TÜRK SIYASET KURUMU ÇAGDAS BIR ANLAYIS GELISTIRMEK DURUMUNDADIR

Cumhuriyetin kurulusunun hemen ardindan türk siyasetinin Kürt sorununa yaklasimi siddeti esas alan militarist bir yaklasimdi. Iskan, Tedip, Tenkil ve Katliam. Bu yaptirimlar yasa ve kararnamelere dayandiriliyordu. Sark Islahat Plani, TakririSüku, Mecburi Iskan ve daha bir çok kanun ve kararname bu yaklasimlara uydurulan ‘yasal’ kiliflardir. Elbet bu sonuçlara varmanin öncesi de var. Raporlar. UmumMüfetis Raporlari, Sidika Avar raporlari, I. Tali Öngören, Abidin Özmen, Içisleri Bakani Sükrü Kaya ve diger raporlar. Ama en önemli rapor Ismet Inönü raporuydu ki bu rapor Kürdistani ‘sömürge statüsü’ ile yönetmenin önünü açiyordu.
Çok partili döneme geçildikten sonra Türk siyaset kurumunun Kürtleri ‘tehdit algisi olarak görmesi anlayisi yine devam etti ama mücadele yönteminde militarist baskilar ve yaptirimlar, tali durumuna geçti, asimilasyon, ret ve inkar politikalari ön plana çikti.
Son zamanlarda daha çok entegrasyon siyasi güdülmekte, Kürt varliginin inkâri siyaseti terk edilmekte ve ama Kürdistan kavrami yadsinmaktadir. Son yarim yüzyilda ise daha farkli bir tutum sergilenmektedir. Her bes yilda bir, Türk egemen siyasetinin, icraaygiti SIYASI PARTILER parlak vaatlerde bulunup KÜRTLERIN AGZINA BIR KASIK BAL çalmayi ‘geçer akçe’ saniyor. Aslinda bu yaklasim içtenlikten uzaktir. Bu tavir ile amaçlanan sorunun çözümünü, ertelemek Kürtleri OYALAMAK, ÖTELEMEK OY almak için adetahalki kandirmaktir.
Bu konuda yakin geçmisteki söylemleri hatirlamakta fayda var.
Itiraf etmek gerekir ki yakin geçmiste en içten ve en dogru söylem Turgut Özal’dan geldi. Özal: ‘Federasyon dahil her çözüm formülünü konusabiliriz. ‘ Demisti. Özal, Esref Bitlis ile barisçil yollarla bir diyalog baslatmak, sorunu poligonlarin disinda tartismak egilimindeydi. Özal Güneyli Kürt lider Celal Talabani’ye: ‘bizim deliye söyle biraz dursun bu sorunu sakin bir düsünüp çözüme baglayalim’ demisti. Özal’in ‘ bizim deli’ dedigi de kuskusuz ki Öcalan’di.
Elbet bu söylemler devletin en yetkili agizlarinca seslendiriliyordu. Bu öylemler Türk siyaset kurumunun alisik oldugu söylemler degildi. Bu nedenle bu üç iyi niyetli insan (TurgutÖzal, Adnan Kahveci, Esref Bitlis) ortadan kaldirildi. Böylece Kürt sorununun demokratik ve barisçi yollarla çözümü konusu rafa kaldirilmis oldu.
Türk siyasetinin Kürt karsiti odaklari dügmeye basmis, gelisen demokratik Kürt muhalefetinin bastirilmasi ve yasaklanmasi ‘ivedilik’ kazanmisti. Kürtlerin yönü daga çevrildi, demokratik Kürt hareketi derin odaklar tarafindan ‘fason’ örgütler araciligi ile ‘terörize’ edildi.
Süleyman Demirel gelmis geçmis en donanimli ve deneyimli bir Türk siyaset adamidir. Demirel; ‘Kürtrealitesi’nitaniyorum” demisti. Âmâ tanistigi bu realitenin geregini yapmadi, yasama veda etti, lakin sorun evrildi.
Keza 12 Eylül’den sonra kurulan ve uzun süre iktidar olmus daha sonra da iktidar ortagi olmus ANAP lideri, eski basbakanlardan Mesut Yilmaz; “Avrupa birliginin yolu Diyarbakir’da geç. er” demisti. Diyarbakir’in (Kürtlerin) sorunu çözülmedigi için AB’nin yolu tikandi. Buna karsin Türk siyaseti hiç üzülmedi. Mesut Yilmaz da ‘sorunu’ torunlara miras birakti.
