Topluca köklü degisim mecburiyeti
Yoksul ülkelerde insanlarin neden dogru dürüst saglik hizmetinden yoksun olduklarini soran Haque su vecizeyi ortaya atiyor: Salginin sebebi tarihtir
‘Korona virüsü dünyayi (sahiden) degistirecek mi?’ Medium’da yazilarini zaman zaman okudugum Umair Haque, son yazisina bu basligi atmisti. Issizlik, açlik, bakima muhtaç aile fertleri, karantina öncesinde de belini büken sorunlarin dayanilmaz hale gelisi gibi agir sebepler yüzünden basini kaldiramayanlar disindaki herkesin sordugu soruyu baslik yapmisti yani. Dünyanin yalniz yakin gelecekteki virüs/salgin-sonrasi günlerine degil, basbayagi insanligin istikbaline dair akil-fikir yürütmeye çalisanlar, çoktan çalan çanlarin sesine nihayet, yavas yavas, katlanamaz hale geliyorlar. Eger birseyler radikal sekilde degistirilmezse insanligin bu haliyle, -ihtimalleri kavramak için belki daha çok sunu vurgulamak lazim:- bu nüfusuyla yola devam etmesi imkânsiz.
Bu düsünce yoluna adim atan, tekil sorunlarla yüzyüze olmadigini, yeryüzündeki insan varolusunu ekonomisiyle, savaslariyla, kültürüyle, aliskanliklariyla, velhâsil bütünüyle ele alip silkelemeden kayda deger sonuca ulasilamayacagini daha ilk etapta kavriyor. Bütüne dair, temele dair, esas meselenin ne oldugunu kimsenin gözlerden gizleme sansi artik yok: Salginlar gibi, onlardan daha beter ve daha karsi konamaz olacagi belli iklim felaketi de ancak küresel dayanismayla alt edilebilir. Hattâ dayanisma kavrami bile yetersiz, yüzyüze kalinan tehlikenin boyutlari karsisinda; düpedüz, topluca katilim ve organizasyon gerekiyor. Küresel örgütlenme. Insanligin su haline bakinca ütopya olarak telaffuz edilmesi bile kulafa tuhaf geliyor.
Üstelik, insanligi felaketten kurtarmaya yönelik küresel organizasyonun somut olarak neleri hedefleyecegi, neleri gerektirdigi söze dökülmeye baslandiginda, buna kimlerin daha bastan niye nasil engel olacaklari da görülebiliyor ve engel olacagi varsayilanlar ne yazik ki günümüzün egemen, ayricalikli siniflari, zümreleriyle silahli, askerli polisli muktedirler.
Yine de, bütün insanligin selameti bakimindan onlari alt edebilecegimizi varsayarak düsünmek zorundayiz. Ya da felaketin kaçinilmazligini ve karsi konamazligini kabullenmislerin ermis rahatligiyla kendimizi akisa birakmak Ikincisi için kafa yormaya, yazip çizmeye gerek yok. Ilkindeyiz.
Sahici Amazon ile Amazon A.S.
Neler gerekiyor, felakete karsi küresel organizasyon için?
Lafa genellikle herkesin etrafindan dolandigi yerden bodoslama dalan Umair Haque, bu defa da öyle yapti, söyle yazdi: ‘Küresel sistemlere ihtiyacimiz var. Derhal. Bütün canlilari kapsayan saglik-bakim sistemi, yeterli gida, asgarî temizlik kosullari, içilebilir temiz su. Tek tek her birey için Kisaca, radikal sekilde yeniden tasarlanmis bir küresel ekonomi ’
Bunlarin anca salginlari önlemeye yetecegine dikkat çeken Haque, ‘Peki ya iklim degisimi ve ekolojik çöküs?’ diye sorup devam etti: ‘Bunlar için bütünüyle yeni bir küresel ekonomi insa etmemiz lazim Amazon’un kendisi, kelimenin tam anlamiyla hiçbir degere sahip degilken Amazon A.S.’nin trilyon dolarlar ettigi bir ekonomi degil. Gezegenin irmaklari ve rifleri ve okyanuslari ve agaçlari sözlük anlamiyla hiçbir degere sahip degilken Facebook ve Google’in trilyonlar etmedigi bir ekonomi. Doganin hesaplanamaz degere sahip olacagi, yani pratikte fiyat konamaz olacagi, böylece kimsenin onu talan edemeyecegi bir ekonomi.’
