Trump ve Sisi

Yillardir su seçimi, bu seçimi, derken sonuçlari begenilmemis seçimin yenilenmesi seçimi, son olarak da (yani “simdilik son”) referandum. Seçim basli basina gerilim yükselten bir olay ama bizim bu seçimlerin garnitürleri, Kürdistan’i bombardiman etmekten darbe girisimine, daha da büyük gerilimlerle dolu. Bakalim bu referandumu hangi berbat olaylar izleyecek.
Simdiye kadar sergiledigi kisilik özellikleriyle Tayyip Erdogan bir referanduma kendisine “hayir” denmesini kaldirabilecek biri degil. Böyle bir sonuçla karsilasmaktansa, bir yolunu bulup oylamayi erteletirdi, diye düsünüyorum. Referanduma bir hafta kala böyle bir seyi yapmadigina göre istedigi sonucu alacagina güveniyor olmali.
Bakalim, görecegiz. Görmemize az kaldi.
Bugün yazmayi düsündügüm konu baska: Trump ile Sisi’den söz etmek istiyorum.
Birkaç gün önce Trump agzini açti (bunu sik sik yapiyor), gözünü yumdu(bunu daha da sik yapiyor) ve… Sisi’ye övgüler düzgü (bunu ilk kez yapti)!
Trump ya da herhangi biri, Sisi gibi birini, hangi sebeple övebilir? Sisi’nin övgüye deger icraati?
Günün birinde “Sisi” adini duymamizin, “Sisi” adinda bir (Misirli) generalden haberdar olmamizin-Misirli ya da “Misir uzmani” olmadigimiza göre- tek bir nedeni var: Adamin darbe yapmis olmasi. Yaptigi darbeden sonra ondan haberdar olmamiza sebep olan baska olaylar da var. Genellikle öldürülen insanlar; yani “muhalifler” falan.
Sisi’nin darbesinin bas hedefi olan Mursi de canini zor kurtarmis bir siyaset adami olarak hapiste.
Iste Trump’in büyük devlet adami olarak basiretine ve üstün basarilarina övgü düzdügü adam bu. Bu kisa özet, hangi nedenle övgü düzdügünün açiklamasini da içeriyor. Misir’in “Islâmci” siyasî hareketinin önderi olarak seçim kazanip iktidari ele geçirmis olan Mursi’yi çiktigi yerden indirmesi. Buna itiraz eden, çogu Ihvan’dan muhalifleri de öldürmesi, kiyimdan geçirmesi.
Trump’in “Islâmci siyaset”ten, bunun örgütleri olarak çalisan Ihvan’dan, ISID’den, Kaide’den vb. hoslanmamasinda anlasilmayacak bir sey yok. Medeni dünyada kim hoslaniyor ki?
Ama seçimle gelmis Islâmi önderi darbeyle indiren kisiye övgüler düzmeye gelince isler degismeye basliyor. “Makyavelizm” derler bir siyasî felsefe vardir; en kisa özetle, “amaca varmak için her araç mesrudur” der. Insanlik Machiavelli’den beri (1469-1527) bu felsefeyi tartisir. “Gerçekçi” oldugu için savunanlar çikmistir ama “ahlâkî” oldugunu savunan yoktur. Trump’in Sisi konusunda aldigi tavir Makyavelizm’in bas kösesine kurulup oturur. Ama zaten Trump’in böyle seylerden çekindigini, sakindigini görmüyoruz. Makyavelizm’in adini duyduysa, bunun olumlu bir ütopya sanmis da olabilir.
Soguk Savas’in bittigi bir dünyada baskan seçilen Clinton Amerikan dis politikasini eski günahlarindan arindirmak üzere kollarini sivamisti. Bayagi mesafe de almisti. Tabii onun çabalari George Bush’un baskan seçilmesiyle epey bosa gitmis oldu (Strobe Talbott, Marc Grossman gibi diplomatlarin Bush’a destek vermesi de özellikle acikli olmustu). Obama ABD dis politikasini yeniden ahlâkî bir yola yönlendirmeye çalisti. Obama’nin baskanliginda Sisi gibi bir adami “onore etmek” herhalde olacak is degildi.
Ama simdi Trump gibi bir baskanla her sey yerinden oynadi, her ölçü sasti. Bütün farkliliklarina ragmen Türkiye ve Amerika “ölçü tanimaz baskan” noktasinda birlesiyor.
Bu Sisi konusu da Türkiye’yi -biraz “matrak” bir sekilde- ilgilendiriyor. Simdi bir de bu konuya bakalim.
Trump ile Erdogan’in Sisi hakkindaki -dolayisiyla Mursi hakkindaki- görüsleri birbirine tam karsit. Malûm, darbeden sonra Erdogan sisi hakkinda söylemedik hakaret birakmamisti. Onun için de hâlen Misir’la aramiz bozuk.
Ama asil ilginç olan Erdogan-Sisi iliskisi degil, Erdogan-Trump iliskisi.
Bir iki “sahsiyet”, bugünkü dünyadan iki “popülist” önderi olarak birçok özellik paylasiyorlar. Erdogan, kendisini elestirmeye cüret eden Obama ile arasini bozmustu; Obama’nin da arayi düzeltmek yönünde büyük bir istek duydugu söylenemez. Erdogan, Hillary Clinton’in da kendisine bundan fazla muhabbet beslemeyeceginin elbet farkindaydi. Onun için Erdogan ve AKP erkâni seçim kampanyasi boyunca içten içe Trump’in kazanmasini umdular. Kazaninca, gene fazla tezahürat yapmadan sevindiler.
Duygularini pek öyle açik etmekten kaçinmalarinin nedeni diplomatik degil (öyle seylere ilgileri yok), Trump gibi ne yapacagi kestirilemez bir adamin karsisinda teyakkuzda bulunma geregini anlamalariydi. Gene de, birkaç olumlu lakirdi etmekten geri durmadilar.
O da popülist, beriki de popülist, falan filan, ama iste “Islâm” gibi konu… Burada gel de “ortak tavir”dan söz et. Nitekim ortak olmayan tavirlar gündeme gelmeye basladi. Sisi degerlendirmesi bunlardan biri. Suriye’de de “anlasilmis” bir tavir görülmüyor.
Trump’in Sisi degerlendirmesi (ve “övgüsü”) hakkinda söylecegimi söyledim. Ona 180 derece aykiri düsen “Erdogan degerlendirmesi”ni dogru buluyorum, demek ki. Evet, onu dogru buluyorum. Ama Erdogan’in öyle degerlendirmesine yol açan temelleri dogru bulmuyorum.
2002’den beri kendisi (bir “Islâmci politikaci” olarak) “askerî darbe” tehdidi hisseden Tayyip Erdogan’in bu olay karsisinda sorunsali “demokrasi” degil; “Islâmci” olan ve seçim kazanan birinin “sekülarist” olma iddiasinda bir general tarafindan alasagi edilmesi; yani, burada “demokrasi”den çok “Islâmci”, “sekülarist” gibi kavramlar belirleyeci. Kameranin görüs alanini yalniz Misir’daki olayla sinirlayarak baktigimizda Erdogan’in demokratik bir noktada durdugunu görüyoruz. Ama görüs alanini genislettigimizde Erdogan’in durdugu yerin demokrasiyle hiçbir ilgisi olmadigi açikça belli oluyor. Darbeyi Sisi yaparsa çok kötü; Ömer Besir yaparsa pekâlâ iyi olabilir.
Bakalim, “iki popülist bir ipte” olunca, nasil bir sonuç aliniyor.
————————————————
T24- !2 Nisan
Murat Belge