Türk siyasetinde entrikalari ve acimasizliklari ile tanina DYP genel baskani ve eski basbakan TansuÇiller;( Baci) “Kürt sorununda BASK modelini tartisabiliriz ” dedi ama bu konunun arkasinda hiç durmadi, bu modelin ne oldugunu dahi tartismaya açmadi. Söyledigine pisman oldu. Besbelli ki ‘gladyo’ Çillerin agzina aci biber sürdü.
Büyük umutlarla iktidar olan ve 20 yila yakindir iktidari tek basina sürdüren AK PARTI baskani ve Cumhurbaskani Receb Tayip ERDOGAN; iktidara gelir gelmez’ Kürt sorunu benim sorunumdur’demisti. Âmâ sorun hala ‘sorun’ olmaya devam ediyor.
ERDOGAN VE AK PARTI KURULUS FELSEFESINDEN UZAKLASTI
Kuskusuz ki ERDOGAN baslangiçta kimi ciddi reformlar yaparak birtakim kisitlamalari kaldirdi, ret inkâr ve asimilasyonun durmasi için kimi girisimlerde bulundu. Örnegin Üniversitelerde ‘Kürt dili ve Edebiyati’ bölümlerinin açilmasi, siyasi parti propaganda çalismalarinda Kürtçenin kullanilmasi, Kürtçe televizyon ve Radyo kanalinin 24 saat araliksiz olarak program yapmasi, Kürtçe kitap ve kaset basimi ve satisinin serbest hale getirilmesi gibi bu atilimlar önemliydi ancak devami gelmedi. Bu girisimler ‘anayasal’ ve ‘yasal’ güvence altina alinmadi.
Daha sonra ayni ERDOGAN ‘ Ne Kürt sorunu, daha ne istiyorlar’ diye sitem etmeye basladi. MHP ye mahkûm bir iktidar sürmekte olan AK Parti bugünlerde Kürt sorunu yokmus gibi davraniyor, dahasi inkârci bir anlayis gelistiriyor. Ortaginin (MHP) ciddi baskisi altinda oldugu belli.
Simdi önümüzdekiseçim yaklastikça, yine ayni söylemler söylenmeye, baslandi. Türk siyasi hayatina yeni katilan ve çogu mevcut partilerden dogmus olan, güncel tabirle ‘var olan siysi partilerin ‘mutasyon’ geçirmesi sonucu, DEVA, IYIPARTI ve GELECEK gibi partiler de özünde geldikleri partilerden hiç de farkli olmadiklari halde onlar da Kürt sorunundan söz etmeyi ‘gerekli ve zorunlu’ bir durum olarak algilamakta, pragmatik siyaset argümanlarina sarilmis bulunmaktadirlar.
IYI PART MHP’den kopup geldi, Kürtler konusunda farkli bir söylemi de yok, taahhüdü de yok. Anti -Kürt tutumu, irkçi ve Türkçü siyasetin en’ IyI’ sini sürdürmektedir. Onlara göre Kürtler ‘ulus’ degil, ‘Türk’ türeler.
Davutoglu’nun ‘GELECEK’gi belirsiz. Henüz tam olarak bir siyaset belirlemis degil. Türk-Islam sentezinden uzaklasti gerekçesi ile AK Partiden ayrildi. Ürkek bir biçimde ‘ana dilinde egitimden’ söz etse de arkasinda durmamaktadir. Üniter devlete bagli, Kürt ulus gerçegini ret eden, sistemi savunan bir anlayisi, yani resmi ideolojiyi sürdürerek ona bagliligini dile getirmektedir. Resmi algiya ve ‘makbul’ kimlige (Türk kimligine) tabi olan ‘milli mutabakatçi’ ve mutaassip bir çizgide siyaset yapmaya çalisiyor. Geçmiste disisleri bakanligi ve Basbakanlik yapmis olan Davutoglu’nun Kürt sorununa dair söyledikleri inandirici olmaktan uzaktir. Davutoglunun hep tekrar ettigi ‘7 haziran 2014 ten 27 Kasima kadar olan sürede’ neler olup olmadigini halka anlatmak zorunda. Hatirlanacagi gibi Ahmet Davutoglu Ankaradaki ‘Gar Katliami’ sirasinda basbakandi.