Toplum halinde yasadigimizi hiçe sayan neoliberal kapitalizmin bugünkü egemenligine kadar çesitli tarzlardaki sömürü seferberlikleri için dünyaya ve insan topluluklarina edilmis kötülükler birikti birikti, bugün bunlarin üzerinde yasiyoruz. Burasi sivri kayalarla bezeli, düz alani bulunmayan bir tepe. Hem yükseklik tutkusuyla hem maden bulur yagmalariz diye tirmandikça tirmanarak böyle bir yere vardik. Herkes de çikamiyor. Öylesine engebeli ki, üsttekiler ancak bir alttakilerin omuzlarina basarak dengelerini saglayabiliyor.
Haque’in salginla ilgili açiklayici sözü ve yargisini -mealen- aktarmak isterim: Yoksul ülkede, dogru dürüst saglik hizmetinden yararlanamayan yoksul adam, sagliksiz kosullarda, yememesi gereken bir seyi yedi ve dünya bu hale geldiyse sorulacak ilk soru su: Bir defa, o adam niye yoksul? Yazarin verdigi cevap da ayni ölçüde basit, basitligiyle sarsici ve canavari kalbinden vuran cinsten: Çünkü, kendisine miras kalmis ayricaliklariyla beyaz bir herif, ‘yatirim fonu yönetmek’ gibi, gerçek degeri olmayan bir is yapiyor. Kapitalizmi, sömürgeciligi, irk üstünlügü zirvalarini sayip döktükten sonra, dünyanin yoksul ülkelerinde insanlarin neden dogru dürüst saglik hizmeti ve besinden yoksun olduklarini tekrar soran Haque, su muhtesem vecizeyi ortaya atiyor: Salginin sebebi tarihtir.
Esitsizligi dogal saymak, patolojik durum
Söyleyeceklerimi ABD’de çikan bir yayinda yeralan yazinin arkasina siginarak söylemeye çalismiyorum, degerli okurlar. Amacim kamuflaj degil. Dile getirmeye çalistigim dert çok güzel ifade edilmis, aktarayim istedim. Ayni zamanda, gelecege dair sosyalistçe fikirlerin en büyük güvenle, en sik ortaya sürüldügü ülke su anda ABD; buna da dolayli olarak isaret edebilmeyi umdum.
Dünyaya bir tür sosyalizm ya da en azindan, sosyalistçe ilkeleri, kurumlari olan, ilkelerini, seklini semalini henüz bilmedigimiz bir toplum düzeni gerekiyor, eger insanca yasamak gibi bir niyetimiz varsa. Çünkü insanlarin, baskalarinin onlari mecbur biraktigi hayatlari sürerek canli kalabiliyor, ufak bir azinligin keyfini sürdügü eglenceli hayattan artakalanlarla, itiraz etmedigi sürece önüne atilan kirintilarla besleniyor olmasi, insanca yasamak degil.
Fakat meselemiz de ayricalikli azinligin yoksul çogunluga zorla modern kölelik tarzlari dayatmasindan ibaret degil. Hiç degil.
Bugünün umursamaz, küstah, saldirgan kapitalizminin, birakin böylesine kendinden emin, pervâsizca sürdürülebilmesini, dogrudan ayricalikli olmayan kesimlerden de destek bulabilmesi insanlik açisindan patolojik bir durumdur. Öyle ki, çok basit gerçeklerin bile hatirlatilabilmesi, zorlu, zahmetli ikna faaliyetlerine bagli. Kendilerini kötü bir hayata mahkûm eden esitsizligi insanlarin bu kadar dogal sanmasi ve saymasi zaten patolojik vaziyettir, 20. yüzyilda buna ‘mensei belirsiz’ kurumsal, örgütlü riza da eklenmis durumda.
Rizanin kosullari
Peki bunu ne sagliyor? Maalesef dünyanin düzeniyle derdi olan birçok insanin zihnini raydan çikaran akil-mantik arizalarinin basinda, bizzat kendi varsayim ve tezlerini çürüten tuhaf inanislar gelir. Egemen siniflarin (’emperyalizm’ diye birilerinin) herkesi kandirabildigi yollu garip kabul, bunlarin en meshuru. Oysa yoksul ve yoksun insanlari sinifsal konumlari konusunda kim nasil kandirabilir? Hele ayricalikli olanlarin nasil yasadigini herkesin neredeyse anbean izleyebildigi, zenginligin gizli kapakli tadilan hayat zevki olmaktan çiktigi, zengin olmayanlarin gözüne sokuldukça keyfine varilan, baslibasina eglence kaynagi yerine geçirildigi günümüz dünyasinda?
