonra yaptigi ‘temizlik hareketinde’, 10 milyona yakin muhalif veya potansiyel muhalif Sovyet yurttasinin ölüm kamplarinda hayatina son verildi. Sovyetler Birligi’nin sonuç olarak nereye vardigi ise herkesin malumudur.

1930’lu yillarda ise Almanya’da sosyal ve kültürel iktidar olmak adina bütün insanlik için ibret verici bir trajedi yasandi.

Yine Çin’de Mao ve yoldaslarinin 1966’da baslattiklari ünlü ‘Kültür Devrimi’, büyük bir kaosa ve kan dökülmesine yol açti.

Afganistan’da sosyal ve kültürel iktidar kurulmasi ugruna 2000 yillik Buda heykellerini yikan Taliban yönetimi de ‘kültürel iktidar’ kurmayi hedeflemisti.

Öte yandan, demokratik ülkelerde seçimle iktidara gelen sosyalist ya da muhafazakâr partilerin, iktidara geldikten sonra, kültürel ve sosyal iktidar olmak adina, bütün bir halki sosyalist veya muhafazakâr yapmayi akillarindan geçirdiklerini duymadim.

Anilan konusma metnine tekrar dönersek; müfredata uygun ders kitaplarinda bilim disi, inkârci ve asimilasyoncu metinlerin agirlikta oldugu, bu metinlerin ögrencilere yegâne dogrularmis gibi okutuldugu kismi dogrudur. Esas olarak devletin resmi ideolojisi dogrultusunda siparis edilip hazirlatilmis olan edebiyat, tarih, sosyoloji türü ders kitaplarinin, insanlari dünyayla barisik tutmaya, özgür düsünmeye ve gerçekleri ögrenmeye ve anlamaya yönelten içeriklerle yeniden yazilmasinin geregine de inaniyorum. Keza ‘Devrim Tarihi’ adi altinda hiçbir bilimselligi olmayan ve her seviyedeki ögrenciye okutulan dersin de tamamen kaldirilmasindan yanayim.

Türkiye’de, 1930’lu yillardan itibaren bir toplum mühendisligi isine girisildi ve bu hiç bitmedi. Günes Dil Teorisi ve Türk Tarih Tezi adiyla teoriler uyduruldu. Tamamen yerli ve milli olan bu tezlere uygun bir müfredat da düzenlendi. Bu tezlere uygun olarak çizilen hayali bir kavimler göçü haritasiyla, neredeyse bütün insanlarin Orta Asya’dan dünyaya dagilan Türk soyundan geldikleri bile ileri sürüldü. Keza Dag Türkü ilan edilerek, Tedip, Tenkil ve Tehcirle asimile edilmek istenen Kürtler de, hem yok sayildi, hem de dilleri yasaklandi. 1933’de Maarif Vekili Resit Galip’in yazip müfredata koydugu ve birkaç yil öncesine kadar ilkokul çocuklarina ezberletilip okutulan ‘Andimiz’ da bu politikalarin eseridir.

Ilan edilen harf inkilabi ile yeni kusaklarin eski metinleri okuyabilmesinin önü kesildi. Sahsen benim de 60 yil önce kaybettigim babamin eski alfabeyle tuttugu el yazisi notlarini okuyamadigim için kahirlandigimi ve mahrum birakanlari pek de rahmetle anmadigimi belirtmek isterim.

Müfredattaki husumete gelince; Osmanli’nin son dönemi disinda hiç de ecdada ve tarihine yönelik bir husumet olmadigini, hatta fazlaca gereksiz hamaset ve övünmelerle sisirildigini, hatta ‘Türk’ün Türk’ten baska dostu yoktur’ gibi tezlerle Türk soyundan geldigi iddia olunanlardan gayri bütün insanliga yönelik bir husumet bulundugunu düsünüyorum.

Eger politik iktidarinizin yani sira kalkip sosyal ve kültürel iktidarinizi da kurmaya ve tek tip toplum yaratmaya yönelirseniz, yukaridaki birkaç örnekte de anlatmaya çalistigim hazin sonuçlara yol açarsiniz. Zira böylesi bir yönelimde kullanacaginiz enstrümanlar, gerek Kürt meselesini gerekse de Türkiye’de çözüm bekleyen diger sosyal ve siyasi problemleri selamete kavusturabilecek enstrümanlar degildir.

——————————————

Bas Gazetesi- 19 Haziran

Ümit Firat

Back to top button