Görünen o ki, DEVA partisi de Kürtlerin kolektif haklarinakavusmasi konusunda bir dermana sahip degil, dolayisi ile o da Kürtlere ‘DEVA’ olamayacak. Babacan da yillarca AK Partide yöneticilik yapti bakanlik yapti. BabacanDiyarbakir’dakiparti kongresinde kendince önemli açiklamalarda bulunsa bile, ciddi bir çözüm önermemistir. Sorunun var oldugunu kabul etmek yetmez. Onun çözüm biçimi konusunda niyet ve istekleri açiga vurmak lazim. ‘Kürtçe konusmak ananinzin ak sütü gibi helaldir’. Gibi komik cümleler bu konuda söyleyecek baskacada önemli bir seylerinin olmadigini göstermektedir.
Ne gariptir ki Kürtçe konusabilme garantisi veren Babacan belli ki vaziyetten habersiz. Lakin Kürtler zaten ana dilleri ile konusabiliyor, yasak kalkti. Kaldi ki yasak oldugu günlerde bile onca baskiya ragmen Kürtçe konusma engellenemedi.
Kürtler Kürtçe egitim almak istiyor. Ilkokuldan üniversiteye kadar egitimin anadilinde yapmak istiyor. Kürd dilinin Türkçenin yansira resmi dil olmasini istiyor. Sayin Babacan ise bu konudaki kaçamak cevaplar ve demogojilerle ürkekliginigizliyor, ama kendini ele veriyor.
Kuskusuz o da digerleri gibi bu sisteme yani ‘tekçi’ ve ‘Türkçü’ siteme yani üniter sisteme toz kondurmuyor.
Muhalefet partilerinin ‘Güçlendirilmis Parlamenter Sistem’ dedikleri ve yere göge sigdiramadiklari ‘parlamenter’ sistem üniter sistemi esas aliyordu ve geçmiste denendi, ancak Kürtleri bir yarari olmadi. Simdilerde ‘Güçlendirilmis’ halinden söz ediliyor, ama bu güçlendirme ‘kaç siddetinde bir depreme dayanikli ‘olacak belli degil.
Babacan biraz daha yeni bir sey de söylüyor: ‘Esit vatandaslik’ derken anayasal bir hak esitliginden, adil demokratik bir yeniden yapilanmadan mi söz ediyor belli degil. Orasi muglak. Lakin böylesi bir sistemin adi federasyondur ve federasyon’ Üniter’ yapinin sonu demektir ki bu sistemi Türkiye’de savunan ilk ve tek parti Hak ve Özgürlükler Partisi HAK-PAR dir.
Görünen o ki, DEVA Partisi de, bu hali ile sistemden farkli düsünmemektedir.
CHP ise bu konuda hiçbir istikrar saglayamadi. Çok önceden 2000 li yillarda bir ‘Güneydogu’ raporu hazirladilar. Sonra rafa kaldirdilar hiç gündeme getirip tartismadilar; çünkü Kürt sorunu ‘atesten gömlek’ ti ve o gömlegi giymek istemediler. Ebetteki ‘Güneydogu Raporu’ ‘Ismet Pasanin Kürt Raporuna’ göre son derece ‘ileri’ bir rapordu.
CHP TEKÇI VE STATÜKOCU ANLAYISI TERK EDEMEDI
CHP’den de simdilik üç ayri parti dogdu. Musul Büyükelçisi Öztürk’ün kurdugu, Muharrem Incenin kurdugu/kuracagi ve Mustafa Sarigül’ün kurdugu üç yeni parti de Türk siyaset sahnesine katilmaktadir. Bu üç partinin de Kürt sorunu konusundan mevcut partilerden hiçbir farki yok. Onlarin da muhalefeti Kürt sorununa bakis açisi degil, ‘ben daha çok Atatürkçüyüm’ muhalefetidir.