Isyan etmeleri gereken düzene insanlarin neden boyun egdigi, hattâ onun mekanizmalarina giderek artan istiha ve istiyakla neden istirak ettikleri, süphesiz bir çirpida cevaplanacak soru degil. Ideolojiler, dinler, hepsi devreye giriyor burada. Ancak aramamiz gereken cevap, eger olabilecekse degisimin saglanacagi düzeyde, yani siyasî bir cevap. Insanlar kendilerini ezen, degersizlestiren bir isleyise neden bu kadar israrla riza gösteriyorlar?
Isyan etmeye kalkarlarsa baslarina gelecekler yüzünden mi? Elbette bunun payi büyük. Ancak biliyoruz ki, korku toplumsal degisimleri önlemede öyle her seyi tayin edebilen bir etken degil.
Ayricalikli olanlarin yasami, önce televizyon, sonra internet sayesinde yoksunlarin o kadar yakinina geldi ki, oraya atlayabilme yanilsamasi fena halde artti, baskin ruh halini, fiilî sonuca da yolaçabilecek isyan duygusundan çok, karsi yakaya siçrama ihtirasi sekillendirmeye basladi. Bundan midir esitsizlige alttakilerin rizasi? AVM’lerde öylesine dolasirken, elleri torbalarla dolu üst orta sinifla ayni havayi soluyan varos gençleri belki geçici hayallere kapilabilirler. Ancak esitsizlik makasi öylesine açiliyor ki, aklini bütünüyle yitirmemis yoksul, üsttekilerin arasina siçrayabilecegini asla hayal edemez.
Peki güncel acimasiz kapitalizm rizayi nasil üretiyor?
Inandirici seçeneksizlik
O üretmiyor. Alternatif kendini imha ettigi için insanlar akintiya kapilmis gidiyorlar.
Insanliga sosyalistçe toplum hayatinin vaat ettiklerini anlatmalari beklenen günümüz sosyalistlerinin en vahim handikapi, varolmus -reel!- sosyalizm deneylerinin insanligin hafizasinda tuttugu nâhos yeri yok saymalari. Buna da hem bizzat o deneyler hakkinda muazzam bir cehalet hem de sosyalizmin mümkün yegâne varolus tarzinin onlar gibi olabilecegi yollu ufuksuzluk yolaçiyor.
Baska hayatî sebepler de var. Sosyalizmi devlet iktidarini ele geçirerek tepeden asagi kurulabilecek bir disiplin mekanizmasi sanmak, yeryüzünden -ve ne yazik ki son ferde kadar her sosyalistin kafasindan- silinemedi henüz. Kapitalist göz boyama, anti-komünist propaganda, sosyalizmin hem bireye hem topluma yönelik olarak içerdigi parlak ve zengin gelecek vaadini bütünüyle örtemez, çarpitamazlar. O vaat bunun için fazla parlaktir. Ancak toplandiginda içeride üç yüze yakin dolar milyarderinin biraraya geldigi ‘halk kongresi’yle, esir gibi muamele gören isçilerinin sirtinda yükselmis Çin ‘Halk Cumhuriyeti’ni kodamanlarinin ogullari kizlari Instagram’da lüks yatlardan fotograf paylasan Çin ‘Komünist Partisi’nin yönetiyor olusunu yok sayarak insanlara ‘komünizm aslinda söyle bir seydir’ demek, gerçekle bagini koparmis vahim aymazlik olusunun yanisira, bütün gelecek vaatlerinin bastan üzerine pislemek gibi bir sey.