CHP bu yil yeni bir kurultay yapti ve bu kurultayda KILIÇDAROGLU güçlü bir sekilde tekrar seçildi. Kiliçdaroglu’nun kamuoyu ile paylastigi yeni stratejilerinde ‘Kürt sorununu çözmek vaadi’ de var. “FARKLI’LIKLARIMIZ ZENGINLIGIMIZDIR” ve ‘HER TÜRLÜ KIMLIGE ve INANCA SAYGILIYIZ ” gibi söylemlerde bulunan Kiliçdaroglu Kürt Sorununu ben çözerim diyor ama nasil çözecegini paylasmiyor. Bu söylemleri üzerine HAK-PAR olarak Kiliçdaroglunu ziyarete gittik ve Kürt sorununun çözülmesine tarftar oldugumuzu, sorunun demokratik bir zeminde tartisilip çözüme kavusmasi konusunda ‘taraf’ oldugumuzu ilettik. Kiliçdaroglu bu sorunun ‘siyasete malzeme’ yapilmamasini dile getirerek çalisma guruplari olusturup toplumun çesitli kesimlerinden görüs alinacagini belirtmisti. Ancak hala gözle görülen bir somut gelisme yok.
Kuskusuz CHP bir devlet partisidir. Bugünkü TC’yi kuran Kemalist anlayisin mimaridir. Kemalizm ise Kürtleri boyunduruk altinda tutan ‘Tekçi-Türkçü’ sistemin yani tekil üniter sistemin adidir. Bu nedenle kisa vadede onlarin bu mirasi terk edebilecekleri düsünülemez. Kaldi ki CHP statükocu bir partidir ve birçok farkli kanatlar barindirmaktadir. Eger bu ‘statüko’ bagliligi ortaklasmasi olmamis olsa CHP dagilir, ufalir un olur. Bu nedenle hiç kimse CHP’de statükoyu ve Kemalist ideolojiyi tartismak bile istememektedir.
BU YENI YÜZYIL KÜRTLERE ÖNEMLI AVANTAJLAR SAGLAYACAK
Kürt demokratik muhalefeti basindan beri Türk siyaset kurumunun çagdas bir yapiya kavusmasi geregini israrla dile getirmektedir. Türk siyaset kurumu miadi dolmus yerlesik ve inkârci, yok sayici gerçeklerle bagdasmayan, çagdisi algilardan kurtulmalidir. Türk kimligini ‘makbul’ ve ‘muteber’ tek kimlik olarak gören, tekçi ve Türkçü zihniyet terk edilmelidir. Bunun yerine gerçeklere uyan olgulari algilarin yerine koymali, çogulcu, esit ve demokratik bir anlayisi gelistirmelidir.
Baska bir çare yok. Eger ‘ortak bir gelecek’ kurmak isteniyorsa Türk siyaset kurumu kendi içinde ciddi bir degisim gerçeklestirmek zorundadir.
Lakin bu yüzyilda Kürtler mevcut duruma itiraz edecek ve bir siyasi statü sahibi olmak için uluslararasi toplumun gündemine oturacaktir. Bu kaçinilmazdir. Kürtler bulunduklari ülkelerdeki halklarla ya esit demokratik ve özgür bir ortak gelecek kurup birlikte yasayacak ya da bu kosullar olusmayacaksa ayrilip devletlerini kuracaklardir. Baska seçenekleri de yok, çareleri de yok. Çünkü bu yeni yüzyilda hiçbir sey eskisi gibi olmayacak.
Kürdistani kendi aralarinda pay etmis olan devletler, buna hazir olmali ve bir formüle razi olmalidir. Kürtleri tatmin ve memnun edecek, Kürtlerin asgari demokratik ve ulusal haklarini güvenceye alacak bir yeniden yapilanma için, kendi milletlerini ikna ve razi etmek durumundadir. Esit, adil demokratik çogulcu federal bir yapilanma her halkin çikarinadir. Bu saglanirsa Kürtlerin ayri ve bagimsiz bir devlet kurmaya yönelmesi gündeme gelmeyebilir.
Kuskusuz ki Türk siyaset kurumu, bugün bu yapi ile degisime niyetli de degil, hazir dadegil. Bu nedenle siyaset kurumu algilarini degistirmeli, olgulardan hareketle yeniden sekillenmelidir.
Türkiye bakimindan yeni dünyanin uygar ve soylu bir üyesi olmanin yolu içte ve dista demokratik barisçi politikalarini hayata geçirmekten geçer. Bu nedenle Türkiye çok sesli, çogunlukçu, iki toplumlu esit ve demokratik bir yeniden yapilanmaya hazir olmalidir. Çagdas dünyaya entegre olmanin baska yolu yok.
Latif Epözdemir