Çok canli bir örnekle merami kisa yoldan anlatmak gerekirse: Nasil DAIS/ISID artik hiçbir Islâmcinin toplumsal gelecege dair hiçbir vaadini kaale alinmaz kildiysa, Kizil Khmer’ler de sosyalizm cephesinde ayni seyi yaptilar. Sovyetler Birligi ve ‘Dogu Bloku’ rejimlerinin ugursuz gölgesiyle birlikte yeryüzüne köse bucak uzanan zehirli iktidar havasi, isçi sinifi kahramanlarini konformist siyaset bürokratlarina, gözüpek Üçüncü Dünya gerillalarini menfaat düskünü acimasiz diktatörlere dönüstürdü, ama dünya çapinda sosyalistler bütün bunlar hakkinda doyurucu, açiklayici yaklasim, özelestirel tavir yaratamadilar. Enternasyonal esitlik ideali gibi bir güzelligin yüzüne kezzap atan Stalin’e hâlâ sosyalizmin kurucu babalarindan biri muamelesi yapilabiliyor. Sosyalizmi sahiplenenler, temsil ettikleri seyin belirli dönemle, belirli deneylerle, hele belirli laflarla sinirli bir siyasî hedef olmayip, insanligin yüzyillar boyunca bin türlü dile getirdigi, pesinden kostugu esitlik-özgürlük idealleri oldugunu kendilerine hatirlatmayi basaramadiklari için haliyle baskalarina da anlatamadilar.
Hakikate kapalilik, sosyalistleri hiçbir yerde hiçbir zaman güncel, sahici hiçbir siyasî gelismeye etkide bulunamaz kildiktan sonra ise, sosyalizm pratik bir gelecek vaadi, tavirlarda ifadesini bulan canli, hareketli elestirel yaklasim olmaktan çikti. Degistirme iddiasinda oldugu toplumunkini degil kendi gündemini takip eden, gelismelerin disindan, bastan beri ve yalniz kendisinin bildigi dogrulari tekrarlamakla yetinen sosyalist odagin kimseye cazip gelmesi, hele istikbale dair güven vermesi için sebep kalmadi. Son hizla bunalima sürüklenildigini fark edip çikis yollari arayanlari da, her ülkede kendisine ayri mecralar ve kurumsalliklar bulan ana akim sosyalizm üzerine çullanip bogdu.
Gereken
Oysa bugün dünyaya tam da vaktiyle Marksizmin yapabildigi gibi, bir kökten, toplu çözüm önerisi gerekiyor. Ise belki sosyalizm degil ‘sosyalistçe’den baslamali. Meselâ sosyalistçe yasansa, saglikçilarin yeterli ekipman bulamamasi diye bir mesele olamaz. Sosyalistçe ilkeler toplum hayatinda daha etkili olsa, virüsü Marmaris’e, Bodrum’a tasimak için seferber olmus orta sinif daha bir kendini bilir, baskalarinin hayatini hiçe sayan davranislari böylesine rahat benimseyemez, yapamaz. Sosyalistçe zihniyetin örgütleyecegi saglik hizmeti, en yoksul bireyi dahi gözetir, güvenceye alir.
Uzatmayayim. ‘Serbest piyasa’ gibi, gerçekte hiç varolmamis ve varolmasi imkânsiz bir idealin arkasina siginarak, düpedüz esitsizlik ve ayricalik düzeni olan bir toplumsal sistemin kendini bu kadar uzun süre, böylesine riza üreterek var edebilmesi üzerine oturup kafa yormak, esitsizlik ve adaletsizlikten rahatsiz olan, birey özgürlügü ve toplumsal dayanismayi birarada var edebilirsek insanca yasanacagina inananlara düser. Degisim dinamizmini hem temsil hem var etmesi gereken bu kesimin zaten her seyi çözmüs, her seyi biliyor, kendisine kulak verilse bütün meselelerin halledilecegi sanisi içerisinde, etkisiz kalisi son bulmali. Bugünler insanligin belki de yeni bir hayat tarzina dogru ilerledigi günler. Henüz azicik da utangaç sekilde ‘toplumsal dayanisma’ kavramiyla ifade edilen sey, yalniz daha güzel ve güvenli hayat degil, belki de yedi buçuk milyarin üçünü dördünü -bugün bazi ufak baslangiç girisimlerini gördügümüz sekilde- hunharca gözden çikarmadan insanligin yasamini sürdürebilmesinin tek kosulu. Bunun ucundan kiyisindan sezilmeye baslandigi günlerdeyiz.
Hakikat anlaticiligina soyunmanin tam zamani. Hakikat diye içinde yasatildigimiz seyin tek seçenek olmadigini, pekâlâ degistirilebilecegini anlatmanin.
Tabiî bunun için evvelâ hakikatle komplekssiz iliski kurabilecek hale gelmek lazim. Allah vere de idrak ve intibak süreci uzun sürmese.
Ümit Kivanç